Aydın FINDIKÇI


Türk-
Alman ilişkileri hakkında, şu ince ayrıntının dikkate alınma zorunluluğu
vardır: Bu ilişkinin bir devletler arası, bir hükümetler arası ve bir de bu iki
devletin yurtaşları arasında yaşanan ve sürdürülen sosyal, kültürel ve bireysel
toplumsal ilişkiler boyutu vardır. Bu etmenlerden biri olan hükümetlerin, yani
siyasi ikidarların izledikleri politikalar, devletlerin saygınlığına, ekonomik
gücü ve potensiyeli ile uluslararası ilişkilerdeki siyasi ağırlığına göre
şekillenir.


Devletler
arası ilişkiler, bu ilişkileyi zorunlu kılan ekonomik ve siyasi beklentilere ve
bu beklentiler etrafında dönen çıkar ilişkilerine dayanır. Özelikle kabile
olmayan, muz cumhuriyeti özellikleri taşımayan, dinsel bağnazlıktan uzak ve
evrensel hukuk kuralları çerçevesinde işlevini yerine getiren Almanya gibi
ciddi devletlerde, devletin temel siyasi ve ekonomik çıkarlarını iç ve dış
ilişkilerde en iyi şekilde icraa eden siyasi partiler iktidar olur ve kendi
devletinini çıkarları doğrultusunda hükümeti kurarak devletine ve o devletin
yurttaşlarına hizmet vermeye başlar.


Osmanlı, Almanya´nın bir sömürgesi miydi?


Türk-Alman
ilişkilerinin Osmanlı İmparatorluğunun son çeyreğinde zirveye çıktığı
bilinmektedir. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, gayri resmi olarak dönemin
Almanyası bigi batılı devletlerin bir sömürgesi konumunda idi . Osmanlı
yönetimi, devletin ve halkın değil, sarayın hizmetinde olduğu için, Almanya
gibi güçlü devletlerin bir dediğini iki etmiyordu. Bu olgu, Osmanlı hayranı olan
siyasal İslamcılar tarafından saklanan önemli gerçekler arasındadır. Almanya
hem geçmişte ve hem de günümüzde ekonomik çıkarı ve siyasi beklentisi olmadığı
ülkeler ile ilişkilerini en alt seviyede, buna karşın ekonomik ve siyasi
beklentisinin çok büyük olduğu dönemlerde ise ilişkilerini en üstü düzeyde
sürdürmeyi tercih eder. Vu bu gerçek, ciddi anlamda devlet olan diğer ülkeler
içinde geçerlidir.


Türkiye,
Almanya, Avrupa ve ABD açısından çok önemli bir jeopolitik konuma sahiptir.
Türkiye’nin bu konumu ve bu konumu suistimal eden siyasal İslamcılar Türkiye’de
iktidar olmamış olsaydı, şu an ikili ilişkilerde yaşanan siyasi motifli şantaj
girişimleri de olmayacaktı.


Almaya´nın
Osmanlı üzerindeki güçlü etkisine geçmişte yaşanan dramatik bir konu örnek
olarak verilebilir: Dönemin Alman Genelkurmay Başkanlığı, Osmanlının Silahlı
Kuvetlerinin fiili Başkomutanlığı konumundaydı. Alman Genelkurmay Başkanlığının
bilgisi, onayı, teşviki ya da engellemesi olmaksızın Osmanlı ordularının
haraket etme sahası sıfıra yakın bir noktadaydı. Osmanlı’nın Birinci Dünya
Savaşına Almanya’nın yanında yer alması ve 1915 tarihli „Tehcir Kanunu“’nun
çıkartılarak uygulanması tesadüf değildir. Dönemin Alman İmparatorluğu ve
Genelkurmay Başkanlığının onayı ve bilgisi dahilinde uygulanan „Tehcir Kanunu“,
bugün bile Türkiye Cumhuriye´tini uluslararası alanda en fazla sıkıntıya sokan
siyasi bir şantaj haline gelmiştir.


RTE Yargılanacak


Türkiye´yi
Almanya ile ilişkilerinde tehdit eden siyasi olgular giderek çoğalmaktadır. AKP
ve onun kurucu lideri RTE´in kişisel ve ideolojik saplantılı dinici dürtülerle
uyguladığı dış politikası, sadece iflas etmekte kalmamış, aynı zamanda
Türkiye’yi de adım adım uçuruma sürükleyerek yok olma noktasına getirmiştir.
RTE ve güdümündeki AKP´nin mezhepsel saplantıları, Süriye´de yaşanan iç savaşın
çıkmasına neden olan etkenlerin başında gelmektedir.


Almanya’nın
başını çektiğı bir grup Avrupa Birliği (AB) ülkesi, ilk fırsatta, RTE´ı deliğe
süpürecektir. Bunun nedeni, RTE’ ın uluslararası çete tarafındann (Emperyalizm)
belirlenen BOP Eşbaskanı olarak Fetö ile kol kola girip Atatürk Cumhuriyetini
yıkma projesinde üstüne düşeni fazlasızla yerine getirmemiş olması değildir.
Ulusrarası çete, RTE-Fetö ikilisi tarafından fiilen çökertilmiş olan Atatürk
Cumhuriyeti’nin yerine inşaa etmeyi düşündğü yeni yapıda, RTE’ı ikame edecek
yeni bir gönüllü aramaktadır. Bu yeni gönüllü belirlenir belirlenmez,
uluslararası çete, RTE uluslararası bir mahkemede „insanlık suçu işlediği,
„Süriye başta olmak üzere diğer bir çok ülkede dinci terörist gruplara destek
verdiği“, „kara para akladığı“, „İsviçre bankalarında sakladığı ve milyar
dolara varan servetinin kaynağının ne olduğu“ gibi konularda yargılanmasını
sağlayacaktır. Bu korkuyu yaşayan ve bu korkunun vermiş olduğu dehşet verici pisikolojik
dürtü ile hareket eden RTE, başta kendi seçmeni olmak üzere, diğer bazı
marjinal grupcukların da desteğini arkasına alarak, uluslararası çeteye ödün
üstüne ödün vermekle yetinmemekte, bundan çok daha vahimi olan; Türkiye’yi, bir
iç savaş dahil olmak üzere, hayel dahi edilemeyecek dehşet verici bir sürece
hızla sürüklemektedir.


RTE´ın
Alman devletine ve bu devleti yöneten hükümete karşı sarf ettiği ırkçı,
şövenist ve faşizan söylemine tepki duyan Alman kamuoyu, bu tepkisini giderek
daha da yaygınlaştırmaktadır. Bunun farkında olan RTE, sırf kendi kişisel
yaşamını garantiye olmak, uluslararası bir mahkemede yargılanmasın önünü kesmek
için Almanya’yı daha da tahrik eden söylemine ivme kazandırmaktadır. RTE
böylece, Avrupa’da kendine karşı oluşan haklı tepkiye karşı iç kamuoyunda etkin
bir güç oluşturmak maksadıyla, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını iç ve dışta,
başta Almanya olmak üzere diğer medeni ve çağdaş ülke yönetimlerine karşı
kışkırtmaya ve dini sömürmeye devam etmektedir. RTE sırf kendi geleceği için,
Türkiye´yi cehennem ateşine sürüklemektedir.


RTE, Almanya’dan İltica Talebinde Bulunacak* mı?


Başta
Süriye´li mülteciler olmak üzere, İslam dini adına hareket eden siyasal
İslamcıların estirdiği dinci terör, dehşet ve insanlık dışı uygulamalarından
dolayı mağdur olan milyonların namuslarını ve can güvenliklerini korumak
maksadıyla Hristiyan Avrupa´nın kapılarına dayanması, bu mülteci akınının
RTE´in kişisel hırsından dolayı Türkiye’nin dış politikasında Almanya’ya karşı
bir şantaj olarak el altında tutulması, başta Almanya olmak üzere diğer bir çok
medeni, çağdaş ve onurlu devletin ve yurttaşlarının haklı tepkisini
çekmektedir.


Sayın
Dr. Angele Merkel Başbakanlığındaki mevcut Alman hükümeti, sırf mülteci
kirizinden kaynaklanan siyasi beklentisinden dolayı, RTE´in Almanya´ya yönelik
akıl dışı suçlamalarına yönelik bir süredir sürdürdüğü suskunluğunu giderek
bozmaya başladı. İncirlik’de konuşlandırılmış olan Alman Silahlı Kuvetleri
mensubu askerlerin Alman siyasileri tarafından ziyaret edilmesinin engellenmesi
dolaysıyla daha da netleşen karşılıklı şantaj girişimleri, Ürdün´ün Adana
İncirlik´e alternatif olabileceğini beyan etmesi ile yeni bir boyut kazanmış
oldu. Almanya Dışişleri Bakanı Sosyal Demokrat Partili Sigmar Gabriel
“Erdoğan’ın hükümeti, bize ‘eğer iltica başvurusunda bulunanları iade
ederseniz, evet işte o zaman milletvekilleriniz Alman askerlerini ziyaret
edebilir’ dedi. Bu kanunlarımızın, Anayasamızın ihlalidir, böyle bir şey
yasak…Yaklaşık 450 iltica başvurusunda bulunan var. 80 kişiye iltica hakkı
tanındı. Şimdi Türk Hükümeti bizden bu kişileri, hapsedilmeleri için,
Türkiye’ye vermemizi istiyor. Bu bir NATO müttefikinin diğer bir NATO
müttefikine şantaj uyguladığı bir durumdur. Bu kesinlikle mümkün değil” dedi.


( http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/turkiyeden-incirlik-sarti-ilticacilar-iade-edilsin-1857998/)
Burda söz konusu edilen kişiler, 15 temmuz 2016 tarihli sözde ‘darbe’ girişimi
nedeniyle suçlanan asker kökenlilerden oluşmaktadır. Bu şahıslara Alman devleti
tarafından ‘ilticacı’ statüsü verilerek korunmaya alınmasını bahane eden RTE,
sırf kendi seçmenini ayık tutarak, Almanya ile suni gündem yaratıp, hem
yargılanmamasının zeminini yaratmak ve hem de 16 nisan 2017 tarihli
referandumda yaşanan hukuksuz ve gayri meşru sonucu unutturmak için, Almanya
ile ikili ilişkilerde şantaj üstüne şantaja başvurmaktadır. Bu şaytajlar da
sonuç vermez ise, (ki vermeyecek de), RTE sırf canını kurtarmak ve
yargılanmasını engellemek için, nasıl Osmanlı’nın son Padışahı Vahdettin vatanı
satarak İngilizlere sığındı ise, kendisi de, fiilen çökkertiği Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin son Cumhurbaşkanı olarak bu hizmetinin karşılığı olarak,
Almanya’ ya sığınarak ‘iltica talebinde’ bulunursa, bu bir süpriz olmayacaktır.


Not: 19 Mayıs 2017 tarihinde
Sözcü Gazetesine yönelik AKP ve  içinde yuvalanan Fetö
terör örgünü mensupları ile ortaklaş yapılan hayin saldırı, tutuklama ve
sindirme girişimlerini şiddetle kınıyorum ve başta Sözcü Gazetesi olmak üzere
özgür basın yayın kuruluşları ile dayanışma içinde olduğumu beyan ediyorum.


20
mayıs 2017


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet