Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Pennsylvania sınırları içerisinde
bulunan ABD Ordusu Savaş Koleji’ne bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi en
büyük resmi düşünce kuruluşlarından birisi olarak biliniyor. Gülen’in
Saylorsburg’daki malikânesine sadece 130 mil uzaklıkta yer alan merkez, ABD’nin
askeri alandaki stratejisini belirliyor. Gerçek Hayat yeni sayısında
“Türkiye’nin Yeni Bölgesel Güvenlik Rolü / ABD için İçerdiği
Anlamlar” kitabıyla şu an içinde yaşadığımız günlere, 15 Temmuz sürecine
ve gelecekte yaşanması muhtemel hadiselere ilişkin ABD perspektifini gözler
önüne sererken son derece çarpıcı analizler içeriyor.


Türkiye’nin Yeni Bölgesel Güvenlik
Rolü / ABD için İçerdiği Anlamlar kitabı darbe girişimine ilişkin çarpıcı
ayrıntılar barındırıyor.


Suriye krizi, ABD ile güvenlik
ilişkilerinin değerini Türkiye açısından vurguladığı gibi aynı zamanda temel
konularda iki ülke arasındaki derin ihtilafları ortaya sermiştir. Kimisi halen
gömülü kalsa da bu ihtilaflar önümüzdeki yıllarda çok çabuk gün yüzüne
çıkabilir.


Douglas C. Lovelace / Stratejik
Araştırmalar Enstitüsü Müdürü


Düşünce kuruluşları, adı üzerinde
düşünce ve vizyon üreten kuruluşlardır. İngilizce karşılığı olan “think
tank” deyimi varlığını soğuk savaş yıllarına borçlu olsa da bugün faaliyet
gösteren birçok düşünce kuruluşunun geçmişi çok daha eskilere gider. Kısa adıyla
RUSI olarak bilinen The Royal United Services Institute for Defence and
Security Studies / Savunma ve Güvenlik Araştırmaları için Kraliyet Birleşik
Hizmetler Enstitüsü 1831 yılında Londra’da kurulmuştur. ABD’de faaliyete geçen
ilk düşünce kuruluşu ise 1910 yılında start alan Carnegie Endowment for
International Peace / Uluslararası Barış için Carnegie Vakfı’dır. Brookings
Enstitüsü’nün kuruluş yılı ise 1916’dır. 2013 yılı itibariyle ABD’nin 21 lider
düşünce kuruluşunun aldığı toplam bağış miktarı 1 milyar doları bulmuştur.
Dikkate değer bir konu ise bugün sayıları 4500’ü aşan düşünce kuruluşlarının
üçte ikisinin 1970 sonrası, yarısından fazlasının da 1980 sonrası faaliyete
geçmiş olmasıdır.


ABD’de doğrudan hükümete ait düşünce
kuruluşları içerisinde Birleşik Devletler Ordusu Savaş Koleji’ne bağlı olarak
hizmet veren Stratejik Araştırmalar Enstitüsü ilk akla gelen kurumlar
içerisindedir. ABD’nin güvenlik politikaları açısından stratejik önceliklerini
belirleme, bugün ve gelecekteki tehdit-fırsat unsurlarını değerlendirme, mevcut
ve muhtemel gelişmeler üzerine öngörülerde bulunma, vizyon önerme gibi son
derece hayati fonksiyonlar üstlenen kurum zaman zaman Türkiye hakkında da
çeşitli çalışmalar yapmaktadır.


2014 yılı Eylül’ünde Stratejik
Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayınlanan Richard Weitz imzalı “Turkey’s New
Regional Security Role: Implications for the United States / Türkiye’nin Yeni
Bölgesel Güvenlik Rolü / ABD için İçerdiği Anlamlar” adlı çalışma, şu an
içinde yaşadığımız günlere, 15 Temmuz sürecine ve gelecekte yaşanması muhtemel
hadiselere ilişkin ABD perspektifini gözler önüne sermekte ve son derece
çarpıcı analizler içermektedir.


ABD askeri darbeleri her zaman
destekler


Weitz, öncelikle AK Parti’nin
tehlikeli bir şekilde küresel aktöre dönüşen bir Türkiye meydana getirdiğini
ifade ederek sözlerine başlamaktadır.


“Geçen on yıl boyunca Adalet ve
Kalkınma Partisi yönetimindeki Türkiye, dinamik diplomasisi, güçlenen ekonomisi
ve komşu ülkelerdeki güvenlik boşluğunu aktif dış politika hamlesiyle doldurma
başarısıyla gittikçe öne çıkan bir küresel bir aktöre dönüşmüştür.”


Daha sonra sözü AK Parti öncesinde
ülkeyi avucunda tutan ABD yanlısı orduya getirerek bir anlamda
hayıflanmaktadır.


“Daha önceki dominant güvenlik aktörü
ve geleneksel bir güç olarak ABD ile yakın ilişkiler kurmayı tercih eden Türk
ordusu zayıflamış, etkisini yitirmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin politik nüfuzunu kırmada ülkenin AB’ye üyelik çabalarını
sömürmeyi başarmıştır.”


Türk ordusu üzerinde ABD nüfuzunun
kırılmaya başlaması, Türkiye üzerindeki ABD nüfuzunun kırılmasını da
beraberinde getirmiştir. ABD için önemli olan ülke içerisinde nüfuzunun
devamıdır. Dolayısıyla ordunun yaptığı darbelerin meşru sınırları çiğneyerek demokrasiyi
ayaklar altına alması önemli değildir. Önemli olan “başarılı” bir darbeyle
Türkiye üzerindeki nüfuzun garantiye alınmasıdır.


“Silahlı Kuvvetlerin Türkiye
içerisinde azalan nüfuzu, ABD’nin Türkiye üzerindeki etkisini azaltmış
olabilir. 2002’deki Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi öncesi, ordu Türk
politikasında baskın bir güç unsuruydu, seküler ve Batı uyumlu bir ülke
profilinin destekçisiydi. Türk Genelkurmayı gücünü 1960, 1971, 1980 ve 1997
darbelerinde denerken çok da meşru sınırlar içerisinde değildi ama
başarılıydı.”


15 Temmuz darbe teşebbüsünde ABD’nin
herhangi bir dahli bulunmadığını hatta teşebbüs hakkında önceden haberleri dahi
olmadığını belirten Joe Biden’a ziyareti esnasında bu satırları hatırlatmak
gerekirdi.


PYD Koridoru konusunda yalanlar


Türkiye’nin Cerablus hamlesi
karşısında geri adım atarak PYD’ye “Fırat’ın doğusuna çekil” talimatı
veren ABD, bir zamanlar Fırat’ın ne doğusunda ne de batısında, Suriye’nin
herhangi bir parçasında oluşacak PYD bölgesine kendisinin de karşı olduğu yalanını
söylemekten geri durmuyordu.


“Erdoğan’ın “Terörist
organizasyonların Suriye’de Türkiye karşıtı bir tehdite dönüşmesine izin
vermeyeceğiz. PKK’nın PYD ile işbirliğine müsamaha göstermemiz mümkün
değildir” şeklindeki uyarısı, Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin bölgede
ters tepkiler yaratacağı noktasında ABD yetkililerini de kaygılandırmaktadır.
Yetkili bir ağızdan verilen şu demeç aynı kaygının bir göstergesidir. “Aynı
açıklıkta ifade ederiz ki Suriye’nin geleceğinde özerk bir Kürt bölgesi veya
toprağı görmüyoruz. Biz, üniter yapısını korumuş bir Suriye görmek
istiyoruz.”


ABD Esed’in gitmesini hiç istemedi


ABD, Suriye krizinde başından beri
Esed’in kalması taraftarıydı. PYD koridoru konusunda söylenen yalanların bir
benzeri de Esed konusunda defalarca söylendi. Türkiye, Esed karşıtlığı
söylemini kullanan ABD ve diğer Batı ülkelerince Suriye konusunda sürekli
aldatıldı, açığa düşürüldü. Weitz, bu gerçeği 2014 yılı Eylül’ünde şu sözlerle
dile getirmişti.


“Esed’in gitmesi ABD için hayati
önemde bir konu değildir. Washington yıllarca Esed hanedanı ile birlikte yaşadı
ve yine buna devam edebilir. Evet, Esed’in gidişi belki İran’ın Ortadoğu’daki
nüfuzunu zayıflatabilir. Ancak böyle bir durum, ne nükleer silah konusunda
İran’ı caydırabilir ne de muhtemel bir Arap-İsrail barışını daha da
kolaylaştırır. Ve en kötüsü, böyle bir durum, Şam’da Taliban benzeri bir rejime
yol açar, El Kaide bağlantılı savaşçıları daha da cesaretlendirir ve komşu
ülkelere sarkmalarına yol açar.”


Gezi, 17-25 Aralık ve FETÖ


Gezi eylemleriyle başlayıp 17-25
Aralık teşebbüsleriyle devam eden Türkiye’yi alaşağı etme sürecinin ABD ve FETÖ
bağlantılarına bir de ABD Ordusu Savaş Koleji’nin Stratejik Araştırmalar
Enstitüsü gözüyle bakalım.


“Protestocuların başlıca itirazları
Erdoğan’ın liderlik tarzına idi. Onu, despotça ve kendi partisinden
olmayanların endişelerine duyarsız buluyorlardı. Aynı zamanda Adalet ve
Kalkınma Partisi’nin İslamcı politikalarından kaygı duyuyorlardı. Laikliğin
zayıflatılması, ifade özgürlüğünün sınırlanması ve alkollü içkilerin satışına
sınırlama getirilmesi gibi.


Erdoğan, skandallardan Hizmet
Hareketi’ni, Yahudileri ve yabancı güçleri suçlu buluyor ve güvenlik güçlerine
savaş açıyordu. Yolsuzluk, protestolar ve baskı mekanizması, özellikle Batıda,
Erdoğan’ın uluslararası imajına büyük zarar verdi.


17 Aralık akşamı AB elçilerinin
bulunduğu yemekte “Bir imparatorluğun çöküşü” yorumunu yapan ABD elçisi
Ricciardone Erdoğan tarafından kendisine komplo düzenlemekle suçlandı. Erdoğan
yanlısı basın, Ricciardone’yi Yahudiler-Hizmet Hareketi ortak yapımı bir
komplonun içinde olmakla suçladı.


Erdoğan “devlet içinde devlet”
kuran Pennsylvannia’daki Gülen’in geri verilmesini isterken ABD büyükelçisi
Ricciardone’nin de ülkeden alınmasını seslendiriyordu. Obama ilk kez Erdoğan’a
çıkıştı ve böyle demeçlerin ABD-Türkiye ilişkilerini tehlikeye atacağı
uyarısında bulundu. Dışişleri sözcüsü Jen Psaki ise


“Ülkede meydana gelen bazı olaylar
karşısında endişelerimizi ifade ettik, gerek açıktan gerekse ikili görüşmelerde
bu tavrımızı sürdüreceğiz” diyordu.”


Yükselen Türkiye engellenmeli


2025 ve 2030 yıllarına ait iki
raporda Türkiye’nin yükselişini gören ABD, bu yükselişin nasıl engelleneceğine
dair Weitz kanalıyla kendi görüşünü ortaya koyuyor.


“ABD Ulusal İstihbarat Konseyi birkaç
yılda bir dünyanın gelecek yirmi yılda nasıl dönüşeceğine ilişkin çalışmalar
yayınlar. 2008 yılında yayınlanan Küresel Trendler 2025 adlı çalışma
Türkiye’nin uluslararası sistem içerisindeki gelişen rolüne dikkat çekmektedir.
Bu çalışmaya göre gelecekteki Türkiye, Ortadoğu’daki hızla modernleşen diğer
ülkelere model olacak şekilde İslamcı ve milliyetçi karakterleri harman eder
görünmektedir. Küresel Trendler 2030 çalışmasında ise Türkiye, Goldman Sachs
tarafından “Geleceğin 11’i” olarak nitelenen Kolombiya, Mısır, İran,
Meksika ve Güney Afrika gibi küresel güç odağı haline gelecek ülkeler grubunda
gösterilmektedir. Eğer Türkiye uluslararası ajandasında batağa saplanırsa ve
genç bir Kürt nüfus barındıran demografisini dikkate almayı ihmal ederse parlak
gözüken geleceği hayli sönük bir hale gelebilir.”


Aba altından sopa


Weitz, ABD ve NATO’dan bağımsız
hamleler yapması durumunda Türkiye’nin rahatlıkla gözden çıkarılacağı tehdidini
savurmaktan kaçınmıyor.


“Türkiye, NATO müttefiklerine
danışmaksızın Çin ile askeri tatbikatlar yapmak gibi stratejik sürprizler
yapmaktan kaçınmalıdır. Gelecekteki hadiseler, Erdoğan karşıtı yaklaşımların
lehine dengeyi bozabilir. ABD ve NATO’nun Afganistan’dan çekilişi, Türkiye’nin
oradaki önemini azaltabilir. Keza ABD-İran yakınlaşması devam ederse, bu durum
Washington’un Türkiye’yi ABD politikalarıyla uyumlu görme endişesini
azaltacaktır. Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın Arap dünyasında kan kaybetmeye
devam etmesi, Mısır ve diğer Arap ülkeleri nezdinde bir Washington partneri
olarak Türkiye’nin değerini düşürmektedir. Ortadoğu coğrafyasında ABD’nin
rolündeki azalma Türkiye’nin hamle yeteneğini de kısıtlayacak ve bölgede ABD
yanlısı politikaları desteklemesini beraberinde getirecektir. İstikrarsızlık
ortamından ürken yabancı yatırımcının kaçmasıyla yavaşlayacak bir ekonomi, ABD
diplomatlarının işaret ettiği gibi, Ankara’nın Washington’daki etki alanını
daraltacaktır.”


Richard Weitz kimdir?


Hudson Enstitüsü Politik-Askeri
Analiz Merkezi direktörü. Aynı zamanda Wikistrat ve Yeni Amerikan Güvenliği
Merkezi gibi kurumlarda da uzmanlık-danışmanlık hizmeti veriyor. Bir dönem ABD
Savunma Bakanlığı’nda çalışmış. Uzmanlık alanları, Avrupa, Avrasya, Uzakdoğu ve
ABD dış politikası ile savunma stratejileri.


Künye


Kitap Adı:


Turkey’s New Regional Security Role: Implications for the
United States


Yazarı:


Richard Weitz


Yayınevi:


The Strategic Studies Institute and U.S. Army War College
Press


Yayın Tarihi:


Eylül 2014


Yayın Yeri:


Carlisle, Pennsylvania


Sayfa Adedi:


193


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış