Zeynep
Deniz ALTINSOY : Doğu Akdeniz Yetki Alanı
Sorunu Çıkmaza mı Giriyor ???


11 Haziran 2020


Doğu Akdeniz’de yükselen gerilimin taraflarının
Türkiye ve Yunanistan ile sınırlı tutulmaya çalışıldığı gerçeğini görmemek
mümkün değil.

Yarı kapalı bir deniz havzası olan Akdeniz’de kıyıdaş sadece iki ülke yoktur.
Ancak, balıkçılık alanı ya da münhasır ekonomik bölge sorunu bağlamında konunun
ele alındığını bir kere daha söylemeliyiz. Bu sorun bugün ifade edildiği üzere
münhasır ekonomik bölge ya da balıkçılık alanı gibi ilan edilmek suretiyle
tanımlanan alanlarla sınırlı değildir. Kabul edilmesi gereken odur ki; Akdeniz
ve Ege’de Yunanistan ve Türkiye arasında bu iki deniz alanının yetkisinden
kazanımından daha önemli olan kıta sahanlığı çıkmazı vardır.

Bütün sorunun temelinde bu dar alanda iki kıyıdaş devletin kıta sahanlığı
kabulü yatmaktadır. Oysa kıta sahanlığı hukuki rejimi açıktır. Defaetle her
platformda ifade ettiğimiz üzere BMDHS 76. Maddede kıta sahanlığı tanımını
yapmaktadır. İlgili maddenin 10 Paragrafı da kıta sahanlığına dair gereken tüm
açıklamalar yapılmakla beraber “ipso facto, ab initio” olduğunu belirtmek
gerekir.

Yunanistan ile Türkiye arasında ki deniz yetki alanı sorunu sadece Doğu Akdeniz
ile ilgili değildir. Yunanistan hem Ege hem de Akdeniz’i bir bütün halinde
düşünmektedir. Yunanistan’ın Ege kıta sahanlığı sorununa yönelik ileri sürdüğü
tezleri 1932 tarihli anlaşmaya dayandırmaya gayret etmektedir. İtalya ve
Türkiye arasında yapılan anlaşmanın detayları için burada geniş açıklama
yapmayacağız. Antlaşmanın en önemli noktası 12 Ada 1947 yılında İtalyanlar
tarafından Yunanistan’a bırakıldığında Yunanistan anlaşmanın halefi (ardılı)
olduğunu belirtmiştir.

Bugün Doğu Akdeniz’de ise GKRY’nin tezlerinin arkasında durmaya gayret etmektedir.
Deniz yetki alanları söz konusu olduğunda BMDHS 300. madde tüm kıyıdaş
devletlerin hakkaniyet çerçevesinde ve iyi niyetle ve yükümlülüklerini yerine
getirecek ve hak ve yetki özgürlüklerini hakkın suiistimaline teşkil etmeyecek
tarzda kullanacaklardır der. Yunanistan bu bağlamda GKRY’nin kıta sahanlığı
haklarına vurgu yaparken hakkaniyet ilkesinden yola çıkıldığını ifade
etmektedir. Oysa BMDHS adaların deniz yetki haklarını tanır ancak hakkaniyet
ilkesi şartlara göre değişiklik gösteren bir ilkedir. Şartlardan kasıt coğrafi
özelliktir. Deniz hukuku sözleşmesine göre coğrafyanın işaret ettiği husus ise
kıyı uzunluğudur. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere Deniz hukuku adaların Deniz
alanı haklarını tanımaktadır ancak adalara tanınacak olan haklar için adanın üzerinde
insan yaşayıp yaşamadığı, kendine özgü ekonomisinin olup olmadığı gibi
kriterler yararlanacaktır.

Tam da burada Kıbrıs adası üzerinde yaşayan iki halk ile ilgili self
determinasyon Hakkı söz konusu olmaktadır. Bu konu ise AB ülkelerinin GKRY’ni
ada’nın tek sahip unsuru olarak tanırcasına AB üyeliğine kabul etmesi ve
KKTC’nin varlığı ve halkının yok sayılması açısından ayrıca sorunlu bir hukuk
alanına işaret etmektedir. Konuya yeniden dönecek olursak bugün İtalya
Yunanistan arasında 1977’de yapılan İyon Denizi’ndeki yetki alanı anlaşması da
gündemdedir. Yunanistan bu konuyu Doğu Akdenizdeki haklılığını ispat edebilmek
adına kullanmaktadır. Oysa bu durum hem Ege için hem de Doğu Akdeniz için
Türkiye’nin lehine bir durumdur. Nitekim Yunanistan bu alanda adaların anakara
üzerinden Deniz yetkisini kabul etmiş durumdadır. Buradaki haklarından
vazgeçmiştir. Deniz alanının sınırlandırılması esnasında ise Libya’nın kıyı
hakları göz önünde bulundurulmamıştır.

Elbette anlaşmalar karşılıklı irade beyanını yansıtır ve taraflar için hak ve
yükümlülükler doğurur (inter alios) zira etkinin nisbiliği devletlerin
egemenlik ilkesi gereği zorunludur. Yine de hakların teşmili için üçüncü
devletin genel olarak örtülü rızası yeterlidir. (Anlaşmalar Hukuku madde 36)
buna karşılık üçüncü bir devletin yükümlülüğüne sebebiyet veren bir anlaşma söz
konusu ise bu ilgili devletin açık ve yazılı rızası ile olabilecek bir
durumdur. (Anlaşmalar Hukuku madde 36) yani üçüncü kişilerin lehine şartı
gözetilmek zorundadır. BMDHS madde 15), Sahilleri bitişik veya karşılıklı olan
devletlerarasında tarihi hakların veya diğer özel durumların varlığının
karasularının sınırlanmasında ortayhat uygulamasından başka sınırlandırmalar
gerektireceğini ifade eder. Bu durumda dahi kanımızca, Kıbrıs adasının tarihi
haklar açısından daha çok Türkiye lehine ve KKTC lehine sorunun yorumlanması
gerekecektir. Diğer yandan alanın sınırlandırılmasında ortayhat çok daha uygun
görünmektedir. Öyle ki, ortayhat sınırlandırılması karşılıklı kıyılar söz
konusu olduğunda ziyadesi ile hakkaniyeti bir uygulamadır. Ancak yine ifade
etmeliyiz ki, bu durum Mısır, Libya, İsrail, Türkiye gibi karşılıklı kıyılar
için idealdir. GKRY ve Kıbrıs Adası söz konusu olduğunda yukarıda ifade
ettiğimiz gibi Adaların özellikleri açısından konu ele alınmalıdır. Kıyı
uzunluğu konusunda ise Türkiye’nin söyleyeceği yine çok az söz var.

Türkiye’nin söz konusu sınırlandırma sahasının karşısında olan kıyıları,
Antalya Gazipaşa’dan Muğla Deveboynu Burnuna kadar olan yerdir. Bu iki bölge
arasında ki kıyı uzunluğu 656 mildir. 656 millik bir kıyının Deniz cephe
uzunluğu da haliyle uzun olmak zorundadır. GKRY’nin Batı kıyıları ise 32
mildir. Türkiye bu durumda, UAD Fransa Kanada arasındaki St Pierre ve Miquelon
Adaları Kıta Sahanlığı Uyuşmazlığı Kararında olduğu gibi açık deniz alanlarına
ulaşmak konusunda azami haklarını kullanması gerektiğini ifade etmelidir. GKRY
ile Türkiye arasında çizilecek ortayhattın sahillerimizin önünün açılması
doğrultusunda çizilmesi gerekmektedir. Yunanistan deniz alanları yetki sorunu
söz konusu olduğunda, hukukun öngördüğü ayrıcalıklarından yararlanmak adına
takımada devleti olduğu iddiasını dahi öne sürmüştür. (Takımada Statüsü için
Bknz BMDHS Archipelagie State madde 46/a)

Bu nedenledir ki Yunanistan gerek Ege’de gerek Akdeniz’de hukuka uygun olmayan
tüm iddiaları savunmaya devam edecektir. Türkiye bu bağlamda diğer kıyıdaş
ülkelerin rızasını alarak ve onlarla anlaşarak alanda ortayhat üzerinden yetki
alanlarını kabul ettirecek diplomatik görüşmeleri ilerletmelidir. Haricinde
evvela kıta sahanlığı hakkının doğal ve kendiliğinden olduğu vurgusuyla
GKRY’nin Ada oluşum olarak haklarının sınırlanmasına yönelik iddiaları
uluslararası arenada kabul ettirmelidir. Zira yine ifade etmeliyiz ki, sorunun
temeli Türkiye’nin kıta sahanlığının görmezden gelinmesi durumudur.


Zeynep Deniz ALTINSOY

Kafkassam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet