Amerikalılar
En Fazla ‘Asker’lere Güveniyor


Mustafa Kuşcu* & Ali Haydar
Harmankaya**


Ülkemizde
İrticayla Mücadele Eylem Planı tartışmaları nedeniyle sivil – asker
ilişkilerinin iyice gerildiği şu günlerde, Amerika’da Harvard’s John F. Kennedy
School of Government bünyesinde çalışmalarını sürdüren The Center for Public
Leadership (Toplum Liderliği Merkezi) adlı kuruluşun yayımladığı National
Leadership Index 2009 – A National Study of Confidence in Leadership1
(Ulusal Liderlik Endeksi 2009 – Liderlere Duyulan Güvenin Ulusal Bir
Değerlendirmesi) başlıklı çalışma çok ilginç veri ve analizler ihtiva ediyor.
Ülkemizdeki asker – sivil ilişkilerinin nevi şahsına münhasır nitelikleri göz
önünde bulundurulduğunda bu çalışmanın sunduğu veriler daha şaşırtıcı bir
nitelik kazanıyor.


Toplum
Liderliği Merkezi’nin Amerika Birleşik Devletleri’nde 2005’ten bu yana her yıl
düzenli olarak hazırladığı Ulusal Liderlik Endeksi’ne göre 2005’ten bu yana
Amerikalıların genel olarak ülkedeki liderlere duydukları genel güven her yıl
biraz daha geriliyordu. Buna rağmen en düşük sonuçların alındığı 2008 yılında
bile Amerikan halkı “gelecekten umutlu olduğunu” ifade etmiş ve Amerikalıların
yüzde 39’u (ankete katılanlar arasında en kalabalık grup) 2008 seçimlerinden
sonra “işlerin yoluna gireceğine inandığını” ortaya koymuştu.


2008’den
sonra hazırlanan ilk endeks niteliğindeki 2009 endeksine göre Amerikan halkının
Amerikalı liderlere duydukları genel güven beş yılda ilk kez artış gösterdi.
Liderlerinin etkin ve başarılı olduğunu düşünen Amerikalıların oranı 2008
yılındaki yüzde 25’ten 2009 yılında yüzde 41’e yükseldi. Aynı dönemde ticari ve
siyasi liderlere duyulan güvende az da olsa artış yaşanırken, Wall Street
yönetimine duyulan güven azalmaya devam ederek diğer tüm sektör liderlerinin
gerisinde kaldı. Hep en yüksek seviyelerde seyreden askeri liderlere duyulan
güven ise 2009 yılı endeksinde de artmaya devam etti.


2005’ten
bu yana yıllık bazda toplam 5 kez hazırlanan güven endeksine göre bazı
kurumlara olan güven devamlı yükselirken, bazı kurumlara duyulan güvenin her
yıl en düşük seviyelerde kalması Amerikan halkının güven duymak için değişmez
bazı kriterleri aradığını; bazı beklentileri taşıdığını ortaya koyuyor.
Liderlerin “sözlerine itimat edilip edilmemesi” ve “liderlerin gerekli beceri
ve kabiliyeti haiz olup olmaması” bu kriterlerin en dikkat çekenlerinden.
Liderlerin “daha iyinin elde edilebilmesi için çalışması, vatandaşların
değerlerini paylaşması, ulaşılabilir olmaları ve yapıp ettiklerinden olumlu
neticeler alabilmeleri” liderlere duyulan güvende belirleyici olan diğer önemli
hususlar arasında yer alıyor.


2005’ten
bu yana yıllık bazda hazırlanan Ulusal Güven Endeksi’nin hazırlanabilmesi için
8 Eylül 2009 ile 18 Eylül 2009 tarihleri arasında 18 yaşını doldurmuş toplam
1.040 ABD vatandaşıyla telefon yoluyla anket yapılmış. Katılımcıların, ABD’nin
tüm ergen nüfusunu temsil edebilmesi için maksimum gayret sarf edilmiş; ABD’nin
resmi nüfus verilerinden faydalanılmış. Endeksin yer aldığı raporda istatistiki
veriler ayrıca; ırk, medeni durum, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma
durumu, gelir durumu, bölge, din, siyasi görüş, siyasi eğilim gibi gruplara
ayrılmış. ABD vatandaşlarının askeri kurumlar, kâr amacı gütmeyen hayır
kurumları, eğitim kurumları, yürütme organları, iş dünyası ve medyaya
duydukları güven grafikler halinde ortaya konulmuş.


Ulusal
Güven Endeksi 2009’da ortalama güven 100 olarak kabul edildiğinde genel güven
2009 yılında 94,4 ile ortalamanın altında kalsa da 2008’den 2009’a 2,8 puanlık
bir artış kaydetmiş. Öte yandan genel güvenin ortalamanın üzerinde çıktığı tek
yılın ise 101,4 ile 2005 olduğu anlaşılıyor. 2005’ten 2008 yılına kadar sürekli
bir düşüş yaşanırken, genel güvende artış ilk kez 2009 yılında kaydedilmiş.
Aşağıdaki tablo bu durumu açık bir şekilde ortaya koyuyor.





ABD’nin 11 Eylül saldırılarından sonra askeri müdahale
gerçekleştirdiği Afganistan ve Irak’ta kontrolü ele alamamasına ve bilhassa
Afganistan’da verdiği kayıpların 2009 yılında rekor rakamlara ulaşmasına rağmen
5 yıldır yapılan endekslerin tamamında en fazla güven duyulan kurumun askeriye
olması oldukça ilginç. 5 yılda da ortalama güven seviyesinin üzerinde kalan iki
kurum var: Biri kâr amacı gütmeyen hayır kurumları, diğeri ise askeriye. Askeri
liderlere duyulan güven hayır kurumlarına duyulan güvenin bile üzerinde.


ABD
vatandaşlarının kendi askeri liderlerine duydukları güveni ortaya koyması
bakımından Ulusal Güven Endeksi 2009’da yer alan şu veriler oldukça ilgi
çekici:


?
ABD vatandaşlarının art arda iki yıl ortalamanın üzerinde güven duydukları üç
kurum var. Bunlar sırasıyla askeri kurumlar, sağlık kurumları ve kâr amacı
gütmeyen hayır kurumları.

? Art arda iki yıl, ortalama güven seviyesinin üzerinde kalmayı başaran bu üç
kurumdan yalnızca askeri kurumlara duyulan güven 2008’den 2009 yılına artış
kaydetmiş. Diğer iki kuruma duyulan güven aynı zaman aralığında düşüşte kalmış.


? Art arda 5 yıl boyunca en fazla güven duyulan kurum askeriye olmuş. Başka bir
ifadeyle Ulusal Güven Endeksi’nin ilk yayımlandığı 2005’ten bu yana en fazla
güven duyulan liderler sıralamasında askeri liderler diğer sektörlerdeki
liderlerin gerisine hiçbir zaman düşmemiş; hep ilk sırada kalmış.

? 2005 yılından bu yana Ulusal Güven Endeksi’nde en istikrarlı seyri askeri
liderler takip etmiş.

? 2008 yılından 2009 yılına sağlık kurumları, kâr amacı gütmeyen hayır
kurumları, federal hükümetler, medya ve Wall Street’teki liderlere duyulan
güven azalırken askeri liderlere duyulan güven yükselmiş.


Ulusal
Güven Endeksi 2009 anketine katılan katılımcılara sorulan sorulardan biri de
“ülkenin gidişatının olumsuz, olumlu ya da sabit/aynı mı olduğunu
düşünüyorsunuz?” sorusu. Katılımcıların %33’ü olumlu/pozitif, %45’i
olumsuz/negatif ve %22’lik kısmı da sabit/aynı yanıtını veriyor. Burada dikkat
çeken husus, genel manada katılımcıların yarıya yakınının ABD’nin genel
gidişatını olumsuz bulmasına rağmen ülkede yürütme organları ve orduya duyulan
güvenin 2008 yılından 2009 yılına artış kaydetmesi.


Ulusal
Güven Endeksi 2009’da önceki yıllarda hazırlanan endekslerden farklı olarak ABD
vatandaşlarının liderlerine duydukları güvenin düzeyini belirleyen faktörler
ortaya konulmuş ve ardından ABD vatandaşları açısından hangi faktörün hangi
kurum için ne oranda etkileyici olduğu belirlenmiş. Bu faktörler; söze itimat,
kabiliyet, daha iyisi/güzeli için çalışma, ortak değerler, neticeye ulaşma,
halkın ihtiyaç ve kaygılarıyla ilgilenme şeklinde sıralanmış.


Raporda
yer alan grafik ve analizler, ABD vatandaşlarının bu nitelikleri hangi sektör
liderlerinde ne oranda bulduklarını ortaya koyuyor:


Katılımcıların
%77’si askeri liderlerin kabiliyetli olduğuna, %70’i askeri liderlerin toplumun
daha iyi seviyeye ulaşması gayretiyle mücadele ettiğine, %69’u askeri
liderlerin toplumun değerlerini paylaştığına, %70’i askeri liderlerin iyi
sonuçlar/güzel neticeler elde ettiğine, %68’i askeri liderlerin halkın ihtiyaç
ve kaygılarıyla ilgilendiğine inanıyor.


ABD
vatandaşlarının kendi ordularına ve askeri liderlerine duydukları güvenin son
beş yıl boyunca diğer tüm kurumlara duyulan güvenden daha yüksek olması,
üstelik Irak’taki belirsizlik ve Afganistan’daki açık hezimete rağmen bu
güvenin 2009’yılında büyük bir artış kaydetmesi ABD basının da gözünden
kaçmadı.


Amerika’nın
önde gelen gazetelerinden Washington Post, Ulusal Liderlik Endeksi 2009’a geniş
yer ayırdı. Toplumun eğitimci, aydın, yazar, editör, konuşmacı, girişimci,
hukukçu gibi farklı kesimlerinden tanınmış isimlere “Askeri liderlere duyulan
güvenin bu kadar yüksek seviyede olmasını hangi gerekçelere dayandırıyorsunuz?”
ve “Diğer sektörlerdeki liderler askeri liderlerin durumundan hangi dersleri
çıkarabilir?” şeklinde iki farklı soru yönelten gazete, 2 Kasım ile 9 Kasım
arasında yani tam bir hafta boyunca bu iki soruya verilen yanıtları yayımladı.


Bu
cevaplarda, Afganistan ve Irak’taki olumsuz askeri gidişata ve Vietnam’ın acı
hatıralarına rağmen nasıl oluyor da ordunun ve askeri liderlerin en güvenilir
kurum olmayı başarabildiğinin izlerini sürmek mümkün. Farklı mesleki
geçmişlerden gelen farklı isimler Ulusal Liderlik Endeksi 2009’un ortaya
koyduğu bulgulara farklı açılardan bakıyorlar.


Emekli
Deniz Subayı ve akademisyen olan, aynı zamanda San Diego İşletme
Üniversitesi’nde Küresel Liderlik yüksek lisans programının başkanlığını yapan
Bob Schoultz orduya artan güvenin sebebini “askerlerin görev ve fedakârlık
duygularının yüksek olmasına” bağlıyor. Bob Schoultz’a göre “Amerikan toplumu
görev ve fedakârlık duygusunun askerlerde var olduğunu hissedince orduya har
zamankinden daha fazla saygı duyuyor ve askeri liderleri takdir ediyor. Tabii
ki bu duygulara sahip olanlar sadece askeri liderler değil ama askerlerdeki
fedakârlık duygusunun niteliği ve derecesi son yıllarda olağandışı. Komutanlar
kendilerinden başkalarını düşünürler. Mesela komutanlar, askerleri yemeklerini
bitirinceye kadar yemeklerini yemezler. Komutanların sorumlu oldukları
askerlere karşı bu babacan tavırları onları dışarıdan izleyenlerin komutanlara
daha fazla güven duymasını sağlıyor. Bu durum bizim komutanlarımızın ayırt
edici özelliği olarak göze çarpıyor. Asıl soru ‘Amerika’nın geriye kalan
kısmının komutanlarımızdan ne öğrenebileceği?’ Cevap olarak ‘güvenilir
olabilmek, güven kazanmak ve hiçbir şart altında bu güveni zedelememek’ demek
gerekiyor. Toplumdaki algılama bu konuda önemli. Bununla birlikte, diğer
sektörlerdeki yöneticiler de Amerikalıların güvenini, inancını ve sadakatini
kazanma konusuna önem veriyorlar. Bu iş basit gibi görünebilir ama göründüğü
kadar kolay değil.”2


Orduya
duyulan yüksek güvenin nedenini askerlerin liderlik konusundaki yeteneklerine
bağlayan Columbia Üniversitesi’nden Profesör Todd Henshaw aynı zamanda Wharton
Liderlik eğitimi direktörlüğü yapıyor. ABD’nin en prestijli askeri okullarından
West Point’teki liderlik programının direktörlüğünü yürütmüş bir isim olarak
Aolan Todd Henshaw, “liderliğin masa başında değil daha çok sahada
öğrenilebilecek bir konu olduğunu, bunun askeri liderliğin en önemli ilkesi
olduğunu” söylüyor ve cevabında şu ifadelere yer veriyor: “Bu ilke askerlik
kültüründe çok kökleşmiş bir ilkedir. Ben askerlik yaptığım sırada, birçok iyi
ve kötü komutan ve stratejik bir vizyonu olan ya da önyargılarından
kurtulamayan birçok insanla karşılaştım. Ama orduda karşılaştığım pek çok
insanda ortak bir özellik vardı ki o da Amerikan ulusuna hizmet etme
duygusuydu. Kendi üslerine hizmet etmek, kendi askeri birliğine hizmet etmek ve
kendi ulusuna karşı duyduğu sadakat duygusuyla görevini yerine getirmek…”3


Eski
siyasetçi, vali yardımcısı ve sivil halka liderlik niteliği kazandırıp toplumun
yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen Kansas Liderlik Merkezi’nin Başkanı Ed
O’Malley’in cevabı işe şu şekilde: “Askerler kişisel çıkarlarından önce ülkenin
çıkarlarını düşündüğü için halktan daha fazla destek görüyorlar. Onların
meselesi para değil, görev ve özgürlüktür. Askerlerimiz popüler olmanın peşinde
değiller. Sadece Amerikan ulusunun onurunu korumak ve güvenliğini sağlamakla
meşguller. Biz komutanlarımıza güveniyoruz çünkü ordumuzu tanıyoruz. Benim
babam bir denizci, dedem ise havacıydı. Meslektaşımın kızı ise USS Truman
gemisinde çalışıyor. Bir arkadaşım da Afganistan’da görevli bir asker. Ben Wall
Street’teki milyarderlerin hiçbirini tanımıyorum ve bu benim için hiç de sorun
değil, halimden memnunum. Bir gün karacılardan, havacılardan ya da
denizcilerden liderlik dersi almayı düşünüyorum”4


Öte
yandan askeri liderlere duyulan bu büyük güven karşısında farklı bir noktaya
dikkat çeken Richmond Üniversitesi Jepson Liderlik Okulu öğretim üyesi Joanne
Ciulla, Washington Post tarafından yöneltilen sorulara cevaben “…açıklanan son
istatistiklere göre halkın önemli bir kısmı silahlı kuvvetlere ve komutanlara
büyük güven duyuyor. Bununla birlikte, meslekleri savaşmak olan bu insanları
onurlandırırken gayet dikkatli olmalıyız ve savaşın ne kadar kötü bir şey
olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamalıyız. Nidal Malik Hasan’a bu
beklenmedik olayı yaptıran şeyin ne olduğunu henüz bilmiyoruz ama ülkemizde ve
dışarıdaki korku, şiddet olayları, depresyon ve askerler arasındaki intihar
olayları bize savaşın kötü sonuçlarını hatırlatıyor. Bunlar yalnızca
askerlerimizin hayatına mal olmuyor; onların insanlığını da zedeliyor. Askerler
savaşın hem içinde hem dışında görev alıyor. Komutanların karşılaştığı
zorluklardan biri de savaşa gönderdikleri askerlerinin insanlıklarını
kaybetmeden geri dönebilmelerini sağlamaktır.” ifadelerini kullanıyor.5


The
Center for Public Leadership’in yayımladığı Ulusal Liderlik Endeksi bize
Türkiye açısından bazı önemli noktaları tekrar değerlendirme fırsatı sunuyor.
Vietnam’da yaşadığı utanç verici mağlubiyetin ardından ülkeyi tüm dünyanın
gözleri önünde kaçarcasına terk eden, Irak’ta ve Afganistan’da sivil halka
hayatı zehir eden, Irak’ın genelinde güvenliği ve huzuru bir türlü tesis edemeyen
ve El Kaide ile Taliban saldırıları karşısında Afganistan’ın en azından bazı
bölgelerinden çekilme planları yapan ABD ordusunun hâlâ en güvenilir kurum
olması kuşkusuz ilginç.


Buna
karşın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afganistan’dan Somali’ye, Sudan’dan
Kosova’ya, Bosna-Hersek’ten Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne kadar uzanan çok
geniş bir yelpazede yurt dışı misyonları çerçevesinde görev yaptığı ülkelerde
halkın gönlünü kazandığı ve uluslararası toplumun takdirine mazhar olduğu
herkesçe biliniyor. Şüphe yok ki ordumuzun bazı eksiklikleri var ve sivil
toplumla ilişkilerinin daha sağlam bir zemine oturtulması da gerekiyor. Bu
noktada sivil ve askeri liderlerin Türkiye’nin normalleşmesi sürecinde
karşılıklı anlayışı geliştiren ve işbirliği alanlarını artıran bir ortak süreç
yönetimine ihtiyaç duydukları ortadadır.


Bu
bağlamda belki şu noktalara dikkat çekilebilir:


?
Ordumuz titiz bir halkla ilişkiler çalışmasına ihtiyaç duymaktadır.

? Ordu içersinde yaşanan olumsuz münferit veya toplu olayların ordumuzun
tamamına teşmil edilmesine yol açacak, karşılıklı husumeti artıracak ve
tansiyonu yükseltecek davranışlardan kaçınılması ortak bir süreç geliştirme
açısından elzemdir. 


Amerika
Birleşik Devletleri ve Türkiye, sivil asker ilişkileri bakımından çok farklı
noktalarda olsa da, özellikle Amerikalıların seçimle göreve getirdikleri
siyasetçilerden çok askeri liderlerine güven duyması ise bu raporun ortaya
koyduğu diğer ilginç nokta. Özellikle kendisini demokrasinin beşiği olarak
tanımlayan ve bütün dünyaya demokrasi ihraç etme peşinde olan Amerika Birleşik
Devletleri’nde halkın askeriyeye duyduğu güvenin diğer tüm kurumlara duyulan
güvenden yüksek olması dikkat çekicidir.


Dileriz
her iki ülkedeki siyaset adamları da bu tür raporlardan gereken dersi çıkarır
ve halkın nazarında güvenlerini artırma hususunda doğru adımları atarlar.


* Mustafa Kuşcu, Ekopolitik araştırmacısı olup Irak ve Afganistan
üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. mustafakuscu@ekopolitik.org


**
Ali Haydar Harmankaya Ekopolitik araştırmacısı olup Ortadoğu üzerine
çalışmalarını sürdürmektedir. ali_haydar03@hotmail.com


1.
http://content.ksg.harvard.edu/leadership/images/CPLpdf/cpl_nli_2009.pdf


2. http://views.washingtonpost.com/leadership/panelists/2009/11/simple-but-…


3. http://views.washingtonpost.com/leadership/panelists/2009/11/ten-lost-ca…


4. http://views.washingtonpost.com/leadership/panelists/2009/11/the-leader-…


5. http://views.washingtonpost.com/leadership/panelists/2009/11/wars-voraci…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet