ÜLKELER/KITALAR DOSYASI


Willy Brandt ve Devlet Adamı Sorumluluğu


Süleyman Çelik (scelik44@gmail.com)


Willy Brandt, Alman Sosyal Demokratların efsanevi
lideri
. Gençlik yılları Nazilerle mücadele ile geçti. Norveç’e
kaçarak toplama kampına gönderilmekten kurtuldu. Ancak Norveç’te huzurlu
değildi; “ülkem Naziler tarafından felaketlere sürüklenirken ben burada
duramam” dedi. Sahte bir Norveçli adına düzenlenmiş bir Norveç pasaportu
sağlayarak Almanya’ya döndü. Bir Alman kadınla sahte bir evlilik yapıp oturma
izni aldı ve mücadeleye kaldığı yerden devam etmeye başladı. Deşifre olduğunu
anlayınca yeniden Norveç’e kaçtı. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Norveç’i
işgal edince İsveç’e geçti.


Savaştan sonra Almanya’ya döndü ve Sosyal Demokrat
Parti’ye üye oldu. 1964’de parti liderliğine seçildi ve Berlin Belediye
Başkanlığını
kazandı.


Savaştan her şeyini kaybetmiş bir yıkıntı yığını
olarak çıkmış, üstelik ağır tazminat cezalarına mahkum olmuş Almanya’yı, Konrad
Adenauer
başkanlığındaki Hıristiyan Demokrat Parti, 10 yıl içinde
toparlayarak Avrupa’nın en büyük ekonomik gücü yapmıştı. Willy Brandt 1969 seçimlerinde
bu efsaneyi yenerek iktidara geldi ve Başbakan (Şansölye) oldu.


Başbakanlığı döneminde, çalışanlara dünyanın en
ileri sosyal hakları
nı sağlayan düzenlemeler yaptı. Öyle ki sağladığı bu
haklar nedeniyle Türk işçileri ona “Veli Baba” demeye başladılar. 1980
yılında turist olarak bulunduğum Almanya’da Türk işçileri tarafından
düzenlenmiş bir toplantıya, izleyici olarak katılmıştım. Toplantıda, kendisini
milliyetçi sandığı (!) için Hitler’e sempati duyan bir genç mühendis, “mevcut
sosyal hakların tümü Hitler tarafından verilmiştir” gibi bir söz etti. Hemen
yerinden fırlayan yaşlı bir işçi, “ben 1958 yılından beri burada çalışıyorum.
Bize bu hakların hepsini Willy Brandt vermiştir. Örneğin, ondan önce işsizlik
sigortası olarak, kısa bir süre, günlük 2.5 Mark veriyorlardı. Şimdi tam maaşa
yakın alıyoruz. Bu böyle biline!” diyerek genç mühendisi susturdu.


1973 seçimlerini de, oyunu arttırarak kazanan Willy
Brandt, 1974 yılında gücünün zirvesinde iken bir casusluk skandalıyla
yıkıldı. Bir danışmanının Sovyetler Birliği adına casusluk
yaptığı anlaşıldı. “Saflığıma gelmiş, aldatılmışım” veya “Kiliseye gittiği için
güvenmiştim!” demedi. “Demek ki çalışma arkadaşlarımı iyi seçememişim,
Alman halkından özür diliyorum” dedi ve Başbakanlıktan istifa etti.


Adamların tek bir danışmanı yamuk çıkınca hemen
istifa ediyorlar. Bizimkilerin ise tüm çevreleri yamuk çıkıyor;
yaverler, özel kalemler, korumalar, atamış oldukları bakanlar, milletvekilleri,
belediye başkanları, generaller, kendi elleriyle köşelere getirip sırdaş
yaptıkları gazeteciler, hatta nitelikleri mevzuata uygun olmadığı halde hülle
yapılarak atanmış olan yüksek yargı üyeleri, kuvvet komutanları vs. tümü ajan…
Bu durum karşısında sadece “Allah’tan af, milletten özür” diliyorlar.


250 yakın kişinin ölümüne, 1000’e yakın kişinin
yaralanmasına neden oldukları ve ülkeyi felaketin eşiğine getirdikleri için
 “Allah bağışlar mı?” Bunu bilemiyorum ama sanıyorum  millet,
özrü kabul etmek bir yana, hatta “estağfurullah!” diyor olmalı ki
mitinglerde “Türkiye seninle gurur duyuyor“ diye tezahürat yapıyorlar,
kamuoyu yoklamalarına göre itibarları gittikçe yükseliyor!..