ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

14 Mayıs’ta İsrail askerlerinin sekiz
aylık bir bebek dahil 60 civarında Filistinli göstericiyi öldürmesi,
yüzlercesini yaralaması tüm dünyada vicdan sahibi insanlarda derin öfke
yarattı. Dünya korkunç ve utanç verici bir katliama şahit oldu. Maalesef
dünyanın buna tepkisi çok zayıf kaldı. 14 Mayıs İsrail devletinin kuruluşunun
70. yıldönümü ve Donald Trump’ın kararıyla ABD elçiliği o gün Tel Aviv’den
Kudüs’e taşındı. Filistinliler 14 Mayıs’ı topraklarını kaybettikleri Felaket
Günü (Nakba) olarak anar. Kudüs konusu Filistinliler için kutsal bir konu.
Nakba gününde Trump’ın kararını protesto etmeleri beklenen bir şeydi. İsrail
ordusu bir süreden beri Gazze’de yapılan protesto yürüyüşlerine karşı orantısız
güç kullanıyor. 14 Mayıs’ta bu doruğa çıktı ve hem Trump, hem de Netanyahu
vicdanlarda mahkum edildi. Bu yaşananları çok farklı yönlerden incelemek
mümkün. Donald Trump’ın uyguladığı tek taraflılık (unilateralism) bu yönlerden
biri. Trump ülkesinin elçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alırken tek yanlı
davrandı. Avrupalı müttefiklerinin, diğer uluslararası aktörlerin, uluslararası
örgütlerin uyarılarını dinlemedi. Trump’ın İran’la nükleer anlaşmadan, Paris
İklim Anlaşması’ndan çekilme kararları da tek taraflı politikanın örnekleri.
Ticaret konusunda tek taraflı kararlar açıklıyor. Kudüs konusundaki kararı çok
sayıda sivilin ölmesi, yaralanması ile sonuçlandı. İsrail-Filistin anlaşmazlığı
daha da içinden çıkılmaz hale geldi. Fanatizme, radikalizme malzeme sağlandı.

ABD’de tek taraflılık (unilateralism) ile
çok taraflılık (multilateralism) eğilimleri arasında devamlı mücadele
olagelmiştir. ABD dış politikası bu iki eğilim arasında gider gelir. 1823
Monroe Doktrini tek taraflılık, NATO ise çok taraflılık örneği. 11 Eylül terörist
saldırılarından sonra Bush yönetimi “teröre karşı savaşta” tek taraflılığa
kaymış, “ya benim yanımdasınız, ya da düşmanımsınız” yaklaşımını benimsemişti.
Çok taraflılığın simgesi olan BM örgütünü adeta bir kenara itmişti. Buna rağmen
Bush yönetimi Irak’a askeri müdahale konusunda müttefikler bulmaya çalışmıştı.
Almanya, Fransa gibi ülkeler Bush’un Irak savaşını desteklemezken İngiltere
desteklemişti. Bush’un Ortadoğu politikaları ABD’ye pahalıya mal oldu ve Barack
Obama ile hataları düzeltme dönemi başladı. Obama hem seçim kampanyasında, hem
de iktidarda çok taraflılığın önemine vurgu yapmış, müttefiklerle daha yakın
diyalog geliştirmiş, BM’ye önem vermişti. Obama’nın izlediği çok taraflılık
ABD’ye birçok yarar sağladı. Donald Trump ile durum yine değişti. ABD’yi
yeniden “büyük” yapmayı iddiasında olan Trump ülkesini dünyada yalnız bırakmayı
başardı. İngiltere bile Trump’ın Kudüs, İran kararlarını desteklemiyor. Trump’a
kala kala İsrail, Suudi Arabistan, Macaristan gibi ülkeler kaldı. Trump’ın tek
taraflı politikaları Ortadoğu’ya, dünyaya ve ülkesine zarar veriyor ve verecek.




Financial Times gazetesinde yayınlanan
“The New World Order: Donald Trump Goes It Alone” başlıklı yazısında Gideon
Rachman Trump’ın tek taraflı politikalarını inceliyor. Başkalarına danışmadan,
tek başına hareket edebilmenin elbette çekici yönleri vardır. Hareket
serbestisi sağlar. Müttefiklere ihtiyaç duymadan, hiç bir sınırlama tanımadan,
kendi aklına göre dış politika yürütebilmeyi kim istemez ki? Bunun mümkün
olması için söz konusu ülkenin çok çok güçlü olması gerekir. ABD elbette
dünyanın en güçlü ülkesi. Askeri açıdan çok güçlü. En büyük askeri harcamayı o
yapıyor. Ekonomik açıdan çok güçlü. Ekonomik gücünün en önemli simgesi dolar.
Peki bu durum Trump’a tek taraflı politikalar izleme olanağı verir mi? Trump
bir süre bu politikaları izleyebilir. Avrupa’yı gözardı edebilir. Paris İklim
Anlaşması’nı terk edebilir. İran nükleer anlaşması konusunda Avrupalıları baskı
altına alabilir. Avrupalıların Amerikan ekonomik ve askeri gücüne ihtiyacı var.
Ticaret politikalarında Çin’e, Japonya’ya, Kanada’ya, AB’ye baskı yapmaya
çalışabilir. Ama nereye kadar? Trump’ın yapabileceklerinin bir sınırı var.
Öncelikle dünyada güçler dengesi değişiyor. Çin’in gücü hızla artıyor. Güçlenen
başka ülkeler de var. ABD’nin müttefikleri Trump’ın tek taraflılığı karşısında
alternatif politikalar aramaya başladılar bile. Avrupalılar kendi savunmalarına
daha fazla önem verme yolunda. Müttefikleri olmayan bir ABD zayıflamış bir ABD
olacak. Diğer güçler onu dengelemeye çalışacaklar. Çin ve Rusya zaten bunu
yapıyor. ABD sonuçta yine çok taraflılığa, müttefiklerine, uluslararası
örgütlere, uluslararası hukuka geri dönmek zorunda kalacak. Ama Trump’ın
politikalarının dünyaya faturası ağır olacak. Taha Akyol, Hürriyet gazetesinde
“Trump dengesiz, megaloman ve saldırgan tavırlarıyla asıl dünya barışını tehdit
ediyor” diye yazdı. Kudüs ve İran’la ilgili kararları bunun kanıtı.