ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & ÜLKELER DOSYASI

Çarpıcı açıklama : ABD 2050’ye kadar…

Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Thomas Fingar
ile NSA analisti John Schindler, “Amerika çağı sona mı eriyor?” sorusunu
cevapladı. Fingar, “Ulusal siyasetimiz 10 yıldır paralize olmuş durumda.
ABD artık gönülsüz bir egemen güç.” dedi. Schindler ise, “ABD artık tek
lider değil. 2050’ye kadar gücü azalmaya devam edecek.” diye konuştu.

“Bu
mu yani? Amerika çağı
sadece 72 yıl, 1945’ten 2017’ye kadar mı sürdü? 14. Louis’nin Fransa’ya
hükmetmesinden daha mı az? Onca çabaya rağmen, Sovyetler Birliği’nin ömründen
sadece 36 ay mı fazla?” Dünyaca ünlü Time Dergisi, geçen ay çok ses getiren
“Yanlız Amerika” başlıklı sayısında bu soruları irdeledi. Tüm dünya, “Amerikan
çağının sonuna mı geldik?” diye soruyor. Gazete Habertürk’te
yer alan haberde, 2 ABD‘li
uzman konuyla ilgili görüşlerini bildirdi. Biri Thomas Fingar… 2004-2005
yılları arasında istihbarattan sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’ydı.
Sonrasındaki 3 yıl da Ulusal İstihbarat Konseyi Başkanlığı yaptı. Konsey 4
yılda bir, yeni seçilen başkana, 15 yıl içinde dünyada gerçekleşebilecek
senaryoları içeren bir rapor hazırlıyor. Fingar, son raporunu 2008’de
hazırladı. Rapor, yeni seçilen başkan Obama’nın masasına konuldu. En çarpıcı
tespit şuydu: “2025’te ABD dünyanın tek lideri olmayacak.” Diğer isimse eski
bir Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) analisti ve harp okulunda ders vermiş olan
John Schindler…

‘ABD ARTIK GÖNÜLSÜZ BİR EGEMEN
GÜÇ’

– 2025’te ABD’nin tek egemen güç
olmayacağını tahmin etmişsiniz. Hangi verilere dayanarak bunu söylediniz?

ABD’nin
gücünün seviyesinde azalma olacağı, diğer ülkelerle aramızdaki farkın
kapanacağını tahmin etmiştik. Altını çizmek istiyorum; “ABD artık süper güç
olmayacak” demedik.

– “Tek süper güç” ifadesinin
altını çizmek gerek sanırım…

Evet.
Özellikle Batı bloku içerisinde ABD’nin gücü bir süredir diğerlerine kıyasla
azalıyor. Nedeni “Müttefiklerimizi güçlendirmeliyiz” politikamızın başarısı.
Hep “Müttefiklerimiz güçlüyse ittifaklarımız da güçlü olur” mantığını takip
ettik. Bunun sonucunda AvrupaJaponya yaralarını
sardı, zenginleşti, Doğu Asya Kaplanları ortaya çıktı. Böylece biz ve
müttefiklerimiz arasındaki mesafe kısaldı.

‘ABD HÂLÂ ODADAKİ GORİL’

– Ne kadar kısaldı?

Aslında
fark hâlâ hayli fazla. Dünya ekonomisinin yüzde 20’sine hükmediyoruz. Tabii 2.
Dünya Savaşı’ndan sonra neredeyse yarısına hükmediyorduk, haliyle bir düşüş
var. Askeri üstünlüğümüz hâlâ geçerli, yumuşak gücümüz hâlâ hayli etkin. Yani
hâlâ odadaki goril miyiz? Evet, öyle. Fakat Amerikalılar artık şunu söylüyor:
“Neden dünyada düzenin, güvenliğin sağlanması için bu kadar çok para
harcıyoruz? Neden başkaları da kendi paylarına düşeni yapmıyor?”

– Özellikle hangi alanlarda güç
azalması tespit ettiniz?

Mesela
şu anki başkan nedeniyle yumuşak gücümüzün tavana vurduğunu söyleyemem. Ulusal
siyasetimiz neredeyse 10 yıldır paralize olmuş durumda. Fakat bence bu döngü
halinde yaşadığımız ulusal yenilenmelerden biriyle sonuçlanacak. Halk yeniden
siyasete ilgi duymaya başladı. Genel verilere baktığınızda ekonomi iyi gidiyor
ama 80’lerden beri orta sınıf eriyor.

‘KİMSE ÇİN GİBİ OLMAK İSTEMİYOR’

– Trump’a oy verenler de daha çok
bu kesimdi değil mi?

Evet.
Ama sadece sağ değil solda da benzer durum var. İşler yolunda gitmiyor ve
yönetim de istenen çözümleri bulamıyor. Fakat her şeye rağmen Amerikalılar
ülkelerinin düşüşte olduğunu düşünmüyor. Sadece istemedikleri bir siyasi
durumun içine düştüklerini ve düzelebileceğini söylüyor. Federal hükümet
ülkemizdeki birkaç aktörden sadece biri. Çünkü denge ve denetim
mekanizmalarımız devrede. Trump yönetimiyle birkaç yıl daha idare edebiliriz.
Demokratik sistemimiz zarar gördü ama çökmeyecek, onarabiliriz.

– Peki ya rakipler?

Dünyada
pek çok yeri gezdim, hiç “Çin gibi olmak istiyoruz” diyeni duymadım. Herkes Çin
gibi büyümek istiyor ama yumuşak güç anlamında aksi söz konusu. Özellikle de
demokrasi konusunda.

‘ORTADOĞU’YA PETROL İÇİN GİRDİK
AMA ARTIK ÇIKARIMIZ YOK’

– Özellikle Ortadoğu’da
“Artık ABD’nin zamanı bitti” diyenler çok. NedeniAfganistanIrakSuriye savaşları.
Ne dersiniz?

Sorunun
temeli, “ABD Ortadoğu’da egemen güç olmak istiyor” tezine dayanıyor. Ama son 30
yılda, yani hükümet yetkilisi olduğum dönemde ben bunu görmedim. Bakın,
Ortadoğu’ya giriş sebebimiz petroldü. Ekonomimiz için çok önemliydi ama artık
değil. Her yerde petrol var. Orada hâlâ kalmamızın nedeni siyasi. Amerikan
halkı da haliyle “Neden hâlâ oraya para akıtıyoruz, oranın istikrarı neden
bizim meselemiz?” diyor. Gerçekten de Ortadoğu’da artık yok denecek kadar az
çıkarımız var ve Obama’nın dış politikası da buna dayalıydı.

– 11 Eylül saldırıları sonrası
yaratılan retorik aksi değil miydi? “Ortadoğu’daki terör bizi evimizde vurdu”
söylemi. DEAŞ saldırıları da aynı şekilde…

Bazı
Amerikalı siyasilerin aksine şunu söyleyeceğim: Topraklarımızda yabancı terör
nedeniyle ölenler neredeyse yılda bir kişi. Peki ya biri sıfıra indirmek için
ne kadar milyar dolar,
ya da siyasi bedel ödememiz gerek? Bence bu daha çok Avrupa’nın, Türkiye’nin,
Fransa’nın, Almanya’nın
meselesi. Dostlarımıza sırtımızı dönemeyiz ama bu sorun birlikte çözülmeli.

– “Egemen güç” olmanın bedelini
ödediğinizi mi düşünüyorsunuz?

Bakın,
ABD artık gönülsüz bir egemen güç. Dostum John Ikenberry’nin söylediği gibi
artık “liberal egemen güç” olmak istiyor. Emperyal bir güç değil…

‘DÜŞMANIMIZ YOKKEN NEDEN 800
MİLYAR DOLAR HARCIYORUZ?’

– Trump, NATO’ya
kızarken bu duyguları mı dile getiriyor?

Tabii
ki söyleyiş tarzı korkunç ama evet. Mantık şu: Topraklarımızda düşmanımız
yokken neden savunmamıza 800 milyar dolar harcıyoruz? Artık ABD geçmişi
istemiyor, yeni bir sistemi istiyor. Sorumlulukların eşit paylaşıldığı, daha
sorumluluk sahibi bir düzen istiyor.

– 2008’deki raporunuzda “Türkiye
yükselen güçlerden biri olacak” demişsiniz. Böyle mi oldu?

Türkiye
konusunda hayal kırıklığı yaşadım. O dönemde ülkeniz AB’ye uyum yasaları
çıkarıyordu. Tabii ki sorunlar vardı ama bizim açımızdan veriler önemli
ilerlemelere işaret ediyordu. Şimdiki demokrasinin karakterine baktığınızda her
şey farklı. TabiiAvrupa
Birliği
’nin bunda çok büyük suçu var. Türkiye’yi birliğe
almalıydılar.

– Raporda Türkiye’nin ileride daha
milliyetçi ve muhafazakâr olacağını da yazmışsınız. Tespiti hangi verilere
dayanarak yaptınız?

Çok
zeki olduğumuzu söylemek isterdim ama pek çok global akıma baktık. Bunlardan
biri dünyanın pek çok yerinde artan dindarlıktı. Ayrıca kimlik siyasetinin
yükselişi… Türkiye’de dine karşı Kemalist baskıya
desteğin düştüğünü gördük. Tarihsel olarak anlayabiliyorum ama dini
özgürlüklere baskı çoktu.

‘ABD ARTIK TEK LİDER DEĞİL’

– ABD’nin dünyadaki hegemonyası ne
zaman başladı? 2. Dünya Savaşı’ndan sonra mı?

Kesinlikle.
1945’ten sonra, önce Batı’da egemen güç oldu. 1991’de Soğuk Savaş’ın sonra
ermesinin ardından da tartışmasız tüm dünyada lider güç oldu.

– Bu güç hâlâ devam ediyor mu?

ABD’nin
hegemonik gücü düşüşte ama tamamen yok olduğunu söyleyemeyiz. 11 Eylül
saldırıları sonrasında bu süreç başladı. Afganistan ve Irak’a düzenlenen askeri
operasyonlar, beklenen stratejik sonuçları getirmedi. Tabii ki bunlara Çin ve Rusya’nın
yükselişini de ekleyebiliriz. 11 Eylül, ABD’nin dikkatini daha kritik
meselelerden uzaklaştırdı. Çin’le rekabet gibi. Asya Pasifik yerine
ABD sadece Ortadoğu’ya odaklandı.

‘ABD’NİN GÜCÜ 11 EYLÜL’DEN SONRA
AZALMAYA BAŞLADI’

– Yani Amerikan yönetimi küresel
gelişmeleri doğru değerlendiremedi mi?

1979’dan,
yani İran Devrimi’nden
bu yana ABD’nin Ortadoğu stratejisi Suudi Arabistanve İsrail’le
işbirliğine dayanıyordu. Bir Şii hilalinin oluşmasını engellemek için. Ama 9/11
bunu değiştirdi, Irak’ı işgal ettik. Mesela bu ABD’nin uzun vadeli “İran’ı
durdurma” stratejisine hiç de uygun değildi. Çünkü Saddam İran tehdidiyle
mücadelede önemli bir aktördü. Fakat Trump’la birlikte İsrail ve Suudi
Arabistan
’la güçlü ilişkilere döndük. Şu an birinci stratejik amaç
İran’ı izole etmek.

– Trump’ın başkan seçilmesi,
ABD’nin dünyadaki gücünün azalmasını hızlandırdı mı?

Kesinlikle
durumu daha da kötüleştirdi. Çünkü yönetim içinde tutarsızlık var. Kimse ABD
politikasının ne olduğunu anlayamıyor. Beyaz Saray bir
şey söylüyor, Pentagon başka şey… Müttefiklerimiz ve rakiplerimiz için çok
kafa karıştırıcı bir durum.

– Türkiye de bundan mustarip.
Özellikle de YPG konusunda…

(Gülüyor)
Anlayabiliyorum. Hepimizin “Artık ABD dünyanın tek egemen gücü değil, egemen
güçlerinden sadece biri” gerçeğini anlayacak ve yönetecek bir başkana ihtiyacı
var. Fakat Trump hiçbir şeyi yönetemiyor.

– Trump’ı suçlamak kolay ama ya
ondan önceki başkanlar?

Obama,
Bush’tan çok farklı bir dış politika izleyeceği sözünü verdi ama hiçbir şey
üretemedi. 11 Eylül’den sonra askeri güce çok fazla vurgu yaptı fakat Obama
diğer uca fazla savruldu. Askeri güce önem vermedi. Ortadoğu’da kritik hatalar
yaptı.

– Suriye, Irak… “Trump tüm bu
felaketleri devraldı” diyebilir miyiz?

Evet.
Suriye savaşının sorumlusu tabii ki Obama. Esad kimyasal silah kullanıp
Obama’nın çektiği kırmızı çizgiyi geçince ABD hiçbir şey yapmadı. Özellikle
bundan sonra Suriye’de Rusya daha üstün pozisyona geçti. Esad rejiminin bir
yere gitmeyeceğini görüyoruz. Böylece “Rusya, Suriye’deki en önemli hedefine
ulaştı” diyebiliriz.

– Bir de İran’ın artan gücü var
tabii, yerleşik Amerikan güvenlik anlayışının kâbusu…

Evet.
Eğer ABD dış poltikasının en büyük amacı İran’ın Ortadoğu’daki yükselişine mani
olmaksa, Amerikan politikası başarısız oldu. Çok net. Ayrıca Obama açısından
bir başka başarısızlık daha var. Rusya, müttefiki Esad’ın arkasında durmayı
başardı. Fakat ABD’yi düşünün, Arap Baharı sırasında Washington’un
müttefiki olan pek çok rejim devrildi. Liderler Beyaz Saray’ı arayıp durdu ama
Obama hiçbirinin telefonuna çıkmadı. Ortadoğu’daki herkes şu dersi çıkardı: ABD
ancak çıkarına uygun olduğu zaman dost oluyor. Kimse ABD’ye güvenmiyor, eğer
güven yoksa egemen güç olarak kalamazsınız.

– Peki, kilit bir ortak olan
Türkiye’yle kötü ilişkiler ABD’nin gücünün azalmasını hızlandırır mı?

Erdoğan
Türkiye’sinin ortaya çıkışı tabii ki Amerika’nın kafasını karıştırdı. MeselaAnkara ve Tel Aviv arasındaki
ilişkiler eskisi gibi değil, işbirliğinin öldüğünü söyleyebiliriz. Türkiye ve
ABD’nin çıkarları eskisi gibi artık bire bir örtüşmüyor. Bu da ABD’nin
bölgedeki gücünü daha karmaşık hale getiriyor. Irak Savaşı’nda Türkiye’nin
tezkereyi reddetmesi, artık kendi çıkarlarının peşinden koşacağının sinyaliydi.
O olaydan sonra her şey baş aşağı gitti.

– ABD’nin azalan gücü nedeniyle
Türkiye gibi pek çok ülke başka müttefikler mi arıyor?

Kesinlikle.
Fakat bu konuda da şüphelerim var çünkü Rusya- Türkiye ilişkilerinin çok uzun
bir mücadele tarihi var.

‘RUSYA ORTADOĞU’NUN KİTABINI
YENİDEN YAZIYOR’

– Ortadoğu’da ABD’nin en büyük
rakibi kim? Rusya mı, İran mı?

Rusya.
Fakat ikisinin işbirliği Amerikan-Suudi-İsrail üçgenine çok büyük tehdit
oluşturuyor. Eğer Rusya’nın amacı Amerikan hegemonyası olmadan Ortadoğu’nun
kitabını yeniden yazmaksa, bu hedefe hızla ilerlediklerini söyleyebilirim.

– Peki dünyada en büyük rakip kim?
Çin mi, Rusya mı?

Uzun
vadede kesinlikle Çin. Devasa ekonomisi ve nüfusuyla…

– ABD’nin gücüne ne kadar ömür
biçiyorsunuz?


























































































































2050’ye
kadar azalmaya devam edecek. O tarihte bambaşka bir dünya göreceğiz. Tabii ki o
tarihe kadar çok büyük bir askeri yenilgi yaşamazsak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir