ÜLKELER/KITALAR DOSYASI


CEMAL TUNÇDEMİR


Bundan
tam 55 yıl önce bu akşam, 34’ncü ABD Başkanı Dwight Eisenhower,
televizyondan canlı yayınlanan veda konuşmasına başladığında pek kimse
dinlemedi bile. Herkes iki ay önce ABD başkanı seçilen ve bu konuşmadan üç
gün sonra da göreve başlayacak genç başkana odaklanmıştı. John F.
Kennedy
, ülkenin ilk Katolik başkanı olarak bir tarihe de imza
atıyordu aynı zamanda.


Ancak
o günlerde kimsenin dikkat etmediği o konuşmanın ne kadar önemli olduğu
yıllar sonra anlaşıldı ve sayısız akademik ve politik metne referans haline
geldi. 20’nci yüzyıl biterken, neredeyse bütün siyasi uzmanlarca, ‘20’nci
yüzyılın en önemli konuşmalarından biri
’ olarak kabul edilir hale
gelmişti.


1953
başında Harry Truman’dan devraldığı başkanlığı 8 yıl sonra 1961 başında John F.
Kennedy’e teslim eden Eisenhower, İkinci  Dünya Savaşının kilit
komutanlarından biriydi ve İkinci Dünya Savaşı sırasında ‘’5
yıldızlı orgeneral
’’ rütbesi verilen 5 orgeneralden biridir. 11 Eylül
1941 tarihinde temeli atılan meşhur ‘Pentagon (beşgen)’ un, 5 köşeli, 5 katlı
ve 5 bağlantı koridorlu olmasında, İkinci Dünya Savaşında 5 yıldız verilen bu 5
ağır orgeneralle ilgisi olduğu yönünde bir şehir efsanesi bile var. Bu orgeneraller,
Eisenhower’ın yanı sıra George Marshall, Douglas MacArthur, Henry Arnold ve
Omar Bredley.


İkinci
Dünya Savaşında Avrupa’yı ‘kurtaran’ Eisenhower, 1951 yılında NATO’nun ilk
başkomutanı oldu. 1952 yılında ise, Cumhuriyeti Partinin başkan adayı olarak,
komünizme,
Kızıl Kore’ye ve yolsuzluğa karşı kutsal savaş
’ motifli
kampanyasıyla Demokrat rakibi Adlai Stevenson’a karşı ezici bir zafer kazanıp,
Demokratların 1932’den beri süren Beyaz Saray hakimiyetine son verdi.


Eisenhower,
Türkiye’yi ziyaret eden ilk ABD başkanıdır aynı zamanda. 27 Mayıs darbesinden
7-8 ay kadar önce 1959 tarihinde çıktığı 18 günde 11 ülkelik Avrupa-Asya
turu çerçevesinde Ankara’ya da uğramıştır.


Türkiye
ziyaretinden yaklaşık 1 yıl sonra yapılan seçimde, kendisinin Başkan yardımcısı
Richard Nixon’u yenen John F. Kennedy ABD başkanı oldu. İşte 20’nci yüzyılın en
önemli konuşmalarından biri olarak anılan bu çok çok önemli konuşma da o
seçimden yaklaşık iki ay sonra ve Eisenhower başkanlığı Kennedy’e devretmeden 3
gün önce yapıldı.


‘Sınai Askeri Yapı’


Eisenhower,
veda konuşmasında
Amerikalıları, ülkelerini, özgürlüklerini ve demokrasilerini tehdit edebilecek
bir düşmana karşı uyarıyordu. Bu ‘potansiyel’ düşman ne Sovyetler ne Çin ne de başka
biriydi. ‘’Endüstriyel askeri yapı (military industrial complex)’’ dediği,
politikacılar, Pentagon ve onları donatan silah sanayi üçgenindeki parasal
ilişki ağıydı. Bu uyarıyı bir komplo teorisi yazarının değil, varsa böylesi bir
ilişki ağını pek iyi bilebilecek konumda parlak bir asker ve şahin bir
Başkan’ın yapması, konuşmayı sıradışı yapan en önemli yapan özellik.


Eisenhower’ın
eleştirdiği şey ‘savunma
sanayi’
değildi. Bunun gerekli olduğuna inanıyordu zaten. Ancak bu
gerekliliğin istismarına dayalı bir işleyişin oluşması tehdidine dikkat çekmeye
çalışıyordu. Ülkenin askeri harcamalarının ve askeri savaş endüstrisinin devasa
boyuta gelmesinin ABD için bile yeni bir deneyim olduğuna dikkat çeken
Eisenhower’ın kullanarak ölümsüzleştirdiği ‘military-industrial complex’
ifadesi, sonraki yıllarda silah sanayi – ekonomi – politika ilişkisinin en çok
kullanılan kavramlarından biri oldu. Eisenhower’ın biyografisini yazan Geoffrey
Perret’ın aktardığında göre konuşmanın ilk taslaklarından birinde bu ifade
aslında, “military–industrial–congressional
complex
(Askeri-Sınai-Politik yapı)” şeklinde Kongre’yi de
içeriyordu. Ancak, Ike, Kongre üyelerinin daha iki ay önceki seçimle
görevlerine yeni seçilmiş olduklarını dikkate alarak konuşmasında ‘Kongre’
sözcüğünü çıkarmıştı.


Eisenhower’ın
bu konuşmasıyla ünlendirdiği önemli kavramlardan biri ise, ‘unwarranted
influence
(gayrimeşru tesir)’ ifadesiydi.


Savaş partisinin gayrimeşru tesiri


İkinci
Dünya Savaşının da etkisiyle ordunun, Amerikan politik, ekonomik ve hatta
manevi hayatının merkezine yerleştiğine dikkat çeken Eisenhower, ‘’Böyle bir
şeye tevessül etse de etmese de, sınai askeri yapının devlette gayrimeşru tesir
kazanmasına karşı tetikte olmalıyız. Böylesi yersiz bir gücün büyüme
potansiyeli var ve bunda ısrar edecek. Bu ittifakın demokratik gelişimimizi ve
özgürlüklerimizi tehdit edecek boyuta gelmesine izin vermemeliyiz
’’
diyordu.


Ancak,
ekonomiye ‘askeri Keynesyan’ bakış, altın çağını yaşıyordu. Bu anlayışa göre
devletin askeri harcamaları ekonomiyi büyütürdü. Kennedy bile 3 yıllık
başkanlık döneminde bu politikaları sahiplendi. Ta ki Jimmy Carter’a kadar.
Carter, tarihçi Michael Sherry’nin ‘’1930’lardan beri savaşın gölgesindeki
ABD’’ adlı kitabında anlattığına göre başkanlığına, ‘’Amerika’nın askerileştirilmiş
geçmişiyle bağını koparma gayesiyle
’’ başladı. Ancak, başkanlığı, etkili ve
geniş bir koalisyon karşısında dördüncü yılda fiyaskoyla sonuçlandı. Savaş
partisinin bugün bile Carter’a hıncı dinmiş değil. Reagan’ın başkanlığı ise
endüstriyel askeri sanayi yapının altın yılları oldu. Clinton döneminde sönmeye
başlayan ikbal, 11 Eylül’ün ateşinde yeniden parladı. Arjantin’in geçtiğimiz
yıllarda ölen devlet başkanı Nestor Kirchner, 2010’da ünlü yönetmeni Oliver
Stone ile yaptığı sohbette,  George W. Bush’un Meksika’daki Amerikalar
Zirvesi sırasında kendisine, ‘’Ekonomiyi düzeltmenin en iyi yolu savaştır’’
dediğini söylemişti.


Nefret ve korku tehdidine karşı uyaran bir Cumhuriyetçi başkan


Cumhuriyetçi
Partinin başkan aday adaylarının tamamının adaylık kampanyalarını bir tür
‘korku ve nefret’ yarışına dönüştürdüğü 2016’dan 55 yıl önce şöyle konuşuyordu
Ike:


‘’Kadim
tarihin vardığı noktada Amerika biliyor ki, Dünyamız her geçen gün küçülüyor.
Dolayısıyla, ürkütücü korku ve nefrete dayalı olmaktan kaçınılmalı ve bunun
yerine karşılıklı güven ve saygının bir konfederasyonu olmalı. Bu konfederasyon
eşitler arası olmalı. En zayıf da konferans masasına bizimle aynı
özgüvenle gelebilmeli. Bizim, moral, ekonomik ve askeri gücümüzle güvende
hissettiğimiz kadar kendini güvende hissetmeli. Geçmişin hüsranlarıyla yaralı
olsa da bu masa, savaş meydanlarında yaşanmış belli acılarından dolayı
devrilmemeli.


Karşılıklı
onur ve güvenle silahsızlanma mutlaka devam etmesi gereken bir şey.
Farklılıklarımızı, silahla değil, entelekt ve saygın amaçlarla
uzlaştırmayı hep beraber öğrenmemiz gerekiyor. Üzülerek belirtmeliyim ki,
bunun bu kadar açık bir ihtiyaç haline gelmesine rağmen, yetkilerimi bu alanda
büyük hayal kırıklığıyla bırakıyorum. Savaşın korkunç ve silinmez izlerine
tanık olmuş biri olarak, bir başka savaşın, binlerce yılda acıyla ve sabırla
inşa edilmiş bu uygarlığımızı sileceğini bilen biri olarak, keşke bu akşam size
barışın ışığı ufukta gözüktü diyebilseydim.’’


Entelektüel merakın yerini güvenlik alırsa


Eisenhower’ın
bu konuşmasında dikkat çekici bir başka uyarısı da, insanlığın gelişiminden
çok, devletin etkinliğini artırmaya matuf bilimsel çabaların demokrasiye ve
özgür topluma oluşturacağı tehdide dikkat çekmesiydi. Konuşmasında ‘özgür
üniversitenin tarihsel olarak özgür düşüncenin ve bilimsel keşiflerin kaynağı
olduğuna
’ dikkat çeken Ayzınhavır, devletin kendi etkinliğini pekiştirmek
için aktardığı devasa kaynakların desteklediği ‘özel amaçlı’ araştırmaların,
üniversitelerde ‘entelektüel merakın’ yerini almasının, ‘kamu politikasının
dar bir uzman grubunun kontrolüne geçmesi sonucu doğuracağı
’ uyarısında
bulunuyordu.


Konuşma
bitirdikten 3 gün sonra İke’ın başkanlığı bitti. Ancak ‘’Soğuk Savaş’’ 30 yıl
daha sürdü. Ve Amerikan askeri endüstriyel yapı tarihte görülmemiş muazzamlıkta
büyüdü. Soğuk Savaş biterken Sovyet Komünist Parti yöneticilerinden biri,
NATO’nun şahsında belki de bu yapıya, ‘’Size en büyük kötülüğü yapacağız.
Sizi düşmansız bırakacağız
’’ diye sesleniyordu.


Ancak
Soğuk Savaşın bitmesi bu yapıyı kısa süreli açıkta bıraksa da yine de yıkamadı.
ABD’nin efsane diplomatı George Kennan, 1987 yılında, Norman Cousins’in
The Pathology
of Power
kitabına yazdığı önsözde, ‘’Sovyet İmparatorluğu yarın
okyanusun dibine batsa bile Amerikan askeri endüstri kompleksi var olmak
zorunda. Yeni bir düşman icat edinceye kadar önemli oranda değişmeden kalacak.
Başka türlüsü, Amerikan ekonomisine kabul edilemez bir şok yaşatır
’’
diye yazıyordu. Amerika, bugün bile kendinden sonra gelen 13 ülkenin
toplamından daha fazla savunma harcaması yapıyor. Bu 13 ülkenin 11’i kendi
müttefiki olmasına rağmen.


Woodrow
Wilson’a bir konuşmasını yazmasının ne kadar sürdüğünü sormuşlar. ‘’Konuşmanın
süresine bağlı. 10 dakika konuşacaksam, yazmak için en az 1 haftaya ihtiyacım
var. 15 dakikalık konuşma için 3 güne, yarım saatlik konuşmayı yazmak için 2
gün hazırlığa ihtiyacım var. Eğer 1 saatten fazla sürecek bir konuşma yapmamı
istiyorsanız hazırım, şimdi yapabilirim.
’’ demiş.


İke’ın
16 dakikalık bu konuşmasını hazırlamaya çok uzun süre önce başladığı sonradan
ortaya çıktı. Yaklaşık 20 ay önce, konuşmalarının metin yazarı Malcolm
Moos’a ‘manşetlere
girecek bir konuşma peşinde olmadığını
‘ söylemişti. Tarihe bir
mesaj bırakmak istiyordu. Öyle de oldu. 17 Ocak 1961 günü akşam 20:30’da
televizyondan da canlı yayınlanan konuşma ertesi günü gazetelerde çok sıradan
bir haber muamelesi gördü. Kimse henüz konuşmanın öneminin farkında değildi.


Eisenhower,
küçülen dünyada nefret ve silahın, entelektüel zihin ve diyaloğun yerini
almasından yakındığı veda konuşmasını şöyle bitirdi:


‘’Cuma
günü, öğle saatinde yeniden normal bir vatandaş olacağım. Bunu yapacağım için
gururlu ve buna çok hevesliyim. İyi akşamlar
’’


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir