Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Almanya Türkiye’nin
Savunma ve Güvenliğini Mi Hedef Alıyor ?

Cahit Armağan Dilek

·        
 

Almanya
ile Türkiye arasındaki ilişkiler sonu henüz öngörülemeyen bir kötüleşme
sürecine girmiş gözüküyor. Son 1-2 yıldır Türkiye ile Almanya arasındaki
krizler bitmek bilmiyor. Önce gelişmeleri bir özetleyelim.

Geçen yıl
Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya geçişi ve geri kabul anlaşması bağlamında
ortaya çıkan krizler İncirlik’teki Alman askerlerinin Alman milletvekillerince
ziyaret edilmesine izin verilmemesi ile krize yeni bir halka eklenmişti. 16
Nisan’daki anayasa referandumu sürecinde Türk Bakan ve milletvekillerinin
Almanya’da miting yapmasına izin verilmemesiyle krizler yeni bir boyut kazandı.
Bu arada İncirlik ziyaretine izin çıkmaması nedeniyle İncirlik’teki Alman savaş
uçaklarının ve askerlerinin Ürdün’e taşınması kararı alındı ve uygulamaya
geçirildi.

Bunu bir Alman
medyasına çalışan gazetecinin PKK terör örgütüne yardım yapmak gerekçesiyle
Türkiye’de tutuklanması izledi. Hemen peşinden Alman milletvekillerinin
Konya’daki askeri üste bulunan Alman askerlerini ziyaretine izin verilemesiyle
kriz ve gerginlik büyüdü. Bunu takip eden günlerde İstanbul Büyükada’da insan
hakları aktivistleri olarak bilinen aralarında Alman vatandaşının da olduğu
kişilerin toplantı halindeyken yakalanıp tutuklanması Alman hükümetinin sert
tepkisine yol açtı.

Alman Dışişleri Bakanı
önce sabrımız bitti dedi sonra Türkiye politikamızı değiştiriyoruz dedi,
peşinden Türkiye’ye gidecek Alman vatandaşlarına güvende değilsiniz
tutuklanabilirsiniz uyarısı yaptı. Ayrıca Türk hükümetinin Türkiye’de iş yapan
Alman şirketlerini terör bağlamında soruşturduğunu belirtip Türkiye’de iş yapan
firmalara kredi veremeyeceklerini ima ettiler. Son açıklamalarında da Türkiye
ile ilgili askeri projeleri ve ticari ilişkileri gözden geçireceklerini
belirttiler. Hatta Türkiye’nin güvenilir bir ortak olmaktan uzaklaşmakta
olduğunu ifade ederek NATO içinde ve diğer askeri ortaklıklarda işbirliğinin
tehlikeye girebileceği imasında bulundular.

Almanya’dan gelen
bu açıklamalara karşın Türk hükümeti tutuklananların terör suçlamasıyla
tutuklandığını, Alman firmalarına yönelik terör soruşturmasının olmadığını,
Almanya’nın suçlamalarının haksız olduğunu, Türkiye’ye dayatma yapılamayacağı
gibi ifadeler içeriyordu.

Bu kapsamdaki son
gelişme ise Türkiye’yi zorda bırakacak türden. Alman İçişleri bakanlığı
Türkiye’nin teröre destek veriyor iddiasıyla kendilerine verilen ve 600’den
fazla Alman şirketini içeren listenin Türkiye tarafından geri çekildiğini
açıkladı. Almanya Cumhurbaşkanının da Türkiye’ye muhtemel yaptırımları
destekleyen ve diplomatik anlamda ağır sayılabilecek açıklamasını da unutmamak
gerekir.

Almanya
krize hazırlıklı, alternatifleri hazır, Türkiye günlük hamleler yapıyor kriz
yönetimi yapamıyor

Her iki tarafın
açıklamalarına, krizi ele alışlarına bakılıra Almanya’nın baş gösteren
krizlerin daha da derinleşebileceğini öngörüp alternatifler hazırladığını ve
kartlarını peşpeşe masaya sürdüğünü görüyoruz. Türkiye ise tepkisel bir
politika izler görüntüsünde. Halbuki günümüzde hem günlük hayatta, hem
meteorolojik şartlarda, hem güvenlik ortamında hem de iç ve dış siyasette
olağanüstü beklenmedik gelişmeler yaşanmaktadır.

Bunun içindir ki
ülkeyi yönetenler ve kurumlar sorumlu oldukları alanda kriz yönetimi üzerinde
çalışmalı, alternatif hal tarzlarını belirlemeli dış politikada karşı tarafın
neler yapabileceğini bunların Türkiye’ye etkilerini değerlendirip Türkiye’nin
nasıl karşılık vermesi gerektiğini belirlemiş olmalıdır. Bu bağlamda
Almanya’nın Türkiye ile krizi kendi lehinde yönlendirmede başarılı olduğunu
görüyoruz. Çünkü kriz yönetimine hazırlıklı olmayan Türk hükümeti belki de en
son söyleyeceğini ilk hamlede söyleyip onun da gereğini yapamayınca geri adım
atmak zorunda kalıyor ve krizde kaybeden taraf oluyor.

Türk-Alman
krizinden kim zararlı çıkar?

İki ülke arasında
bir kriz yaşandığında sadece tek tarafın kayıplar yaşayacağını düşünmek doğru
değil ancak bir tarafın çok büyük zararlar yaşarken diğer tarafın zararlarının
simgesel boyutta kalması mümkün. Bunu anlamak için Türkiye ile Almanya arasında
ilişkilere özet olarak bakalım.

Ticari ilişkiler
dış ticaret açığı Türkiye aleyhinde artarak büyüyor. Türkiye’ye gelen turistler
içinde Alman turistlerin payı %11 civarında. Türkiye ihracatının ortalama %10’unun
Almanya’ya yapıyor.  İthalatının da yine yaklaşık %10’unu Almanya’dan
yapıyor. Almanya ise ihracatının %1.6’sını Türkiye’ye, ithalatının ise %1,3’ünü
Türkiye’den yapıyor. Buna göre Almanya’nın dış ticaret listesinde Türkiye en
fazla ticaret yapılan 20inci ülke iken Türkiye’nin dış ticaret listesinde
Almanya en fazla ticaret yapılan 1inci ülke durumunda. Türkiye’ye doğrudan
yatırım yapan ülkeler sıralamasında Almanya %6.3’lük payla 6ncı sırada.
Türkiye’de iş yapan yabancı sermayeli şirket sayıları bağlamında ise 6879
şirketle Almanya açık ara 1inci sırada. 

Askeri ilişkiler
bağlamında özellikle Türk Deniz Kuvvetlerinin yoğun bağlantıları var. Örneğin
denizaltılar ve savaş gemilerinin makineleri Almanya’dan alınıyor. Yine Alman
patentli üretilen savaş gemilerinin/denizaltıların birçok yedek parçası
bağlamında Almanya ile bağlantılı ve ilişkilerin devamı kritik önemde. Ayrıca
tankların motorları (ki şuanda artık alınamıyor) da Almanya’dan alınmak
durumundaydı.

Bu bilgiler şunu
gösteriyor. Krizin derinleşmesi ve Almanya’nın ambargoyu andıracak tedbirleri
uygulamaya geçirmesi, ticari ilişkilerin durma noktasına gelmesi ve turist
sayısının azalması halinde Türk ekonomisini hissedilir derecede etkileyecektir.
Ayrıca 1991’de tankların PKK’ya karşı kullanılmasını engellemek üzere tank
satışlarını durdurduğu gibi şimdi de Türk Deniz Kuvvetlerine yönelik benzer bir
ambargoya yönelmesi Deniz Kuvvetlerinin faaliyet etkinliğinin düşmesine yol
açabilir. Ege ve Doğu Akdeniz (Kıbrıs ve çevresi)’deki kritik gelişmelerin yaşandığı
bu dönemde bu husus Türkiye için istenmeyen bir durum oluşturacaktır.

Almanya
demek AB demek

 Ayrıca
derinleşecek kriz Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının durumunu da zora
sokabilecektir. Diğer taraftan Almanya’yı sadece Almanya olarak görmek de doğru
değildir. İngiltere’nin AB’den çıkma kararıyla birlikte Almanya’nın AB içindeki
lider pozisyonu daha da belirginleşmiştir. Dolayısıyla Almanya ile yaşanan her
sorun AB ile yaşanan sorun olarak karşımıza çıkması ya da AB’nn diğer
üyelerinin de karşımızda Almanya’nın yanında yer almasıyla sonuçlanacaktır.
Hollanda, Belçika, Avusturya ile yaşanan ve şimdilik sönümlenen krizler bunun
işaretleridir. Ege ve Kıbrıs’ta Yunan tarafıyla yaşanan anlaşmazlıklarda
karşımızda ya da masada AB’nin de yer alması bunun bir başka işaretidir. Ege’de
Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya geçişini önlemek üzere görevlendirilen NATO
kuvvetinin Alman amiral ve Alman savaş gemisi liderliğinde sürdürülmesi bunun
bir başka örneğidir.

Ne
yapmalı?

Almanya Türkiye
ile krizi yönetirken Alman hükümetinin yaklaşan seçimleri de dikkate alarak bir
iç politika malzemesi olarak kullandığı dikkate alınması gerektiği gibi
Almanya’nın artık AB lideri olarak küresel politikalara yöneldiğini,
Ortadoğu’ya yönelik politikalarını hayata geçirmek bağlamında Türkiye ile
çakışan çıkarları olduğunu da görmek, politikalar ve hal tarzları belirlenirken
bunları da dikkate almak gerekiyor.

İkili ilişkilerde
dengenin büyük oranda Almanya lehinde bozulmuş olması illaki Türkiye’nin
kaybedeceği zarar göreceği anlamına gelmiyor. Ancak şuan oluşan durum ve denge
Türkiye aleyhinde bir sonucun habercisidir. Almanya krizde insiyatifi ele
geçirmiş gibi ve daha sert açıklamalarla adeta Türkiye’ye yüklenmeye devam
ediyor. Süreç ekonomik/ticari bir ambargoya dönüşmese de ya da Almanya iş bu
yönde tırmandırmayacak olsa da dış politikanın en önemli unsuru olan askeri
gücün kullanılmasını sekteye uğratacak şekilde Türkiye aleyhinde bir durumu
yaratacak şekilde sınırlı tutabilir. Ve görünürde sınırlı olan bu durum Türkiye
için kritik bir durum yaratacaktır. Yani Almanya’nın alacağı tedbirlerin
sonucunda Türkiye’nin savunma ve güvenliğini olumsuz etkileyecek bir durum
oluşabilir. Almanya böylelikle hem ekonomik bir zarar görmez hem de Türkiye’yi
kendi politikalarına uygun davranmak zorunda bırakabilir.

Bu bağlamda
ayrıca 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Almanya’nın kendi ülkesine sığınan
FETÖcülere yönelik tavrı, darbe girişimi öncesinde ortaya çıkan değişik gizli
dinleme olayları, FETÖ ve PKK dahil Türkiye’ye karşı terör eylemlerinde bulunan
örgütlere yönelik koruyucu yaklaşımı Almanya’nın Türkiye’nin savunma ve
güvenlik alanında zafiyet oluşmasında zımnen de olsa dahil olduğunu işaret
etmektedir. Ayrıca bugün AB lideri konumundaki Almanya’nın geçmişte de
Türkiye’nin AB üyesi olmasını engelleyen asli güç olduğunu da unutmamak
gerekir.

Ancak durumu iyi
analiz eden, gerçekçi değerlendiren, milli güç unsurlarının farkında olan,
karşı tarafın zayıf ve kuvvetli yönlerini iyi analiz eden bir Türkiye kendi
çıkarlarına en uygun hal tarzını kabul ettirecek güçtedir. Bu kapsamda örneğin
Almanya’nın hasbelkader zengin olduğunu söylemenin gerçeklerle yakından uzaktan
bir ilgisi yoktur. Almanya’nın nasıl zengin olduğu milli güç unsurlarının iyi
bir analiziyle çok net şekilde ortaya çıkacaktır. Yeter ki karar alama sürecini
kurumsal olarak uygulasın yeter ki devletin kurumlarının bilgi birikimin
farkına varsın. Tabi bu arada evrensel değerlerin ve kavramların da özünü
kavrayarak genel yaklaşım ve suçlamalardan vazgeçsin.

Türkiye, Almanya
ile yaşanan krizin karşı tarafın bir gazetecinin ya da bir insan hakları
aktivistinin tutuklandığı iddialarıyla derinleştiğini hatırlayarak, bir anlamda
empati yapmayı, terör ifade özgürlüğü fikir hürriyeti basın özgürlüğü gibi
alanlarda evrensel değerler bağlamında daha dikkatli adımlar atmalıdır. Kişiler
üzerinden değil de ilkeler ve değerler üzerinde hareket edildiğinde tutarlı
olunacağı bununda başarı getireceği unutulmamalıdır. Unutulmaması gereken diğer
husus da dış politikanın en önemli hatta belki de tek destek unsuru olan askeri
güç yani Ordu’nun olduğudur. İşte Türk hükümeti hem iç hem de dış politikasını
belirlerken ve uygularken askeri gücünün etkisiz hale getirecek sonuçların
oluşmasına izin vermemeyi esas almalıdır.


















































Bugün Suriye’de
Irak’ta, Ege’de Kıbrıs’ta dış politikada etkisiz kalınmasının arkasında dış
cepheyi yani Atatürk’ün deyimiyle gücü kuvveti temsil eden Türk Ordusunun
kumpas davaları ve sonrasındaki FETÖ darbe girişimiyle caydırıcılığın
zedelenmesi olduğu görülmelidir. Belki de bunun içindir ki ABD ve Almanya
Türkiye ile krizleri tırmandırıp kendi politikalarını dayatma cesareti
bulabiliyorlar. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış