Prof. Dr. Ümit Özdağ /// Saray Rejiminin Son Propagandası : Korona
İle Mücadelede Başarı Efsanesi


29
Mayıs 2020


Türkiye, Korona
salgınına eş zamanlı olarak dört krizi yaşarken yakalanmıştır. Bu krizler
popülist uygulamalarla kurumları yıkan ve hukukun üstünlüğü ilkesini yok sayan
tek adam rejiminin neden olduğu devlet
krizi
milli birlik
krizi
, Türkiye’nin üretimden kopup dış borç bağımlısı bir rant
ekonomisi olmasının sonucunda saplandığı ekonomik kriz ve Türkiye’nin
demografik yapısını değiştirerek milli kimliğini tahrip ederek, iç savaş
sosyolojisi hazırlayan Suriyeli
sığınmacılar krizleridir.
[1]



Yaşanan çoklu
krizi çözmek adına, irade ve programı olmayan Saray Rejimi seçmen tabanını
muhafaza etmek için Korona ile mücadelede başarılı oldukları söylemini
kullanmaktadır. AKP’nin sürekli beslemeye çalıştığı “Korona salgını ile mücadelede
başarılıyız
” söyleminin aksine, ortada büyük bir başarı ne yazık ki
yoktur.


Saray Rejiminin Türkiye’yi içine sürüklediği devlet krizi, devlet sistemini 1922’den buyana hiç
olmadığı kadar zayıflatmıştır. Devletin taşıyıcı kolonları olan kurumlar
zayıflamış, kırılgan bir yapıya dönüşmüştür. Bütün popülist rejimlerin ortak
özelliği olan uzmanlığın aşağılanması, liyakatin yerini biatın alması, Türk
devlet bürokrasisini ağır şekilde yıpratmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bir devlet
krizinden geçtiği, liyakat yerine biat esas alındığı için salgına karşı
önlemler alınmakta gecikilmiştir. Başkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr.  Uğur EMEK, 10 yıl önce Dünya Sağlık Örgütü ve
Avrupa Hastalık Önleme ve Tedavi Merkezi’nin yeni bir inflüenza (grip)
pandemisine karşı ülkelere plan yapmalarını tavsiye ettiğini
açıklamıştır. Bu tavsiyenin ardından Türkiye’de de
2019’da 208 sayfalık
“Pandemik
İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı”
isimli bir rapor hazırlanmıştır.[2] Ancak rapor dikkate alınmamış, gereken
hazırlıklar yapılmamıştır. Çin’in Wuhan kentinde salgının ortaya çıkmasından
sonra da Saray Rejimi önlemleri almakta gecikmiştir. Öyle ki, Sağlık Bakanı, 22
Ocak 2020’de “Şu an Türkiye için herhangi bir Koronavirüs riski söz konusu
değil”  açıklamasını yapabilmiştir.


Oysa
Cumhuriyet, büyük imkansızlıklar içinde dahi, salgın hastalıklar ile mücadele
edip onları yenmiş ve yok etmiş bir geleneğe sahiptir; Sıtma, frengi,
kuşpalazı, tifo, sarıhumma, verem, dizanteri, cüzzam*. Üstelik bütün bunlar
yeni kurulan Cumhuriyet rejimi tarafından, 1071-1922 yılları arasında birleşik
Batı medeniyeti ile süren 851 senelik bir savaştan sonra harap ve bitap düşmüş
bir millet ve 1929 ekonomik buhranının ezdiği bir dünyada başarılmıştır. 


Devletler
önceden kararlaştırılmış protokollere göre yönetilir. Geleneği olan devletler
her olası durum için alınacak önlemleri ve kimin alacağını önceden belirleyen
düzenlemeler hazırlarlar. Türkiye Cumhuriyeti küresel salgına karşı çıkışından
itibaren Türkiye’ye gelene kadar 4 ay süre olmasına rağmen yeterli şekilde
hazırlanamamıştır.  31 Aralık 2019’da Wuhan’da Koronavirüsün yeni bir
salgın hastalığa neden olduğu açıklanmıştır. 13 ve 15 Ocak 2020’de salgın ilk
kez Çin dışına, Tayland ve Japonya’ya sıçramıştır. 30 Ocak 2020’de Dünya Sağlık
Örgütü küresel salgın (pandemi) ilan etmiştir. Aynı gün, İYİ Parti’nin TBMM’de
verdiği Araştırma Önergesi iktidar bloğu tarafından reddedilmiştir.


Korona salgını
ile Çin’den hemen sonra; fakat Türkiye’den çok önce karşılaşan Güney Kore,
Tayvan, Singapur’un salgını aşmada gösterdiği erken tepkiyi, Türkiye zamanı
olmasına rağmen gösterememiştir. Daha kötüsü Saray Rejimi, 2019’da salgın
hastalık çıkması durumunda uygulanması gereken protokolü bile uygulamaya
koymamıştır. 


Böyle büyük
boyutlu bir tehdit karşısında yapılması gereken ilk şey Cumhurbaşkanı
yardımcısı başkanlığında devletin ilgili bütün bakanlıklarını bir araya getiren
Küresel Kriz Koordinasyon
Merkezi
” olmalıydı. Böyle bir koordinasyon merkezi hala
kurulmamıştır. Süreç, bir danışma kurulu olan ve Sağlık Bakanı’nın
başkanlığındaki yetkisiz gruba havale edilmiştir. Sağlık Bakanı da televizyon
açıklamalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Ekonomi Bakanı’na teşekkür
etmektedir.


Devlet, bir
kısmı Kırmızı Kitap’ta yer alan önlemlerden hareketle ve “Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık
Planı”
uyarınca eşgüdüm içinde önlemleri almaya başlamalıydı. 
Bu arada Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi salgın ile başarılı mücadele eden
ülkelerin mücadelelerinden erken tarihte gereken dersleri almak için o
ülkelerle gerekli temaslar sağlanmalıydı. Salgının Türkiye’ye sınır ötesinden
geleceğinin bilincinde olarak havaalanları, limanlar ve sınır kapılarında,
ayrıca kaçak girişlerin olduğu sınırlarda İçişleri Bakanlığı ve Sağlık
Bakanlığı eşgüdümü ile çok erken tarihlerden başlayarak sağlık kontrolleri
yapılmalıydı. Keza illerde aylar öncesinden valilerin başkanlığında salgını
önleme çalışmaları yapmak amacıyla çalışmalar başlatılmalıydı. Salgının
Türkiye’de yayılmaya başlaması sonrasında üretimine başlanan solunum cihazı ve
diğer tıbbi malzemeler için yapılmaya başlanan çalışmalar, çok daha önce
başlamalıydı.


Bütün bunlar
yapılmadığı gibi, muhalefetten gelen “zorunlu karantina uygulanması”
çağrılarını Saray rejimi ekonomik olarak kaldıramayacağı düşüncesi ile
duymamazlıktan gelmiş ve salgının yayılmasına neden olmuştur. Uzmanlığı,
bilimi, seçkinliği değersizleştiren; vasatı yücelten, hatta kutsayan popülist
AKP geleneğinin bu noktaya gelmiş olması şaşırtıcı değildir.


Popülizm, kendi
ürettiği sahte düşmanlıklar üzerinden toplumsal ayrışmalar ve düşmanlaştırmalar
ile toplumu manipüle ederek yönetir.[3] Oysa yaşanan
krizde düşman sahte değil, gerçektir. Sahte düşmanlar karşında başarılı olan
popülist söylem, gerçek düşman karşısında yenilir.[4] AKP’nin Korona
karşında yaptığının benzerlerini ABD’den, İngiltere’ye, İngiltere’den
Brezilya’ya diğer popülist rejimlerde yapmışlar ve bedelini halklarına ödetmeye
devam etmektedirler.


Saray Rejimi
bütün imkanlarını halkla ilişkiler çalışması ile “Koronavirüsle mücadelede başarılıyız
efsanesini yayma üzerine kurmuştur. 15
Mayıs 2020 itibariyle yeni vaka açısından Dünyada 11., Avrupa’da 3. Sırada
ve  toplam vaka sayısında dünyada 10. sırada olan bir ülke hangi ölçüte
göre başarılıdır
.  Eğer bazı temel hatalar yapılmamış olsaydı
Türkiye, Japonya ve Güney Kore ile aynı noktada olurdu.


Neler
yanlış yapılmıştır?


1) Önlemler çok geç alınmaya başlanmıştır. DSÖ tarafından 2019
başında yapılan uyarı üzerine 2019’da hazırlanan
“Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı”nın en geç 1 Ocak 2020’de yürürlüğe koyulması
gerekirdi.


2) Hıfzıssıhha Kanunu uygulanarak, illerde valilerin başkanlığında
salgın ile mücadele komisyonları oluşturulmalıydı.


3) Umre’ye gidiş yasaklanmalıydı. Dönüşlerinde 15 bin kişi
kontrolden geçirilmeden serbest bırakılmamalıydı.


4) İran sınırı başta olmak üzere, sınırlarımız daha erken
kapatılmalıydı. Oysa İran sınırının kapatılmasında çok geç kalınmıştır.


5) Koruyucu önlemler konusunda ne yazık ki başarılı bir karantina
programı uygulanamadı. Daha erken tarihte açıklanan ve bir hafta süreli bir
mutlak karantina çok daha etkili bir sonuç alacaktı.


6) Ayrıca maske dağıtım sürecini bile yönetemeyen yönetimin,
başarısından bahsetmek mümkün değildir. Diğer ülkeler birbirlerinin satın
aldığı maskeleri havaalanlarında adeta birbirlerinden çalıp kendi vatandaşlarına
götürürken, AKP Hükümeti kendi vatandaşlarının maske ihtiyacını koordine edip
karşılayamadan 60 ülkeye yardım yapmakla övünmektedir.


7) Rakamlar ile başarı efsanesi yazmak kolaydır. Türkiye ısrarla
Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı kodlamayı kullanmamıştır. Bu ısrarın amacı,
rakamları düşük göstermektir. Bilim Kurulu üyesi Alpay Azap, Dünya Sağlık
Örgütü’nün kodlamasının kullanılması durumunda ölüm sayılarının iki katına
kadar artacağını ifade etmiştir. Örneğin İzmir/Tire’de resmi kayıtlara göre 4
kişi Korona’dan dolayı vefat etmiştir. Bu süreçte belediyelerden Korona
hastalarının mezarlarının gömülmeden önce ilaçlanması istenmiştir. Tire’de 4
ölüm açıklanmasına rağmen, belediyeden8 kişinin mezarının defin işleminden önce
ilaçlanması istenmiştir.


8) 10 Nisan 2020’de 31 ili kapsayan sokağa çıkma yasağının,
yasağın başlangıcından iki saat önce ilan edilmesi. İçişleri Bakanlığı ve
hükümet arasında koordinasyonsuzluğu gösteren bu açıklama sonrasında halk
sokağa dökülmüş ve sosyal mesafe kurallarını hiçe sayarak alışveriş yapmıştır.
Bu durum kargaşa yaşanmasına ve salgının artmasına neden olmuştur.


AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “salgın ile mücadelede başarılıyız
söylemi algı yönetimini hedefleyen bir efsanedir. Salgın boyunca gerçekten
başarılı oldukları tek nokta, başarılı oldukları konusunda etkili algı yönetimi
yapmaları olmuştur. Türkiye Korona salgını ile mücadelede başarılı mıdır?
Başarının ölçütü, ABD, İtalya ve İspanya baz alınacak olursa “evet”, Japonya ve
Güney Kore ile karşılaştırıldığında ise hayal kırıklığıdır. Türkiye’nin daha
başarılı olabilmesi için;


Türkiye, korona salgınını karşılaması
gerektiği zamanda, yerde ve şekilde karşılamadığı gibi, Saray Rejiminin
ekonomik kriz nedeni ile sokağa çıkma yasağı uygulamayı reddetmesi sonucunda Sağlık
Bakanı Koca, 1 Nisan 2020’de “Özellikle
şunu söylemek istiyorum, virüs kolay buluyor ve hızlı ilerliyor. Bir daha önce
bunu böyle bilmiyorduk
” derken, durumun gerçek boyutunun devlet
nezdinde ne kadar geç farkına varıldığını ifade etmektedir.


Sonuç
olarak,  NAZİ Propaganda Bakanı Goebbels’i imrendirecek bir propaganda
çalışması ile kendi halkına maske dağıtamayan, kendi halkına maske dağıtamazken
60 ülkeye sağlık yardımı yapan Saray Rejimi, başarılı olduğu algısı oluşturma
yolunda mesafe kaydetmiştir.
Bu
noktada, Saray Rejimi’nin başarısız olduğu açığa çıktığı için durdurulan “şehir hastaneleri
projesinin “salgın ile
mücadelede başarılı mücadeleyi sağladığı
” iddiası ile
propagandasını yaptığının da altı çizilmelidir.  


Korona gibi bir salgın ile mücadele
ederken, salgının ortaya çıkardığı toplumsal gerilimi hesaba katarak, gerilimi
düşürmek, toplumsal dayanışmayı artırmak Erdoğan’ın sorumluluğunda iken Erdoğan
salgın günlerinde toplumsal gerilimi yükseltmek için her şeyi yapmıştır. Yardım
toplamak ve dağıtmak isteyen muhalif belediyelerin banka hesaplarına el koymuş,
belediyeleri “paralel devlet” olmakla suçlamıştır. Muhalefet partilerine
“virüs” benzetmesi yapmıştır. Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok sağlam
temeller üzerine kurduğu ve AKP’nin yarattığı bütün tahribata rağmen gücünü
koruyan sağlık çalışanlarının fedakar ve bilimsel çalışmaları sonucunda Türkiye
çok şükür ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya kadar ağır bir darbe almamış, ancak
hak ettiği ve olması gereken Japonya ve Güney Kore gibi az zarar gören
ülkelerin yanında da değildir.


Not: Öncelikle bu sürecin yürütülmesinde
önemli görev icra eden ve canhıraş çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür
ediyorum. Bu süreçte fedakar bir şekilde çalışmışlar, toplum sağlığını
kendilerinin ve ailelerinin sağlığından önde tutmuşlardır.


[1] Ümit Özdağ, Kaçınılmaz
Çöküş-AKP Rejiminin Dörtlü Krizi,
Destek Yayınları, İstanbul 2019


[2] Bkz. https://www.birgun.net/haber/hukumet-1-yildir-salgin-tehdidini-biliyordu haberinden
nakleden https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/covid-19-pandemisinin-erken-doneminde-turkiye-den-gelecege-bakis


* Bu vesileyle, cüzzam hastalığını Anadolu
topraklarından atan, yaşamının son günlerinde hükümet tarafından kötü muameleye
maruz bırakılan ve kendisine saygı gösterilmeyen Türkan Saylan’ı da anıyorum.


[3] Jan-WernerMüller, What
ise Populism,
PenguinBooks,
2016


[4] Bahadır Dinçarslan, Rus Gribinden Çin
Virüsüne:Salgınlar ve Toplum, 23. Mar 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet