ABD EGEMENLİĞİNİN
DÜNYA’DA SONU MU YAKLAŞIYOR ? ABD’NİN SANCILARI VE ÇÖKÜŞ SENARYOLARI

KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/08/abd-egemenliginin-dunyada-sonu-mu.html?m=1

Araştırma ve Dış Analiz Dosyası

İnsanlığın tabiatındaki yayılma güdüsü, topluluk halinde
yaşanmaya başlanmasından itibaren komşu diyarları zapt haline dönüştü ve din
tarım imparatorlukları zamanında yayılma uzak diyarlarıda kapsadı. Herşey sahip
olunan imparatorluk dini ve kültürünü empoze etmeyle birlikte imparatorluklara
tabiyeti meşru kılabilecek düzeni kurgulamak için verilen bir uğraşı
içeriyordu. Yeni topraklar, yeni insan gücü, daha kalabalık ordular, yeni
ürünler ve yeni zenginliğe kapı aralıyordu. Fakat yayılma arzusu insan
tabiatındaki egoist sadizm ile de birleşince keskin bir sömürgecilik
zihniyetini doğuruyor bu sebeple yayılılan topraklar vatan toprağından çok
aşağı köleler diyarı zihniyetiyle yönetiliyordu. 1415 yılında Portekizlilerin
Cebelitarık Boğazı’ndaki sömürgecilik faaliyetlerini İspanya takip etmiştir.
İspanya İmparatorluğu 19. yüzyıla kadar bayraktarlığını yaptığı sömürgecilik
faaliyetleri ile Amerika, Asya, Afrika ve Okyanusya’da ki sömürgeleriyle güneş
batmayan imparatorluk ünvanını yaşatıyordu. Örneğin bugün Güney Amerika
coğrafyasındaki ülkelerin ana dillerinin İspanyolca ve Portekizce olması, bu
coğrafyadaki milletlerin ise Hırıstiyanlık dininin katoliklik mezhebine dahil
olmaları sömürgecilik faaliyetlerinin ürünleriydi.

Altın Tanrı ve Şeref olarak nitelendirilen İspanya
İmparatorluğu ve Portekiz’in okyanuslara açılmaları coğrafi keşiflere olanak
sağlamıştır. Coğrafi keşifler, Avrupa kıtasında zenginlik sağlamasının yanında
yeni bir zihniyetin küresel sömürgeciliğinde avrupa imparatorlukları için esin kaynağı
olmasını sağlamıştır. Zenginleşme ve saniyeleşme neticelerinde Hollanda,
İngiltere ve Fransa’da bu yarışta yerlerini aldılar ve sömürge paylaşım
savaşına dahil oldular. Fransa ağırlıklı olarak Afrika kıtasında kolonizasyon
faaliyetleri yürütürken sınıfsal yapının ilk oluşmaya başladığı ülke İngiltere
sanayileşmesini tamamladı, Hindistan ve Avustralya’yı da kapsayacak bir
imparatorluk kurdu. Böylelikle güneş batmayan imparatorluğu İspanya’dan devir
alındı. Ancak İngiliz İmparatorluğunun, imparatorluk zihniyeti çok öndeydi
çünkü diplomasi ve istihbari çalışmalarıda kapsayacaktı. Birinci dünya
savaşının neticesi imparatorlukların İngiliz modellemesi doğrultusunda mezhebi
diktatörlükler ya da Fransız modeli etnik referanslı cumhuriyetler aralarında
bölünmeleriydi. Ancak 1622’den itibaren Abd’ye göç etmeye başlayan ve Abd’nin
kuruluşunda yer alan hırıstiyan mesihçi seçkinler, bu yeni ve büyük kıtada yeni
bir yönetsel merkez kurmanın sonuna yaklaşmışlardı. İsrail’in kuruluş
tartışmaları 1840’lı yıllarda Anglosakson yönelendirmeleri dahilindeyken
1900’lü yıllardan itibaren Filistin bölgesindeki arap yahudi çatışmaları
İngiliz Sömürge Bakanlığını tedbirler almaya sevk etti ve araplarıda
kızdırmayacak senaryolar üzerinde çalışıldı. Bu durum yahudilerin tepkisine yol
açmakla sınırlı kalmadığı gibi paramiliter silahlı örgütler oluşturmak
suretiyle İngiliz manda yönetimine karşı saldırılar düzenlemelerine yol açtı.
11 Mayıs 1942 yılında Biltmore Otel’de düzenlenen toplantıdan sonra Biltmore
Programı olarak tasarlanan plan gereğince yahudiler herşeyi göze aldılar ve
İngilizlere karşı King David oteli saldırısı gibi olaylara imza attılar.
Yahudilerin Abd eksenli pozisyon belirlemeleriyle İkinci Dünya Savaşı’nın
noktalanması aynı tarihlere denk geliyordu. Süreç içerisinde Truman Doktrini ve
Marshall Planı Avrupa’nın yeniden yapılanmasının yanında artık emperyal
sömürgeci gücün Abd tarafından deviralındığını gösterecekti.

Soğuk Savaş dönemi muazzam Abd silahlanması ve
propagandası ile Abd’nin hakimiyet tesisini güçlendirdiği gibi siyasi
literatürde 1990’lardan sonra yer bulacak Yumuşak Güç ve Zorlayıcı Diplomasi
tesisininde Abd öncelikli sağlanmasına yol açtı. Bosna ve Kosova krizlerinde
Avrupa ne yapacağını düşünürken Abd hava müdahalesi, Abd’yi yalnızca kurtarıcı
rolüne sokmuyor kriz düzenleyici konumada yükseltiyordu. 11 Eylül 2001 Abd ikiz
kuleler saldırıları Abd’nin imajının sarsıldığı teorilerinin öne sürelmesine
yol açtı. Ancak geliştirilen önleiyici vuruş doktrinleri sayesinde Abd, Soğuk
Savaş yıllarında Kore üzerinden olduğu gibi artık Afganistan ve Irak üzerinden
silahlanacak ve lobiler için önemli olan Ortadoğu’da başat pozisyonda yer
bulacaktı. Yani dünya komiseri Abd imajı pekişecekti. Pentagon
yönlendirmesindeki Abd sinemasının telkinleri, Abd kamu diplomasisi başarısı
rüya ülke algısını her daim güçlendirmiştir. Dünya’da en çok askeri
harcamalarda bulunan ve dünyaya yayılmış en fazla askeri üsse sahip olan
Abd’nin son zamanlarda yaşadığı politik süreçler Abd hegemonyasının
tartışılmasına yol açmıştır. Bir süre önce neticelenen Abd başkanlık seçimleri
uzun zamandır hiç olmadığı kadar kutuplaşmış bir Abd meydana getirmiştir.
Yaşanılanlar neticesinde Donald Trump’ın askeri nizamca desteklendiği
anlaşılmaktadır. Çünkü ne zaman Pentagon ile ters düşen bir açıklamada bulunsa
açıklamasını düzeltme ihtiyacı hissetmiştir. Nato’nun varlık sebebini
sorguladığı açıklaması akabinde Pentagon’un Nato Avrupa tugayına ek tugay
desteği stratejisini açıklamasıyla birlikte Trump’ın geri adım atması ve bu
işlerden anlamadığı mealindeki beyanatı çok çarpıcı bir örnektir. Ancak Abd
yaşanılanlar bununlada sınırlı kalmamıştır. Kuzey Kore krizi, Venezuela
olayları, Irak’ın kuzeyindeki oluşumun belirsizliği, Suriye meselesi ile bölge
ülkelerinin yakın koordinasyonu, Abd iç çatışmaları ve postmodern İpek Yolu
projesinin bütün hızıyla ilerlemesi ve bu olayların aynı süreçlerde vuku
bulmaları Abd’yi oldukça zora sokmuştur.

Guam Krizi: Kuzey Kore’nin Guam adası yakınlarında roket
denemeleri plan ve söylemleri Abd tarafından çok sert karşılanmıştı. Kuzey Kore
lideri bu kararı tehir ettiğini duyursa da halk meydanlarda gövde
gösterilerinde bulundu. Askerlerle mitingler tertip edildi ve korkmuyoruz
mesajları verildi. 3,5 milyon kişi ise askerlik için başvurarak Abd’ye meydan
okuduklarının mesajını verdi. Ada’nın yüzde 30’u, ABD’nin Andersen Hava
Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’ne ait üslere ev sahipliği yapmaktaydı bu
sebeple stratejik öneme haizdi. Abd’nin resmi eyaleti konumunda bulunmasa bile
yaklaşık 6 bin Abd’li askerin bulunması sebebiyle Abd konvansiyonel bir
tehditle karşı karşıya kalmıştır.

Venezuela Olayları: Nicolas Maduro’nun devlet başkanı
olmasıyla birlikte 2015 yılında yaşanan seçimlerde bazı şaibeler olduğu
gerekçesiyle Yüksek Mahkeme 4 asayın milletvekilliğini engelleyen bir karar almıştı.
3 aday muhalif sağcılardanken, 1 aday ise hükümete aitti. Fakat muhalifler bu
kararı tanımadılar ve yemin töreni düzenlediler. Bunun üzerine Venezuela Yüksek
Mahkemesi, daha önceden aldıkları kararın uygulanıncaya kadar meclisin
kararlarının geçersiz olacağını duyurdu. Maduro’nun çağrısıyla Yüksek Mahkeme
diyalog çağrısında bulundu ve tartışılan hükümler iptal edildi. Fakat sağcı
adaylar geri adım atmayacaklarını duyurmuşlardı. Bu bir anlamda psikolojik bir
harpti ve artık muhalifler daha da şiddetlenecekti. Petrol fiyatlarındaki
düşüşlerde Venezuela ekonomisini iyice sarstı. Sokaklarda çatışmalar yaşandı ve
Maduro hedef gösterildi. Bütün bunlar yaşanırken Carabobo eyaletinde
kendilerini 41.Tugay olarak tanıtan bir grup askeri kalkışma başlattı. Ordu komutanının
desteklemediği bu ayaklanma kısa sürede bastırıldı ve darbeciler teşhir
edildiler.

Venezuela karışıklığı sürerken Abd’den en üst seviyede
Trump’tan bir açıklama gelerek askeri müdahale seçeneği dahil olmak üzere
Venezuela’da ki olayların durdurulması için gerekli önlemlerin alınacağı
duyuruldu. Maduro ve ekibine göre muhalif sağcıları destekleyen Abd yönetimiydi
ve Venezuela bağımsızlık anlayışı hedef alınıyordu. Maduro bunları şu şekilde
açıklamıştır:

“…Bu propagandalar sayesinde Venezuela’ya diz
çöktürmek istiyorlar. ABD’nin öncülük ettiği emperyalist güçler karşısında
boyun eğmeye zorluyorlar. Ben Trump göreve geldiğinde kendisine iki ülke
arasındaki büyük farklılıkların bilincinde olarak Bolivar Devrimine yakışır bir
şekilde devrim değerlerine göre bir mesaj gönderdim. Bu mesajla iki ülke
arasında kurulması gereken diyalog, iki ülke halkları arasında kurulacak barışı
öne çıkartmak amacını taşıyordu. Biz bütün ülkelerle saygıya dayalı bir ilişki
geliştirmek istiyoruz. Ancak bunun karşılığında demokratik Avrupa ve ABD bize
dayatmalarda bulunmaktadır… Hükümetimizi kimseye vermeyeceğiz. 298 aday ile
başkanlık yarışına gireceğiz. Bunların hepsi hükümet yanlısı değil hükümete
muhalifler de var. Demokrasi için elbette karşıt, zıt adaylar olması
gerektiğini düşünüyoruz. Bu demokrasiyi daha da geliştireceğiz. Gerilememiz
mümkün değil.’

Açıkça diz çökmeyeceklerini belirtmekle birlikte teslim
olmayız mesajı verilmişti. Venezuela yönetimini başlangıçta Meksika, Brezilya,
Kolombiya, Arjantin kınamalarına rağmen Abd’nin askeri müdahalesi yönünde bir
telkinde bulunmadılar. Bu durumda Abd’nin hevesini kırmıştır.

Barzani Referandumu: Irak’ın kuzeyinde 25 Eylül 2017’de
yapılması düşünülen sembolik bir anlam taşıyan ancak ötesi için yönlendirici
bir vazife görecek referandumu Abd desteklemekteydi. Çünkü bu açıklama Mesud
Barzani’nin, Münih Konferansında, Abd Başkan Yardımcısı Mike Pence ile
görüşmesinden sonra yapılmıştı. Fakat süreç içerisinde İran bu duruma karşı
çıktığını belirtecekti. Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Devrim
Muhafızları Kara Kuvvetleri komutanlarının hazır bulunduğu bir toplantıda
konuşmuş, Irak’ta referandum konusunun gündeme getirilmesinin bölgede yeni
sorunların ortaya çıkması için bir başlangıç olacağını öne sürmüştü.

İranlı General, Bu asla Irak’ın komşuları tarafından kabul
edilebilir değildir. Irak’ın bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunması
ülkedeki tüm mezhep ve etnik grupların yararıdır” demişti. Konuşmanın
özellikle Devrim Muhafızlarının da olduğu toplantıda gerçekleştirilmesi
önemlidir. Çünkü Devrim muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü, İran’ın dış operasyon birimini
oluşturmaktaydı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da iç ve dış
kamuoyuyla gerçekleştirilmesi düşünülen referandumu doğru bulmadığını
açıklamıştı. Neticede Barzani geri adım atmadı ancak şu an için girişiminin Abd
nezdinde olsa bile sembolik kalacağı sonucuna vakıf oldu. Artık bundan sonra
Irak merkezi yönetimiyle petrol payı pazarlığında bulunacaktı.

Suriye ve Bölge Ülkelerinin Koordinasyonu: 2011 yılının
Mart ayında Suriye olayları patlak verdiğinde bir iç savaşa dönüştü ve Türkiye
bu andan itibaren Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın indirilmesine taraf
oldu. Abd, Katar ve Suudi Arabistan ile beraber eğit donat programı
çerçevesinde yılda ortalama 5400 muhalif Türkiye nezdinde eğitime tabi
tutulacaktı. Fakat ilerleyen süreçte bu oran sağlanamadığı gibi muhaliflerin ve
Sultan Murat tugaylarının kendi iç çatışmaları başladı. Silah bırakanlar olduğu
gibi rejim saflarına katılanlarda oldu. Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz 2016
askeri kalkışmasında Abd’li generallerin tutuklanan generaller lehine
beyanatları ve bazı Abd’li istihbaratçıların kalkışma gecesi Türkiye’de
bulunmaları, bunun yanında Abd’nin Suriye’nin kuzeyindeki yapıya bin tırlık
ağır silah sevkiyatı ve yetmiş bin kişilik ordulaşma sürecinin başlatılması
Türkiye’yi de zorunlu olarak Abd’yi sorgulamaya İran ve Rusya ile
yakınlaştırmaya başlattı. İran genelkurmay başkanı 1979’dan sonra ilk kez bir
dış ülkeye Türkiye’ye ziyarette bulunduğu gibi bu ziyareti Rusya genelkurmay
başkanının ziyareti izledi. Türkiye, Suriye olaylarında Abd ile yer aldığı
şahıs bazlı konumundan bölge ülkeleriyle dialoğa açık ve anlaşmalı Suriye
operasyonu planlarına geçiş yaptı ve Afrin İblid harekatları hususunda
anlaşıldı. Türkiye hava savunma sistemini güçlendirmek için Rusya yapımı S400
füzeleri konusunda da Rusya ile anlaşma sağlayarak, ciddi manada bir Nato
konseptini sarsmış oldu. Çünkü satın alınacak olanlar teknoloji değildi, Türk
hava savunma sahasına Rusya’da dahil olmaya başlıyordu.

Abd İç Çatışmaları: Amerikan İç Savaşı sırasında
Konfederasyon ordusunun komutanı olan General Robert E. Lee’nin
Charlottesville’deki heykelinin kaldırılması planına karşı şehirde toplanan
Nazistlerle karşıtlar arasında yaşanılan çatışmalar neticesinde bölgede Ohal
ilan edilmişti. ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkede yaşanan şiddet olaylarından
‘iki tarafı’ da sorumlu tutan açıklamalarına tepkiler olmuş ABD’li dört kuvvet
komutanı da neo-Naziler, Ku Klux Klan ve beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı
grupları kınayan açıklamalar yapmışlardı. İlk açıklamayı sıcağı sıcağına cumartesi
günü yapan Donanma Komutanı Oramiral John Richardson, “Charlottesville’deki
olaylar kabul edilemez ve hoşgörü gösterilmemeli. ABD Donanması hoşgörüsüzlüğe
ve nefrete daima karşıdır” ifadesini kullandı. Bunun ardından Deniz Piyadeleri
Komutanı Orgeneral Robert B. Neller dün paylaştığı mesajda, “ABD Deniz
Piyadeleri’nde ırkçı nefret ya da aşırıcılığa yer yok. Çekirdek değerlerimiz
olan onur, cesaret ve fedakarlık, deniz piyadelerinin yaşam ve davranış
biçimini şekillendiriyor” diye yazdı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mark
Milley de dün yaptığı açıklamada, “Kara Kuvvetleri, rütbelerimizde ırkçılığa,
aşırıcılığa ya da nefrete müsamaha göstermez. Bu, değerlerimize ve 1775’ten
beri savunduğumuz her şeye aykırıdır” dedi. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral
Dave Goldfein de, “Çalışma arkadaşım kuvvet komutanlarının yanındayım, biz
birlikte olduğumuzda her zaman daha güçlüyüzdür, bizi havacı yapan budur.
Doğruluk, görev ve mükemmellik” ifadesini kullandı. Çünkü etnik kıpırdanmalar
Abd için bir ulusal güvenlik problemiydi. Abd göç edenlerce kurulmuş, uluslaşma
sürecini yaşayan bir devletti. İkinci dünya savaşı nasılki naziler üzerinden
çıkartıldıysa, Abd’de ki nazist ruhun ve öfkenin dünya savaşı olmasa bile
kapsamlı bir Abd iç savaşı çıkartabilmesi muhtemeldi.

Abd Siyasi İstikrarsızlığı: Donald Trump başkan
seçildikten sonra ekibini belirlemişti. Fakat kısa süre sonra birbir görevden
almalar ya da istifalar yaşanacaktı. Ulusal Güvenlik danışmanı Michael Flynn
Rusya ile görüştüğü gerekçesiyle istifa etmişti. İletişim direktörü Mike Dubge
ve Reince Priebus’ta zaman içerisinde istifalarını sundular. Abd iç çatışmaları
sebebiyle Steve Bannon’da görevden alınmıştı. Bannon da, Trump ekibindekilerin
çoğunluğu gibi asker kökenliydi. Sağ beyaz milliyetçiliği temsil ettiği
bilinmekle birlikte, ırkçı olmayan ve milliyetçiliği kürselcilere karşı ülke
savunması olarak tanımlayan bir kişinin görevden alınması zannedildiği gibi
küreselcilerin zaferi değildi. Çünkü Bannon, Afganistan ve Irak gibi ülkelerde
ulus inşaalarına karşıyken, Kore ve Venezuela’ya karşı askeri müdahaleye
karşıydı. Bunu The American Prospect dergisine verdiği beyanattada açıklamıştı.
Milliyetçilik tanımı ekonomi temelliydi ve Pentagon eskisinden daha çok askeri
güce önem veriyordu. Bu durum Pentagon’un zamanı olmadığını, ekonomik temelli
projelerden çok silahı ve paramiliter eylemleri kullanmak istediğini
göstermektedir. Bu durumda, Trump ekibinden istifa etmemiş ya da görevden
alınmamış olmakla birlikte önemli siyasi mevki olan başkan yardımcılığı pozisyonunu
koruyan Mike Pence’nin önü açılmış oluyordu. Pence evanjelis olmakla birlikte
ortadoğu askeri müdahaleleri için uyumlu bir adaydı. Trump ile Pence arasında
güç mücadelesi yaşanırsa Abd siyaseti bundan büyük yara alacaktı.

Abd Ordu Sorunu: Her ülkenin her kurumunda çeşitli yabancı
gizli servislere ve ülkelere çalışan personeller bulunmaktadır. Abd’de görevli
generallerden bazılarının İngiltere ile yakın olabileceği istihbarat
raporlarına yansımaktaydı. Abd ordusu içerisindeki iç çekişme Abd donanma kazaları
ile kendisini aleni göstermiştir. Abd donanmasına ait bir savaş gemisi
Japonya’da bir yük gemisiyle çarpışmasından sonra yine Abd donanmasına ait
başka bir gemi bu kazadan yalnızca dört gün sonra Singapur açıklarında başka
bir tankerle çarpışmıştı. Abd yönünü Çin’e çevirdiğinde ya annesi İsviçreli bir
aileye mensup bir diktatörün füze tehdidiyle karşılaşıyor, ya iç çatışma
yaşıyor ya da göz bebeği olan donanma komutanlığına ait savaş gemilerinin
kazalarıyla sonuçlanan akıbetlere maruz kalıyordu.

İpek Yolu Projesine Müdahale Edememek: 8 trilyon dolar alt
yapı yatırımıyla birlikte 21 trilyon dolarlık bir proje olan ve Çin merkezli
üretilen ürünlerin kara yolları ve demir yollarıyla; lojistik kent ve mega
kentler aracılığıyla Londra’ya kadar iletilmesini kapsamaktadır. Yalnızca
ekonomik olmamakla birlikte, bilinç değişimi ve insan fıtratına müdahaleyi
içeren küresel projeye karşı Abd’nin geçerli bir yapıyı organize edemediği
görülmektedir. Imf, on sene içerisinde Çin’e taşınabileceğini açıkladığı gibi batılı
her kurum mikro vaziyette Çin merkezli olarak kopyalanmaya başlamıştır. Çin
üzerinden küresel bir projeyi uygulamayı koymak isteyenler, Çin her ne kadar
Adriyatik’te ilk deniz tatbikatını da gerçekleştirmiş olsa kara yolları ve
liman kentlerine önem vermektedirler.

Irak’lı şii lider Muktedir Sadr ise 11 sene sonra Suudi
Arabistan’da ağırlandığı gibi Suudi yönetimi Hac sebebiyle Katar vatandaşlarına
zorluk çıkartmayacağını bildirmişti. Elbette bu hinterlandın Abd ekseninden
koptuğunu söylemek mümkün değildir. Fakat siyaset boşluk kabul etmemektedir ve
Abd imajı sarsılmaya başladıkça ülkeler başka politikalar geliştirme eğilimi
göstermektedir.

Uzun yıllar sonra Abd belkide ilk defa aynı anda ve farklı
sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Abd iç çatışmaları, başkanlık ekibinin
adapte olamaması, Venezuela belirsizliği, Abd ordusundaki sızıntılar, Suriye
meselesinde başka insiyatiflerin belirmesi, İpek Yolu projesinin şu an için
alternatifsizliği, birtakım ortadoğu ülkelerinin görüşmelerde bulunmaları, Abd’nin
bu denli sorunla ne şekilde başa çıkabileceğini Abd nezdinde düşündürmektedir.
Pentagon yani silah gücü mutlaka ortdoğu coğrafyasında müdahalelerde bulunmak
isteyecektir.

Abd iç ve dış çalkantıları yaşarken, Türkiye’de
komşularıyla alakalı sorunlarda gerekli adımları Abd’ye rağmen atmalıdır. Şu an
için Abd ancak bu girişimleri sözlü olarak kınayacaktır.










































Abd güçlü bir orduya ve kültüre sahip ülkedir. Bu sebeple
hiçbir odak için kolay lokma değildir. Ancak dünyada ki Abd egemenliği 1991’den
bu yana ilk defa geniş çaplı zedelenmiştir. Bu durum devam ettiği takdirde Abd
egemenliğinin son bulması kaçınılamaz. Her ülkenin kendi içerisinde savaş
vardır ve geleceğin dünyasında parçalı ülkeler modeli görülebilecektir. Bu
durumu çalışan teorisyenlerde Abd’nin enaz yedi parçaya ayrılabileceğini
öngörmüşlerdir. Pentagon bu duruma silahı yettiği oranda direnecektir.
Eyaletleri dahilinde olağanüstü hal uygulamaları ve askeri devriyeler
sıradanlaşabilir. Abd donanma üstünlüğü ile Rusya ve Çin gibi ülkeleri deniz
sahasına çekebilirse mutlak galiyebete ereceğini hesap etmektedir. Ancak onu
bekleyen sürpriz evanjelis Pentagon işbirliği sınırının ahlaki boyutlarının
hadsiz bir biçimde yükselmesiyle Abd iç insan hakları ihlalleri buna karşı
ayaklanmalar ve gösteriler, ordu mensuplarının kendi aralarındaki bölünmeleri
ve kurumların birbirleriyle çatışma ihtimali olacaktır.