Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


İşte Davutoğlu’nun Defterindeki O Sırlar !..


Davutoğlu’nun sözleri,
yeniden iktidar için terörün kullanıldığı yorumlarını beraberinde getirdi.
Soruşturma ve dava dosyaları, seçimlerin yapıldığı 7 Haziran – 1 Kasım 2015
arasında, ‘IŞİD eylemlerine göz yumulduğuna’ ilişkin belgelerle dolu. 




Eski AKP’li Başbakan
Ahmet Davutoğlu’nun, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok
insan, insan yüzüne çıkamaz” diyerek işaret ettiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015
tarihleri arasında yaşanan IŞİD katliamları, “AKP’nin yeniden tek başına
iktidara gelmesinin” yolunu açtı. Suriye politikası kapsamında, “Beşşar Esad’ı
devirmek için her türlü cihatçı grupların faaliyetlerine tolerans gösteren,
destekleyen iktidarın dokunmama politikası” nedeniyle, güvenlik birimleri örgüt
faaliyetlerini sadece “izlemekle” yetindi. 




O dönemde gerçekleşen
olaylarla ilgili soruşturma ve dava dosyalarındaki verilere göre, dünyanın dört
bir yanından Türkiye’ye gelen IŞİD üyeleri serbestçe sınırdan örgüte katıldı.
Yaralanan örgüt mensupları, Türkiye’de tedavi ettirildi. Örgüte lojistik destek
de yine sınırdan geçirilerek yapıldı. 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında yaşanan
Suruç ve Ankara Garı katliamlarının, “polis tarafından izlenen kişilerce
gerçekleştirildiği” de ortaya çıktı. Gaziantep’te büyük çaplı hücre kuran,
burada 150 kişiye silahlı eğitim veren IŞİD’e bağlı canlı bombalar, açık
istihbaratlara karşın Şanlıurfa ve Ankara’yı kan gölüne çevirdi.




Bu süreçte ihmali
olan kamu görevlileri ise “soruşturmaya uğramadıkları” için korundu. Eski
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa
birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” diyerek, iktidara mesaj verdiği 7 Haziran -
1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki dönemde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en
büyük katliamları yaşandı. Bir yanda terör örgütü PKK’nin saldırılarıyla gelen
şehit haberleri, diğer yandan IŞİD’in kanlı katliamları gündemden düşmedi.
Terör örgütü IŞİD, Türkiye’de, 14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi.




Bunun sonucunda
10’u polis ve 1’i asker olmak üzere, toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338
kişi yaralandı. 10 canlı bomba, 1 bombalı saldırı, 3 silahlı saldırı
gerçekleşti. Bu dönemde yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamları, “açılması
gereken defterler” arasında başı çekti. ‘Esad gitsin’ diye… AKP hükümeti,
Suriye’de, Beşşar Esad rejimini devirmek için 2011’den bu yana cihatçı
örgütleri destekledi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Suriye’yi “Türkiye’nin
iç işi” olarak tanımlarken, muhaliflere lojistik destek verdiklerini
açıklamaktan geri durmadı. 




Bu dönemde Suriye ve
Irak’ta örgütlenen IŞİD’in önemli insan kaynağının yolu Türkiye oldu. Dünyanın
birçok bölgesinden IŞİD’e katılmaya gelen yabancı teröristler, Türkiye
üzerinden geçerek, çatışma bölgelerine ulaştı. İstanbul Sabiha Gökçen ve
Atatürk havalimanları ile Antalya Havalimanı, örgüt militanlarının en sık
kullandığı havayolu oldu. Bu kişiler, karayolu veya havayolunu kullanarak,
çatışma bölgelerine yakın olan illere – Gaziantep, Hatay, Adana, Şanlıurfa -
gittiler ve buradan Suriye’ye geçtiler.




Özellikle Türk
vatandaşı kaçakçıların desteğiyle yüzlerce IŞİD’ci, Suriye’ye geçti. Sınır
hatlarından bu geçişler önlenmedi. IŞİD’e katılan Türkler… IŞİD’e binlerce
Türk vatandaşı da bu dönemde katıldı. Ancak güvenlik birimleri, sadece bu
faaliyetleri izlemekle kaldı. IŞİD içerisinde “emir” konumuna yükselen İlhami
Balı, Mustafa Dokumacı, Deniz Büyükçelebi’nin faaliyetleri polis ve istihbarat
birimleri tarafından adım adım izlendi. Ancak bu süreçte herhangi bir tutuklama
işlemi yapılmadı. 

Gar katliamının bir
numaralı sanığı İlhami Balı, Suriye iç savaşı başlayalı henüz bir yıl olmuşken,
2012’de Ankara’ya gelerek, burada örgütsel toplantılar yaptı. O sırada
hareketleri polis takibindeydi ancak kendisine dokunulmadı. Türkiye, 2013’te
IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Ancak Suriye’deki çatışmalarda yaralanan IŞİD
mensuplarının Gaziantep ve Hatay gibi illerdeki özel hastanelerde tedavi
olmasına izin verildi. 




İlhami Balı, 2014’te,
polisin gözü önünde, bu hastanelerde IŞİD’lileri ziyaret etti. İslam Çay
Ocağı… IŞİD’e eleman temin edilen illerin arasında Adıyaman da öne çıktı.
Burada örgüt mensupları, şehrin ortasında yer alan “İslam Çay Ocağı” adında,
çay ocağı görümündeki örgüt merkezini açtı. Burada cuma namazları kılan,
örgütsel toplantılar yapan IŞİD’liler polis takibindeydi. Ancak, bu kişilerin
Suriye’ye gitmesine izin verildi. Ocağı işleten Yunus Emre Alagöz, Gar
katliamını, kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise Suruç saldırısını
gerçekleştirdi.




Bu grubun lideri
Mustafa Dokumacı ise o günden bu yana yakalanmadı, halen aranıyor. Antep
hücresi! Bir dönem Türkiye’nin sınır hattı tamamen IŞİD’in egemenliği altına
girdi. İlhami Balı’nın Suriye’de sınır emirliğini almasının ardından Gaziantep
hücresinin sorumluluğuna Yunus Durmaz getirildi. Kendisine bağlı büyük bir
hücre kuran Yunus Durmaz, Suriye’deki “emirine” gönderdiği elektronik postada,
“Gaziantep’te 150 kişiye canlı bomba, bombalı saldırı ve silahlı eğitim
verdiğini, bu kişileri düzenli maaşa bağladığını, 120 dolar ile 690 dolar
arasında değişen miktarda maaş verdiğini” kaydetti.
 

Durmaz, işi,
“Gaziantep’i işgal etme planı” yapacak kadar ileriye götürdü. Bilinen katliam:
Suruç IŞİD’in Gaziantep hücresinin en güçlü dönemini yaşadığı sırada 7 Haziran
2015’te genel seçimler yapıldı. AKP, tek başına iktidarı yitirdi. Bu süreçte
önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 34 kişinin öldüğü canlı bomba saldırısı
gerçekleşti. Canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, Gaziantep’teki hücreden
motosikletle Suruç’a götürüldü. 




Burada üzerinde bomba
olduğu halde Suruç sokaklarında gezen Alagöz, iki defa ilçe Emniyet
müdürlüğünün önünden geçti. Asıl skandal olan ise Suruç’a yönelik canlı bomba
eylemi yapılacağından Emniyet’in önceden haberdar olmasıydı. Şanlıurfa Emniyet
Müdürlüğü, katliamdan 3 gün önce Suruç Emniyeti’ne, “Görev alan tüm personel
meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde
dikkatli, duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır” şeklinde talimat verdi. 




Bu amaçla, Suruç’ta
önleme araması yapılması için sulh ceza hâkimliğinden karar dahi alındı. Ancak
Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF)
üyelerinin, Ayn el-Arab’a (Kobani) gitmek için geldikleri Amara Kültür
Merkezi’nde, gelenleri hiçbir şekilde aramadı. Canlı bomba, hiçbir aramadan
geçmeyerek, kalabalığın arasına girerek, kendisini patlattı; 34 kişinin ölümüne
neden oldu.




Kobani’deki çocuklara
oyuncak götürmek üzere yola çıkan Sosyalist Gençlik Federasyonu üyesi gençler,
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde basın açıklaması yaparken IŞİD’ci bir canlı
bombanın saldırısına uğramışlardı. Açıklama sırasında görüntü alınırken yapılan
saldırıda 34 kişi yaşamını yitirmişti. Suruç saldırısının yapılacağına dair
istihbarat bulunmasına rağmen yetkililerin aynı Ankara Gar katliamında olduğu
gibi hiçbir önlem almaması ve canlı bombanın olay yerine elini kolunu
sallayarak gelmesi en çok tartışılan gündem maddeleri arasında yer
almıştı. 




Güvenliğin olmadığı gün:
10 Ekim Suruç katliamına karşın, örgütün Antep hücreleri faaliyetine rahatlıkla
devam etti. Yunus Emre Alagöz, yanındaki Suriyeli canlı bomba ile sınırdan
geçerek, Gaziantep’teki hücre evine geldi. 9 Ekim 2015’te gece saatlerinde iki
canlı bomba, yola çıkarıldı. Üzerlerinde bombalar olan Alagöz ve Suriyeli
kişinin olduğu aracı Yunus Durmaz’ın yardımcısı Halil İbrahim Durgun kullandı.
Araca önde eskortluk yapan ise yine örgüt üyelerinden Yakup Şahin’di.




Ertesi günü
Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi mitingi vardı. Sivil toplum örgütlerinin
düzenlediği miting nedeniyle kente girişlerde önlem alınması gerekirken, yollar
boş bırakıldı. Canlı bombaları taşıyan araç, hiçbir güvenlik noktasına
takılmadan Ankara’ya kadar ulaştı ve “içindeki yolcularını” bıraktı. Yine
Ankara Garı Meydanı’nda hiçbir güvenlik araması yoktu. İki canlı bomba,
ellerini kollarını sallayarak Gar Meydanı’na ulaştı ve 2’si çocuk 100 kişinin
öldüğü katliama imza attı.




Gar davasında
müşteki olarak katılan onlarca kişi, şu benzer ihmale özellikle işaret ettiler:
“Biz daha önce de benzer eylemler için Ankara’ya gelirdik. Ancak çıktığımız
iller başta olmak üzere, Ankara’ya kadar çok sayıda GBT kontrolünden geçer,
türlü engellemelerle karşılaştırdık. Ancak bu miting için yolda herhangi bir
arama ile karşılaşmadık. Hatta bu durum bizim garibimize gitti.” Kamu
görevlileri korundu Katliam sonrası, Ankara’da canlı bomba saldırısı
yaşanacağına ilişkin gizlenen istihbarat raporları ortaya çıktı. 




10 Ekim’deki patlamadan
25 gün önce, 14 Eylül 2015’te, IŞİD’in mitinglerde birden fazla canlı bomba ile
eylem yapacağına dair istihbarat bilgisi, Ankara Emniyeti’ne geldi. 10 Ekim
sabahı İstihbarat Dairesi Başkanlığı “gizli” yazılı ibareyle Terörle Mücadele
Daire Başkanlığı’na canlı bomba Yunus Emre Alagöz ile Hacı Yusuf Kızılbay ve
Mehmet Işık’ın eylem hazırlığında olabileceğine ilişkin istihbarat bilgisi
gönderdi. 




Bu süreçte savcılık,
ihmali olan kamu görevlileriyle ilgili soruşturma başlattı. Ancak Ankara
Valiliği, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal, eski İstihbarat Şube
Müdür Vekili Cihangir Ulusoy, TEM Şube Müdürü Hakan Duman, eski Güvenlik Şube
Müdür Vekili Adem Arslanoğlu ile TEM Şubesi C Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür hakkında
soruşturma izni vermedi. MİT’in sorumluluğu Suriye politikası nedeniyle Milli
İstihbarat Teşkilatı (MİT), bölgede etkin faaliyet yürüttü. Bu süreçte
IŞİD’lilerle bire bir diyaloglar kuruldu, örgüt yakından izlendi. Ancak MİT’in
bu çalışmalarına karşın hiçbir katliamın önüne geçilemedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış