AMERİKA DOSYASI /// Armağan KULOĞLU : ABD Türkiye’yi umursamıyor mu ???


Armağan KULOĞLU : ABD Türkiye’yi umursamıyor mu ???
E-POSTA : <mailto:oakuloglu@gmail.com> oakuloglu@gmail.com

30 Nisan 2021 Cuma

ABD başkanları, her yıl 24 Nisan’da, 1915 yılındaki Ermeni tehcir olayı için konuşma yapar ve Türkiye’yle ilişkileri zedelememek için bu konuda net bir tavır takınmaktan kaçınırlar. Bugüne kadar Reagan dışında (daha sonra bunu geri almıştır) hiçbir başkan konuşmasında Ermeniler için “soykırım” ifadesini kullanmamıştır. Ancak bu yıl Biden bu ifadeyi kullanmaktan çekinmemiş ve bunu, “böyle bir zulmün bir daha olmaması için söylediği” hatasını da yapmıştır.

Biden bu cüreti nasıl gösterdi?
Biden, siyasi hayatı boyunca Türkiye ve Türkler aleyhinde, Rum ve Ermeniler lehinde bir tutum sergilemiştir.
Biden, seçim sürecinde Ermeni kökenli vatandaşlarına ve Ermeni diasporasına verdiği sözü tutma pahasına, Türkiye’yle olan ilişkilerin zedeleneceğini umursamamış, bir anlamda, Türkiye’yi gözden çıkarmışçasına hareket etmiştir.
Türkiye, ABD’nin PKK/SDG terör örgütünü desteklemesini, haksız bir şekilde F-35 programından çıkarılmasını, S-400, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularındaki tutumunu, dengeleri değiştirmek için Yunanistan’da çok sayıda üs kurmasını ve Yunan/Rum ikilisine verdiği aşırı desteği kabul etmemektedir. ABD Türkiye’yi sıkıştırma peşindedir. Ayrıca Karabağ konusundan da rahatsızdır. Türkiye’nin ekonomik sıkıntısını ve Halk Bank davasını da istismar aracı olarak görmektedir.
Bu durum Biden’i, Türkiye’nin karşılık veremeyeceği düşüncesine sevk etmiş, içinde sakladığı ve Türkiye’yi üzecek ifadeyi kullanması için cesaretlendirmiştir.

Açıklamanın sonuçları ne olabilir?
Bunun hukuki bir yönü yoktur. Bu konuda yapılan bazı teşebbüsler de amacına ulaşamamıştır. Ancak konunun, ABD başkanı tarafından sorumsuzca, fütursuzca ve haddini aşan bir şekilde ifade edilmesi, Türkiye düşmanlarını cesaretlendireceğinden siyasi önemi vardır.
Destek verdiğimiz ve toprak bütünlüğünü önemsediğimiz Ukrayna’nın bile, “1915 olaylarının devlet seviyesinde soykırım olarak ilan edilmesi gerektiğini” ifade etmesi, fırsat doğduğunda, dost olarak bildiklerimizin dahi bilinçaltının harekete geçebileceğini göstermiştir.

Türkiye’nin tepkisi “sözlü”
Türkiye’deki siyaset kurumu, diğer kuruluş ve kurumlar, böyle bir suçlamayı ve ifadeyi şiddetle reddetmiş, kınamış ve kabul etmediğini net bir şekilde ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı’nın konuşması da, muhataplarına ders mahiyetinde olmuştur.
Cesaretleri varsa, yapılan arşiv ve inceleme tekliflerini kabul edip, konunun açıklığa kavuşması için Türkiye’yle birlikte çalışırlar. Ancak işin kolayına kaçıp, yalan ve yanlışlarla suçlamalara devam edeceklerinden şüphe yoktur. Çünkü gerçeklerle yüzleşmek, Türkiye düşmanlığıyla beslenen çevrelerin işine gelmemektedir.
Türkiye’nin, ABD’yle birçok sorunların olduğu bir dönemde, ilişkileri çıkmaza sokmamak için şimdilik fiili bir karşılık vermeyeceği, sözlü karşı koymalarla yetineceği anlaşılmıştır. ABD ve müttefiklerin tehditkâr ve haksız politikasını umursamaz görünüp, konuyu Haziran’da yapılacak NATO liderler zirvesine bıraktığı görülmektedir.
Ancak Türkiye’nin, derhal uluslararası yoğun, etkin ve sürdürülebilir propagandaya başlaması, içinde bulunduğu ahval ve şart ne olursa olsun, gerektiğinde fiili girişimlerde bulunması, tarihi sorumluluğunun, onurunun ve egemenliğinin gereğidir.

ABD’nin müttefikliği tartışmalı
Bu gelişmelere rağmen ABD Dışişleri, Türkiye’yle ilişkilerin ortak çıkarlar üzerinden yürütüldüğünü, dost ve müttefik olarak anlaşmazlık konularını karşılıklı açık bir şekilde dile getirebildiklerini ifade etmiştir. Pentagon da, Türkiye’nin NATO ve ABD için önemli bir müttefik olduğunu, askeri ilişkilerde değişiklik olmayacağını, geliştirmeye devam edeceklerini, Biden’in açıklamalarının bunları etkilemesini beklemediklerini dile getirmiştir.
ABD’nin, ilişkileri, müttefiklikten vazgeçmeden, Türkiye’yi sıkıştırıp, kendi çıkarlarını ön planda tutacak şekilde yürütmeyi strateji olarak benimsediği anlaşılmaktadır. Ancak sürecin böyle devam etmesi mümkün değildir. Türkiye’nin politik alternatifler üretip, karşı konulamayacak girişimlerde bulunarak dengeyi sağlaması, hatta durum üstünlüğünü ele geçirmesi kaçınılmazdır.
Tribünlere oynamaktan, birbirimizi suçlamaktan vazgeçilmeli, iç cephenin güçlendirilmesine gayret edilmelidir.