KITALAR & BÖLGELER : AKDENİZ & KARADENİZ & EGE & MARMARA

Soner Polat : Doğu
Akdeniz’de kavgaya girmezsek…

Aydınlık Gazetesi, 15.5.2018

Yunanistan’ı ziyaret eden (Ekim 2015) eski Fransa Cumhurbaşkanı Hollande
şunu söylemişti: “Doğu Akdeniz’de doğalgaz yataklarının bulunması Yunanistan ve
Avrupa için büyük bir fırsattır. Deniz hukukunun üstün çıkacağına inanıyorum.
Fransa bu yataklardan Yunanistan ile birlikte istifade etmenin yollarını
aramalıdır.”

Batı bakış açısı ile Türkiye, “bütün hak ve çıkarlarına doğrudan veya
dolaylı yöntemlerle el konulabilecek” bir ülkedir. Hollande’nin açıklaması
insaf ve izandan yoksundur. Doğu Akdeniz’de en uzun sahile sahip olan
Türkiye’ye hiçbir hak tanınmazken, bu denize sınırı bile olmayan Fransa ve
Yunanistan’ın doğal gaza sahip çıkma çabaları, ancak yağmacılıkla
açıklanabilir. Ayrıca bu mesaj dolaylı olarak şunu da dikte etmektedir: “Biz,
Avrupa Birliği (AB) ve Fransa olarak Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
(GKRY)’ni bir ve bütün kabul ediyoruz.”

KKTC İLE BÜTÜNLEŞME DIŞINDA ÇÖZÜM YOKTUR!

AB, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi yok saymakta, Yunanistan ve GKRY’yi
bütünleşik bir coğrafi alan olarak kabul etmektedir. Adada dayatılan
emperyalist çözümü kabul etmek, Kıbrıs’la olan her türlü olası sorunda AB ile
karşı karşıya gelme anlamındadır. AB’nin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ve deniz
kaynaklarından istifade etme gibi konularda Türkiye’ye anlayış göstereceğini
sananlar büyük bir hayal kırıklığı yaşar.

Diğer taraftan ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY, diğer bir ifade ile
Haçlı-Siyonist şer ittifakı Türkiye’ye karşı Yunanistan’da ortak tatbikat
yapmayı da içeren düşmanca bir tutum içindedir. Bu tatbikata Türkiye düşmanlığı
tescil edilen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adlı Haçlı-Siyonist hizmetkârı
kukla devletçiğin de katılması tam bir ibret vesikasıdır. Türkiye’nin MEB’ini
yok sayan uluslararası girişimler hız kazanmıştır. Mısır bile bu kirli oyunun
ucuz bir figüranıdır. Bu koşullar altında Türkiye’nin KKTC ile entegrasyon
dışında hiçbir çıkış yolu yoktur. Çünkü bunun dışındaki bütün çözümler Türkiye
ve KKTC’yi Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarında ciddi kayıplara uğratır.
Türkiye altından kalkamayacağı ağır bir jeopolitik darbe yer!

KIBRIS TAARRUZU DERHAL BAŞLATILMALI!

Türkiye, KKTC ile daha geniş bir alanda ve kurumsal olarak yakınlaşma
için adımlar atmalı ve bu yöndeki utangaçlığından bir an önce vaz geçmelidir.
Kıbrıs’taki hak ve çıkarlarımızı herkese karşı koruma kararlılığını
göstermeliyiz. KKTC’nin tanınması yönündeki diplomatik girişimler bir an önce
başlatılmalıdır. Kıbrıs, Kıbrıslı Türklerden daha çok Türkiye Türklerinin
geleceğini etkileyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kıbrıs’la tarihe mal
olmuş ve silinemeyecek bağları vardır. Kıbrıs davası, Mehmet Ali Talat, Mustafa
Akıncı, Özdil Nami gibi kime ve neye hizmet ettiği bilinmeyen insanların
insafına terk edilemez! Bu nedenle Türkiye bu alana, “Ben iyi niyetliyim,
sorunu çözerim!” gibi sığ yaklaşımlarla değil, bir devlet ciddiyeti ile
tarihsel bir perspektiften yaklaşmalıdır.

Önemli olan, ne anlama geldiği belli olmayan “sorunu çözmek” değil,
Türkiye lehine olduğuna inanılan herhangi bir statünün, koşullar ne olursa
olsun, “yasal” ya da “de facto” olarak sürdürülmesidir. Bu on yıllar, hatta yüz
yıllar alabilir! Devlet demek bu kıyasıya rekabete dayanma yeteneği demektir. İşte
tam da bu nedenle çığırtkan siyasetçilerden daha ziyade devlet adamlarına
ihtiyaç vardır.








































Atılacak ikinci adım, hiç gecikmeden ve hiç kimseden çekinmeden,
hakkaniyetine inandığımız Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgemizi (MEB)
ilan etmek ve onu gerekirse askeri tedbirlerle korumaktır. Bundan sonraki aşama
ise Türkiye ve KKTC’nin ortak bir MEB ilan etmesi olmalıdır. Eğer bu konuda
gecikirsek, AB’yi arkasına alan Yunanistan avuç içi büyüklüğündeki Meis adasını
gerekçe göstererek bizi Akdeniz’den dışlayacak tarzda geniş bir alanda kendi
bölgesini ilan edecektir. Bu haksız ve hukuksuz uygulamanın, Batı, İsrail ve
özellikle AB-D’den destek göreceğini söylemek herhalde kâhinlik olmaz! En iyi
savunma hücumdur. Türkiye, Kıbrıs’taki makûs talihini değiştirecek cesur, yerli
ve milli politikacılar arıyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir