KITALAR & BÖLGELER : AKDENİZ & KARADENİZ & EGE & MARMARA

Deniz Alanlarının
Sınırlandırılması Hukuku ve Doğu Akdeniz



Soğuk Savaş dönemi sonrası değişen küresel
ve bölgesel konjonktür, buna bağlı olarak 2011 yılında başlayan Suriye iç savaş
ile son dönemde keşfedilen hidrokarbon kaynakları Doğu Akdeniz bölgesinin
önemini artırmıştır. Bölgede yaşanmakta olan gelişmeler Akdeniz havzasındaki
enerji tablosunu olduğu gibi bölgesel dinamikleri de önemli ölçüde değiştirecek
niteliktedir. …



Özet



Soğuk Savaş dönemi sonrası değişen küresel ve bölgesel konjonktür, buna bağlı
olarak 2011 yılında başlayan Suriye iç savaş ile son dönemde keşfedilen
hidrokarbon kaynakları Doğu Akdeniz bölgesinin önemini artırmıştır. Bölgede
yaşanmakta olan gelişmeler Akdeniz havzasındaki enerji tablosunu olduğu gibi
bölgesel dinamikleri de önemli ölçüde değiştirecek niteliktedir. Diğer
taraftan, Kıbrıs Uyuşmazlığının denizlere yayılmasının bir sonucu olan
bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının paylaşılması sorunu sahildar ülkeler
arasında işbirliği ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

 

Bu çerçevede, Türkiye’nin sahildar ülkelerle kuracağı iyi ilişkiler ile bölgede
tekrar başat duruma gelmesi, hem Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının adil
paylaşımını temin edecek deniz alanlarının sınırlandırılmasına yönelik bir
anlaşmanın yapılabilmesini hem de diğer sorunların ulusal çıkarlarımıza uygun
çözülmesini temin edecektir. Bu çalışmada Doğu Akdeniz’de sahildar devletler
arasın da yapılacak kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasına
ilişkin uluslararası hukuk kuralları hakkında özet bilgi verilecektir.

 

Giriş



Yakın zamana kadar devletler ülkelerinin kıyılarında yer alan deniz alanlarını
nadiren sınırlandırma ihtiyacı duymuşlardır. Şeksper’in bir oyununda yer alan
karakterinin şu sözü bunun nedenini açıkça ortaya koymaktadır: “bir dönüm çorak
toprak için binlerce mil kare deniz alanı verebilirim”.2 Ama günümüzde
artık, dünya nüfusundaki hızlı artış ve devletlerin kara ülkelerindeki
kaynaklarının tükenmeye başlamasıyla bir mil kare deniz veya deniz dibi artık
bir o kadar kara parçasından çok daha değerli hale gelmiştir. Bu nedenle, son
yıllarda her şey değişti; başta ekonomik3 olmak üzere politik ve
güvenlik mülahazaları deniz alanlarının sınırlandırmasını devletler arasında
çok önemli bir sorun haline getirmiştir.4

 

Devletlerin ülkelerinin sınırları ve buna bağlı olarak özellikle deniz
alanlarında sahip olunan doğal kaynaklar çok hassas siyasi ve güvenlik
sorunlarını içinde barındırır. Burada belki Lord Curzon’un sözünü hatırlatmak
yerinde olacaktır: “Sınırlar, barış ve savaş uyuşmazlıklarının üzerine asıldığı
bir nevi ustura ağzı gibidir.”5 Bu bakımdan, çakışan deniz alanları
iddiaları kaçınılmaz olarak sorunlara neden olmaktadır.

 

Diğer taraftan, deniz ve deniz altındaki doğal kaynakları işleten ticari
şirketlere baktığımızda, bunların daha çok sınırları belirlenmiş ve devletler
arasında uyuşmazlığa konu olmayan deniz alanlarını tercih ettikleri
görülmektedir. Bu da devletlerin, mevcut deniz alan larını genişletmelerine
neden olmuş, sahildar devletler arasındaki karşılıklı bu iddiaların çakışması
da işletilecek doğal kaynakların bulunduğu deniz alanlarının sınırlandırılması
ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.6

 

Bu kapsamda, 20. yüzyılın ikinci yarısında devletler arasında deniz yetki
alanlarının sınırlandırılmasına yönelik anlaşmalarda önemli artış
kaydedilmiştir. Bugün dünyada mevcut yaklaşık 400’ü aşkın deniz yetki alanı
uyuşmazlığından 190’a yakını anlaşmalarla belirlenmiş olup, daha barışçı
yollarla sınırlandırmayı bekleyen çok uyuşmazlık bulunmaktadır.7

 

İşte Doğu Akdeniz de bu tür uyuşmazlıkları bünyesinde barındırmaktadır. Son
yıllarda bölgedeki yeni hidrokarbon kaynaklarının keşfi, uzun yıllardır gündemi
meşgul eden ve ortaya çıkışı ile çözülememesinin yegâne sorumlusunun Rum tarafı
olan Kıbrıs uyuşmazlığının, Sertaç H. Başeren’in isabetle belirttiği gibi8,
denize yayılarak daha da tehlikeli boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. Ayrıca
“Arap Baharı” ile bölgede ortaya çıkan gelişmeler ve Suriye’deki iç savaş ve
buna müdahil olan küresel ve bölgesel güçlerin planları bölgeyi ateş çemberine
dönüştürmüştür.

 

Bu çalışmada, son dönemde Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e kıyısı olan önemli iki
devletle (İsrail ve Mısır) ilişkilerinin bozulmasını fırsat bilen Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan’ın bu devletlerle işbirliği halinde bölgedeki
uygulamaları sonucu ortaya çıkan bu uyuşmazlığın ilgili devletler arasında
uluslararası hukuka uygun bir şekilde çözülmesinde uygulanacak uluslararası
hukuk kuralları hakkında özet bilgi verilecektir.



TASAM Yayınlarının  “Yeni Deniz Güvenliği Ekosistemi ve Doğu
Akdeniz”
 isimli kitabından alınmıştır.



“Yeni Deniz Güvenliği Ekosistemi ve Doğu Akdeniz” e-kitabı için
Tıklayınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir