ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

Zarrab Davası : Amerika Türkiye’den ne istiyor ?

27 Kasım’da ABD’de asıl duruşması başlayacak olan Reza Zarrab
davası öncesinde birileri bütün dikkatleri bu davaya çekmeye çalışıyor. Bu
şekilde, dava sürecinde yapmayı planladıkları algı operasyonunun etkisinin
olabildiğince büyük olmasını hedefliyorlar.

Tıpkı 17-25 Aralık sürecinde olduğu gibi…

27 Kasım süreciyle 17-25 Aralık sürecinin planlayıcı
aktörlerinin aynı kişiler olduğu konusunda şüphemiz yok: ABD’deki Erdoğan ve AK
Parti iktidarını devirmek isteyenler ile bu iş için kullandıkları FETÖ.

27 Kasım sürecinin akıbetinin de 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe
girişimleriyle aynı olacağı konusunda da şüphemiz yok. Bu darbe girişimleriyle
devirmek istedikleri Erdoğan hükûmeti nasıl bu süreçlerden daha güçlenerek
çıktıysa, 27 Kasım sürecinden de daha güçlenerek çıkacaktır. Zira Türkiye halkı
bu darbe girişimlerinin sadece Erdoğan ve AK Parti’yi değil aynı zamanda
Türkiye’yi de hedef aldığını açık bir şekilde görüyor ve bu hedefi boşa
çıkarmak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek veriyor.

Türkiye, İran’a karşı Birleşmiş Milletler kapsamında uygulanan
yaptırımlara riayet ederken, Amerikan yönetiminin tek taraflı yaptırımlarına
uymadığı için hesaba çekiliyor. Zarrab ve Halkbank Genel Müdür Yardımcısı
Mehmet Hakan Atilla davalarının siyasi davalar olduğu ve 17-25 Aralık
süreçlerinde olduğu gibi, hukukun alet edilmesiyle siyasi sonuçlar elde
edilmeye çalışıldığı açık. Aradaki tek fark, 17-25 Aralık sürecini Türkiye’deki
maşalarına yaptırmışlardı, şimdi bizzat kendileri operasyonu yürütüyor.

Türkiye açısından bakıldığında, Amerikan yaptırımlarına uyması
konusunda Ankara’ya baskı yapıldığı 2011-2013 döneminde de sık sık dile
getirildiği gibi, Türkiye için bağlayıcı olan BM çerçevesindeki yaptırımlardı,
ABD’nin tek taraflı yaptırımları Türkiye-İran ekonomik ilişkilerine ve
dolayısıyla Türkiye’nin çıkarlarına büyük zararlar verdiği için Amerikan
yaptırımlarına uyulmamıştır.

Şimdi ABD’deki bazı finans çevrelerinin Erdoğan ve AK Parti
düşmanı lobilerle iş birliği yaparak, Halkbank’ın İran’la ticaret yoluyla
ülkemize kazandırdığı on milyarlarca dolara göz diktikleri görülüyor.
Türkiye’ye karşı kurulan bu kirli ittifak başarıya ulaşırsa, hem Türkiye’nin
milyarlarca dolarına el koymayı hem de buna paralel olarak yürütecekleri
ekonomik algı operasyonuyla Türkiye ekonomisini krize sürüklemek suretiyle
Erdoğan iktidarından kurtulmayı düşünüyorlar.

Peki, bu hedeflerine ulaşma konusunda başarılı olabilirler mi?

ABD’deki Türkiye düşmanı lobinin Türkiye’yi sıkıştırma ve
Erdoğan iktidarını devirme hedefine ulaşmak için çok sayıda araçları olduğu
görülüyor. Bunları sayalım:

Türkiye’de yapılan ve devam eden tasfiyelerle tehlikesi
azaltılsa da, FETÖ’nün ABD’deki söz konusu lobinin Türkiye karşıtı
operasyonlarında hâlâ en önemli ve etkili aracı olduğunu ifade etmek gerekir.
Türkiye’de başta güvenlik bürokrasisi olmak üzere devletin neredeyse bütün
kurumlarına sızmış olan bu yapının bu kurumlara hâkimken elde ettiği bilgileri
ABD’deki Türkiye düşmanı çevrelerle paylaştığı düşünüldüğünde tehlikenin ne
kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılır.

PKK’yı Türkiye siyasetini yönlendirme konusunda hep bir “havuç ve sopa”
politikası aracı olarak kullanan ABD’nin, Suriye iç savaşı sırasında bu örgütün
Suriye topraklarının bir bölümünü kontrol edecek kadar güçlenmesini sağlaması
da Washington yönetiminin PKK/PYD’yi önümüzdeki dönemde Türkiye’ye müdahale
konusunda daha fazla kullanacağının göstergesi olarak okunmalıdır.

ABD’nin dünya ekonomisindeki ağırlığı ve uluslararası finans
kurumlarındaki etkinliği de Washington’un bu kurumlar üzerinden Türkiye’ye
karşı ekonomik saldırı yapabilmesine imkân tanıyor.

Başta CIA ve NSA olmak üzere dünyanın en etkili istihbarat
kurumlarına sahip olması da ABD’nin bu kurumlar yoluyla yapacağı manipülatif
algı operasyonları ve düşmanca istihbarat faaliyetleriyle Türkiye’ye müdahale
etmesine imkân tanıyor.

Türkiye’de, Erdoğan ve AK Parti iktidarına karşı seçim yoluyla
başarı elde edemediği için her türlü yöntemi deneyerek bu iktidarı devirmeye
hazır bir muhalif kitlenin varlığı belki de ABD’deki söz konusu çevreleri
Erdoğan’ı devirme hedefleri konusunda en fazla umutlandıran husustur. Muhalefet
partilerinin bir kısmının Zarrab ve Halkbank davalarını yorumlama biçimleri bu
konudaki umutlarının boş olmadığını gösterecek türden değil mi?




























Bu araçların, ABD’deki Türkiye düşmanı lobinin Erdoğan
yönetimini devirmesine neden yetmeyeceğini bir sonraki yazıya bırakalım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir