Alman Aklı (1) 

Rus, İngiliz, Çin ve Türk aklıyla kıyaslanırsa Alman
Aklı, uzak bir geçmişe sahip değildir, en fazla 1.700 yıllıktır. Özellikle
ekonomiyi iyi bilir, askeri konulara aklı ermez. Bu sebeple iyi bir silah
arkadaşı olamaz, olmamıştır. 

İntikam hırsı, Alman
Aklı’nın en temel dinamosudur. En çoktan en aza doğru intikam almak istediği 5
ülke; İngiltere, İngiltere’nin yerini alan ABD, Fransa, İsrail ve Rusya’dır.
Alman Aklı, intikam hırsıyla aklıselim-i kaybetti. İngiltere’den intikam alma
arzusu gözlerini kör etmiş durumda. 

Alman Aklı,
Ankara’nın; ABD’yle ittifakından ve İngiltere’yle ilişkilerinden rahatsız.
İngiltere’nin inşa ettiği ve bugün çatırdamakta olan küresel düzenin ancak
Ankara’nın desteğiyle tersyüz edilebileceğine inanıyor. Son yıllarda Almanya,
Türkiye’ye ilişkin neredeyse bir senaryo üretim merkezi konumunda. 

Alman Aklı’nın en
zayıf yanı, ekonomisinin ihracata bağımlı olmasıdır. Ucuz ama kaliteli bir
üretim, Berlin’e ağır darbe olur. 
Uzak gelecekte uzaya yerleşmek, uzayın imkânlarından
yararlanıp uzayı üs olarak kullanmak, Alman Aklı’nın planlarından biri.
Ekonomisini ihracata bağımlılıktan kurtarma peşindeki Berlin’in umudu, nadir
element bakımından zengin olan uzay. Plan, uzay madenciliği üzerine kurulu.
Uzay madenciliği alanında sağlanacak üstünlük, Berlin’in rekabet gücünü
artıracaktır. Dünya’da az bulunan hammadde zenginlikleri asteroitlerden elde
edilecek. Avrupa Uzay Ajansı’nın eski başkanı Jean-Jacques Dordain’e göre de “Uzay madenciliği artık Jules Verne romanlarından çıkıp
gerçeğe dönüştü, asteroitlere uzay araçları gönderip çıkarılan değerli
minerallerin Dünya’ya döndürülmesi artık mümkün hale geldi.”
 (bbc,
4 Şubat 2016) 

 “Bilim
adamları, Ay yüzey kabuğunda Dünya’dakinden
çok daha fazla ve kolay ulaşılabilir
, geleceğin pratik, ucuz ve
güvenli yakıtı olarak görülen ve fosil yakıtların yerini alabilecek sınırsız
füzyon enerjisinin elde edildiği nadir bulunan helyum-3
rezervleri olduğunu düşünüyorlar
.” (Almanyanın Sesi- 9 Kasım
2008) 

Alman Aklı’nın, önem
sırasına göre, ilk 15 önceliği şöyle:
 

1- Almanya’nın ihracatının emniyetini sağlamak 

2- İthal edilen enerji ve ihtiyaç elemanlarının temin emniyetini
sağlamak 

3- Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak 

4- İngiltere’den intikam almak 

5- Uzay’da üs kurmak 

6- Ehemmiyetli ehemmiyetsiz demeden tüm dünyadan bilgi
toplamak ve bunları arşivlemek 

7- Eğer istihbarat üzerinde olumlu etki yapacaksa, ilgili
personelin istediği dine geçişine müsaade etmek ya da etmemek 

8- İsrail’den intikam almak 

9- Orta Asya’ya yerleşmek 

10- İstihbaratı yeniden yapılandırmak, operasyonel hale
getirmek, teknolojiyle donatmak 

11- Ülkeye (Almanya) yabancı girişlerinin idaresini tek elde
toplamak 

12- Uçlardakiler de dahil vatandaşlarını merkezde toplamak 

13- Uluslararası ilişkilerde itibarlı olmak 

14- Berlin’e uluslararası ilişkilerde hakemlik rolü
kazandırmak 

15- Almanya’nın askeri yeteneklerini geliştirmek. 

Pazar günü devam
edelim. 

Alman Aklı (2) 

Okyanus ve denizler ötesindeki bölgelerde kendine
hayat alanı arayışları, küresel statükoya karşı koyuşları gibi sebeplerle
İngiltere ve Fransa açısından “Alman Aklı
daima “dengeyi bozucu”, “barışın
düşmanı
” ve de “uluslararası
bazı krizlerin müsebbibi
”dir ve bu sebeple zapturapt altında
tutulmalıdır. 

Her girişiminde
denizlerin ve okyanusların dalgaları arasında kaybolan “Alman Aklı” için karadan uzanabileceği yerler;
Balkanlar, Orta Avrupa ve Ön Asya, Türkiye, İran ve Mısır hayati
önemdedir. 

Alman Aklı”nın davranışları tıpkı dili gibi biraz
kabadır, bir politikasını yürürlüğe koyarken kendisine bağlı iç ve dış basını,
vakıflarını, dış temsilciliklerini ve iş adamlarını aynı anda sahneye kabaca
sürerek fazla gürültü çıkarır ve bazen de suçüstü yakalanır, ama hem içerideki
hem de dışarıdaki muhaliflerini hapset-tir-mek ya da öldür-t-mek yerine, onları
sistemli bir kontrol ve engelleme ile etkisiz hale getirmek gibi bir akıl
yolunu da takip eder. Sevdiklerini
de, bazen onların da anlamayacağı birtakım yollarla, zengin ve nüfuz sahibi
yapar, ufak tefek hataları yüzünden de bunların üzerini kolay kolay çizmez.
 

“Alman Aklı”nın en
nefret ettiği şeylerden biri, dahili sanayileşmenin teşvik edilmesidir, bunu
teşvik eden her hükümet, Almanya’ya her gün methiyeler dizse, dostluk yeminleri
bile etse Berlin’in düşmanıdır artık. Bu hal, bu politika terk edilinceye kadar
devam eder. Eğer bu ülke ciddi bir pazar ise ayrıca, üretim ekonomisine
geçebilme ve üretecekleri ile sınırları dışına çıkabilme potansiyeline de
sahipse, Berlin açısından bu hükümeti devirmekten başka bir yol kalmamıştır, o
andan itibaren o ülkedeki Alman makinası da hükümet aleyhine çalışmaya başlar.
Bu arada farkında değillerdir ama pek çok ülke, “Alman Aklı”nın iktisadi etkisi
altındadır. 
 

Alman Aklı”, sanayi ve ticarette otoriter ve yön
verici bir politika takip eder, pazar ülkelerde serbest piyasa ekonomisi
sisteminin yürürlükte olması için dünyayı ayağa kaldırır ama kendisi kartel ve
tekelcidir, kendisine tabi tröstleşmeleri korur. Daha geçenlerde “Beş büyük Alman otomobil imalatçısının yıllardır bir kartel
bünyesinde motorlu araçların teknik ayrıntılarını birlikte
kararlaştırdıklarının ortaya çıkmasıyla büyük bir skandal patlak verdi.
 AB
Komisyonu, Daimler, BM, Porsche, Audi ve Volkswagen’in 1990’lı yıllardan beri
teknik özellikler, tedarikçi firmalar ve küresel otomobil piyasalarıyla ilgili
çalışma grupları kurarak bilgi alışverişinde bulunduklarından şüphelenildiğini
duyurdu.” (Almanyanın Sesi, 27 Temmuz 2017) 

“Alman Aklı” için
hedef coğrafyada bir Alman bankası ya da bir Alman konsorsiyumu kurmak, orada
askeri üs yeri kapmak ve burada binlerce asker konuşlandırmak kadar
kıymetlidir.
 

İngiltere, Fransa,
Rusya ve bugün de ABD’den izledikleri emperyalist politikalar sebebiyle nefret
edilmesi, “Alman Aklı”nın
işini zaman zaman kolaylaştırmıştır ve kolaylaştırmaktadır. Ancak bu, Berlin’in
hem “Doğu’nun Dostu” görünmeyi ama aynı zamanda da kendi
emperyalist politikalarını takip etmeyi bir dengede tutma ve bunu yutturma
becerisine bağlıdır. 

ABD, İngiltere ve
Rusya, çıkarlarına aykırı bir durum halinde, hedef ülkenin ordusunu sahneye
sürüp siyasi idarecileri alaşağı etmede mahirdir. İşte bu nokta, gerekirse her
ülkeye özel geliştirilmiş yeni ekonomik yöntemlerle barışçıl sızma yapma
konusunda usta olan “Alman Aklı”nın
en aciz olduğu noktadır, Almanya; Mısır, Türkiye, İran ve Ukrayna gibi verimli
arazilerden bu yolla çıkarılmıştır. 

“Alman Aklı”,
otoriter ve milliyetçidir, hayatın her safhasını ve her kurumu düzenlemeye,
içerideki ve dışarıdaki aristokrasinin yönetimine önem verir. Parlamento
göstermeliktir, aristokrasi ve onunla bütünleşmiş burjuvazinin görüşleri
önemlidir.
 

Basın, “Alman Aklı”nın emrindedir, önemsiz birkaç yayının
dışında, Alman basınında devlet politikasının aksine hiç kimse görüş beyan
edemez. “Alman Aklı”nın çatıştığı bir yabancı
devlet-hükümet lehine kimse yazı yazamaz. Hiç bir parti, grup ya da sendika,
egemen yönetici sınıfla ve yürürlükteki düzen her ne ise onunla çatışamaz,
uzlaştırıcı ve düzeltmeci bir yol seçmek zorundadırlar, aksi halde hayat hakkı
tanınmayacağını bilirler. 

ABD ortaya çıkıncaya
kadar, İngiltere ve Fransa’dan nefret eden devletlerin, “ötekilerden farklı
yeni güç” olarak gördükleri Almanya’yı askeri ve mülki teşkilatlarının ıslahı
için davet etmeleri –mesela ilk Türk-Alman münasebeti, siyasi değil,
askeridir-, Berlin’in istihbarat ve nüfuz elde etmesini kolaylaştırdı, bu
girişimler, bankacılık, maden imtiyazı, yüklü silah ticareti ve teknik malzeme
girişini de beraberinde getirdi. 

Yarın devam
edelim. 

Alman Aklı (3) 

Alman ticareti,
gittiği her yere, beraberinde Alman dili, kültürü, diplomasi ve ideolojisini de
götürür. Alman Aklı’na göre, “Ekonomik propaganda ve ekonomik genişleme, kültür
propagandası ve kültürel genişleme ile aynı zamanda yapılmazsa manasız ve yarım
bir hareket olur. Kültür propagandası, ekonomik propaganda ile yalnız muvazi
olarak değil, ona yol açarak yürür. Alman okullarına gitmiş veya hiç olmazsa
Almanca dil dersi almış yahut Alman üniversitelerinde okumuş ya da Alman
mallarının mümessil ve acentaları, hem geniş tesirli hem de ucuz
propagandistlerdir. Alman nüfuz mıntıkası olacak memleketlerin genç nesillerine
Alman kültürü vermeye muvaffak olunursa, uzun yıllar tahrip ve imha
edilemeyecek bir eser yaratılmış olur.” (Kaynak: Alman devleti için hazırlanmış
“Nüfuz Mıntıkaları Politikası / Kültür Politikası” başlıklı rapor. Nisan 1934
tarihli 48 sayfa bu rapor Türk istihbaratı tarafından ele geçirilmiş ve üst
makamlara arzedilmiştir. Raporda, Balkanlar, Ön Asya; Türkiye, İran ve Mısır’a
yerleşebilmek için takip edilmesi gereken politika ve metotlar ele
alınmaktadır. Rapor Başbakanlık Arşivi’nde 030 10 231 558 9 nolu dosyada
kayıtlıdır.) 

Alman Aklı, bir
ülkede Alman nüfuzunun yerleşebilmesi için uygun ideolojik bir ortam yoksa,
kendisi bu ortamın doğması için çalışır ya da var olan bir çalışmaya destek
verir. 

Alman Aklı, Alman
kimliğiyle giremediği bazı yerlere Macar kimliğiyle girmiştir.
 

Yurtdışındaki Alman
endüstri ve ticari yatırımları, Alman Aklı’nın kontrolünde ticari ve sınai
yatırımlara aktif olarak katılan Alman bankalarının kuvvetli desteğine
sahiptir. Ancak, müteşebbis ve banka, yurtdışında yapılacak her yatırım için
Alman Dışişleri’nden “Bu yatırım, Alman dış politikasına ters değildir”
yanıtını almak zorundadır. Alman Dışişleri Teşkilatı, Alman sanayii ve
ticaretinin emrindedir. Her ülkedeki Alman misyonları, o ülkedeki gelişmelerin
yanı sıra diğer ülkelerin bu ülkelerdeki özellikle etnik, arkeolojik ve
ekonomik faaliyetlerini yakından takip eder, mümkünse ilişkilerini bozmaya
çalışır. 

1900’lerin başında
Batı’lı gelişmiş ülkelerin her biri, Doğu’da bir hayat alanına sahipti.
Mısır’da İngiltere, Libya’da İtalya, Tunus’ta Fransa, Balkanlar’da da Avusturya
ve Rusya hak sahibiydi. Türkiye/Osmanlı ise Alman Aklı’nca “Almanya’nın hayat
alanı” olarak belirlenmişti. Çünkü Alman
sanayinin hayati kaynakları olan hammadde, petrol ve pazar, Ön Asya’daydı,
Berlin’in buralara uzanabilmesi, hem Alman Aklı’nın kontrolünde aynı zamanda
hem de bölünmemiş bir Osmanlı’yla ancak mümkün olabilirdi.
 Osmanlı, Avrupa’nın endüstri ülkelerinin Asya ve Afrika’ya yayılma
yollarının üzerinde oturuyordu. İngiltere ve Fransa, deniz yoluyla gidebilirdi
ama Rusya ve Almanya, Osmanlı’dan geçmek zorundaydı. Berlin’in Osmanlı/Türkiye
yanlısı görünmesinin arka planında bu hesaplar vardı.
 

Alman askeri
anlayışı, Alman ticareti kadar başarılı olamadı hiç bir zaman. Bu sebeple
Almanlar için, “Almanlar, dünyanın teknik ve endüstriyel ihtiyaçlarının
hammalıdır, dünyanın kaymağını ise onlar değil, silahı kullanmasını bilenler
yer” denir. Mesela Balkan Savaşları’nda Türk ordusu nasıl ki Alman silahlarıyla
donatılmış ve subayları da Almanlarca yetiştirilmişse, Sırp, Yunan ve Bulgar
orduları da Fransız silahlarıyla donatılmış, Fransızlarca eğitilmişti. Hatta
çarpışmalar esnasında da Balkan ordularının başında Fransız subayları
bulunuyordu, tıpkı Türk askeri birliklerinin başında Alman subaylarının
bulunduğu gibi. Bu sebeple “Balkan
Savaşları aslında Almanya ve Fransa’nın; eğitim, silah ve nüfuz çarpışmasıdır”
deni
r, galip çıkanın
Fransa olmasına, Alman Aklı’nın askeri metotlarda başarısız olduğunun bir kez
daha tekrarı gözüyle bakılır.
 

Güçlü bir Türkiye,
Selanik ve Karadeniz’e inmiş bir Almanya, İngiltere için en büyük düşmandı.
Balkanlar’da, İstanbul, Viyana ve Berlin’den hiçbir eser kalmaması da, Rus
Aklı’nın ürünüdür. 

Alman Aklı’nın
Avrupa’daki düşmanı Fransa, dünyadaki düşmanı İngiliz’lerdir.
 

Almanya-Avusturya-Macaristan-Osmanlı
zincirinin kırılmadan Mezopotamya’ya kadar uzanması, bu hat boyunca inşa
edilecek demiryolunun (İngilizlerin Süveyş Kanalı’na karşı Alman demir yolu
kanalı – Basra’dan Doğu denizlerine uzanacak bir hayat damarı – İngilizler,
Almanlar’ın Bağdat demiryolunun Basra Körfezi’ne inmesine mani olmak için
Kuveyt’i himayelerine aldılar) mamül malları getirip, hammadde ve petrolü
Berlin’e götürmesi planında olduğu gibi, Alman
sanayisinin pazar, hammadde ve enerji sahalarına uzanacağı hat üzerinde bulunan
ülkelerin siyasi-ekonomik istikrarı ve toprak bütünlüğü, Berlin’le ilişkilerine
bağlı olarak, ya Alman Aklı’nın muhafazasında ya da tehtidi altındadır.
 

Perşembe günü devam
edelim.

Alman Aklı (4) 

Dünyada Türkler kadar farklı alfabe kullanan bir başka millet herhalde
yoktur.
 Bu, Türklerin dünya üzerinde çok geniş bir coğrafyaya
yayılmalarından, diğer kültür ve medeniyetlerle temas ve etkileşime açık
olmalarından ve de onları etkileme arzusundan kaynaklanıyor olabilir. 

Dünyanın çeşitli
coğrafyalarına dağılmış Türkler’in alfabe seçiminde, mensup oldukları din
 – İslamiyet’in
kabulünden sonra Arap harflerinin kullanılmaya başlanması gibi- belirleyici olmuştur. İlk defa din faktörünü
gözetmeden Türkiye Türkleri’nin Latin alfabesini kabulü, tek istisnadır. 

Alman Aklı ve
hizmetindeki Alman entellektüeller, Anadolu’da Latin alfabesinin kabulü için de
çaba göstermişler, alfabenin yazımı konusunda da Fransızlarla rekabet
etmişlerdir. Sonunda yazım konusunda Fransızların önerileri kabul görmemiş,
kelimelerin konuşulduğu gibi yazıldığı, Almanca’ya yakın Doğu Avrupa
ülkelerinin yazım şekli esas alınmıştır. Sesli harflerin tamamı da Almanca’dan
alınmıştır. Böylece “Yeniliklerle
Türklerin Fransız kültür çevresinden uzaklaştıkları ve Almanya tarafından
etkili olunan Doğu Avrupa çevresine girdikleri görülmektedir

(İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği’nce yazılan 5 Kasım 1928 tarihli rapor -
Innere Verwaltung Türkei, Bd. 1, R 78624).  

Alman Aklı ayrıca,
Latin alfabesini Türkiye’yle aynı yıllarda kabul etmiş olan Azerbaycan,
Özbekistan ve Türkmenistan’a Anadolu üzerinden uzanmak istemiş, ancak bu plan
Ruslarca adı geçen ülkelerde alfabe değişikliğine gidilerek tersyüz edilmiştir.
Eğer bu değişiklik olmasaydı Alman nüfuzu Orta Asya’da daha hızlı ve
derinlemesine yayılabilirdi. Çünkü zaten “Osmanlı
Devleti’nin müttefiki olduğundan Almanya’ya karşı büyük bir sempati besleniyor
ve (Türkistan’ın) bağımsızlık mücadelesinde Almanların her türlü yardımı
yapacaklarına inanılıyordu
.” (ATAŞE Arşivi, Kls. 1854, Ds. 121,
Fhr. 2 / 17) 

Nefret, kin ve peşin
hüküm, kör eder, akıl tutulmasına sebep olur
. Hiçbir önyargı ya
da art niyet taşımadan, Almanya ve Türkiye’nin birbirini daha iyi anlaması ve
bu iki ülkeye kurulan tuzakların farkına varılması düşüncesiyle kaleme almaya
çalıştığımız bu seriyi hülasa edelim: 

Alman Aklı, eski
günlere geri dönme arayışının açtığı kanaldan esir alınmak isteniyor. 
İngilizler, Alman
Aklı’nı Orta Asya’dan çıkarmak istiyor. Orta Asya, Alman Aklı için uzak
gelecekte çok gerekli. Orta Asya uzak gelecekte İngiliz’lerin nüfuz dairesinden
çıkacak. Eğer Orta Asya olmazsa Alman Aklı’nın İngiliz’lerle baş etmesi
neredeyse imkânsız. Orta Asya,
Orta Doğu’nun kilididir, Orta Asya’da olmayan, Orta Doğu’da olamaz.
 Orta Doğu’da olmayan, dünyanın idaresinde söz sahibi olamaz.  

Orta Asya, Orta
Doğu’nun uzun zamandır etkisi altında. Orta Asya, Orta Doğu’nun oyunlarında,
açılması zor kilitlerin açılmasında etkili anahtardır. İngilizler, önce Orta
Asya’ya yerleştiler, Orta Doğu’yu buradan kurguladılar ve bölgeyi en az dokuz
anahtarlı (dokuz kördüğüm) bir kilitle
kilitlediler
. Bu kilidi açmak ancak Orta Doğu’ya dair şu dokuz
anahtara sahip olmakla mümkün olabilir: 

1-Etnik kimlik anahtarı 

2-Mezhep ayrılıkları anahtarı 

3-Ahmedilik (Kadıyanilik) anahtarı 

4-Orta Asya anahtarı 

5-Ekonomik anlaşmazlıklar anahtarı 

6-Irkçılık anahtarı 

7-İntikam olayları anahtarı 

8-İstihbarat anahtarı 

9-İttifaklar anahtarı 

Alman Aklı,
İngiliz’ler tarafından Orta Asya’dan çıkarılmak isteniyor. Eğer planlandığı
gibi giderse, Rus’larla Almanlar karşı karşıya getirilecekler. 

Pazar günü bu seriyi
bitirelim. 

Alman Aklı (5) 

Bilime, ekonomiye, teknolojiye, yani genel olarak
insan kültürüne yüksek katkıları olan milletlerin aklının incelenmesi insanlık
için önemlidir. Alman Aklı’na mercek tutmaya çalıştığımız bu yazı serisi, Türk
bilim dünyasının bu alana girmesi için bir tetikleyici olursa maksat hâsıl
olmuş olacaktır. 

Alman Aklı’nı ele
alıp da Luthercilik’ten bahsetmemek olmaz. Almanlar,
Katoliklik’le ölmüş olan Hıristiyanlığı, Protestanlık ile diriltmiş ve Martin
Luther, tabiri caizse ikinci bir Hz. İsa olmuştur.
 Bugün Hıristiyanlık varlığını önemli oranda rasyonel Alman Aklı’na
ve Luther’e borçludur
.

Eğer Luther, başta
kilisenin; para ile günah affı olmak üzere birçok ticarileşmiş ve din olmaktan
çıkmış çürümüşlüğüne isyan etmeseydi, belki bugünkü gelişmişlik düzeyinde bir
Avrupa olamazdı.

Luther başta
Hıristiyanlık olmak üzere Avrupa’nın yeniden inşasına en büyük katkıyı
sağlamıştır. Vatikan bugün İtalya’dan alınıp Almanya’ya taşınsa bu hak acaba
ödenebilir mi, düşünmek gerek. 

Almanya, Avrupa’da
en geniş prenslik ağına sahip millettir. Bu prenslikler aralarındaki rekabette,
ayakta kalabilmek, öne geçebilmek ya da fark yaratabilmek için, birçok bilim,
sanat, askerlik ve ticaret önderlerine sponsorluk etmiş, rönesans ve reform
hareketlerinin alt yapısını hazırlamıştır. 

Felsefeye verilen
önem ve Luthercilik, Almanya’yı diğer Avrupa ülkelerinden daha fazla adalet,
merhamet, hak, hukuk üzerine düşünmeye ve bunların mücadelesini vermeye
itmiştir. Bu durum Almanya’yı sömürgecilik arayışının önemli oranda
dışında tutmuş, geciktirmiştir.   

İngiltere, Fransa,
İspanya, Portekiz, Hollanda ve diğer ülkeler sömürge furyasına katılırken
Almanlar arkeoloji ve kadim medeniyetlerin bilgilerini bulmaya yönelmişlerdir.
Bu ise Almanya’yı bugün hala en önemli teknolojik yenilik yapan  ülkeler
arasına girmesine sebep olmuştur. 

Almanlar bilgi,
teknoloji keşfi, askeri strateji gibi olgular üzerine giderek Avrupa’da farklı
bir statüye sahip olmuştur.

Alman Aklı, bilimi,
teknolojiyi,  felsefeyi, ideallerini disiplinle harmanlayarak yeni bir
konsept oluşmuştur. Bu konsept yaklaşık 300 yıldır Fransız, İngiliz, Hollanda
gibi rakipleri ile yarışmış ve kendine önemli bir yer tutmuştur. 

Alman, Fransız,
İngiliz, İspanyol, Portekiz, İtalyan, İskandinav ve Rus Aklı İle ilgili
yapılacak yeni araştırmalar dünyaya bakış açımızı değiştirecek boyutlara
sahiptir. 

Almanlar değişik
milletlerin ve medeniyetlerin akıllarından, bilgilerinden ve kadim zamanların
bilim mirasından nasıl yararlanılacağı konusunda hepimize bir örnektir.
 




























































































































































Avrupa’da ön plana
çıkan milletler incelendiği zaman görülecektir ki; şu anki bilimsel, ekonomik,
siyasal, askeri stratejik, askeri teknolojik seviye, tesadüfen elde
edilmemiştir. Âdil olan Allah’ın çalışana verdiği gerçekliği sonsuz kereler
Batı tarafından teyit edilmiştir. (bitti) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet