Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Ferhat AKTAŞ : Batan gemi
AKP iktidara ne zaman veda eder ???


FERHAT AKTAŞ: İstanbul
seçiminin sonuçları Türkiye’de AKP döneminin sonuna gelindiğinin ilanı oldu


İktidar partisi AKP,
17 yılın ardından nihayet barutu tüketme noktasına geldi. Çıkışı itibariyle
boşluğa doğan, mevcut sistem partilerinin erimeye yüz tuttuğu verili dönemde
parlatılan ve ABD menşeli ‘ılımlı muhafazakâr’ gömleğiyle iktidara taşınan AKP
için yolun sonu görünüyor. Yeni rejim inşasına yerleşik sınırları alt üst etme
pahasına girişen, konjonktürün ona sağladığı fırsatları avantaja çeviren ve
geleneksel iktidar elitlerinin teslimiyetçi yaklaşımlarından güç bularak
genişleyen iktidar alanı tüm makyajlara, komplike algı yönetimine ve bürokratik
partizanlığa rağmen çıkmaza girdi, bariz çözülme peş peşe yaşadığı yenilgilerle
durdurulamaz bir hal aldı.


AKP’yi ‘batan gemi’ metaforu ile
tanımlamak bir nevi ‘eşyayı adıyla çağırmaktır.’ Son İstanbul seçimi sonrası
uğradığı ağır yenilgiyle birlikte ‘topal ördek’ yakıştırması da üzerine
yapıştı. Artık yenilgili durumu yengiye çevirebilecek imkân ve olanaklara sahip
değil. Mutlak lider, parti-devlet yaratımı neticesinde siyaset kurumunun
kimyasını bozduğu ve devasa bir bürokratik güce eriştiği halde Türkiye’nin
DNA’sı ile kendi genetik özelikleri arasındaki uyumsuzluk iflas eden organlarla
beraber gövdeyi kötürümleştirdi. Mevcut iktidar hastalığı siyasal İslamcı
bünyenin mevcudiyetiyle saplantılı noktalara sürüklenmesine, kendine abartılı
misyonlar yüklemeye ve 80 milyon halkı bir muktedir edasıyla yönetebileceğini
sanma hevesine yol açtı. Vesayet rejimiyle hesaplaşma partalı üzerinden geçici
yol arkadaşlarını kullanarak kendi vesayet düzenini inşa etmesi, BOP eş
başkanlığı diye tarif ettikleri bölgesel taşeronluk vazifesiyle İhvan-i
Müslimin hamiliğine oynaması ve Suriye’ye çöreklenmesi, içeride ve dışarıda ona
siyasal ömrünü uzatma, olduğundan daha güçlü görünme fırsatları sundu.
Emperyalist ABD ve AB’nin bölgede çıkarlarına hizmet eden heveskar süvarileri
oldu. Bu ‘stratejik ortaklık’ Suriye bahsinde kimi tali problemler yaşansa da
günümüze kadar devam etti.


Yeni rejimin bileşkesi siyasal İslamcı
güçleri kamuda kadrolaşmalarının önünü açarak bir bütün olarak kendine
yedeklemesi, bu doğrultuda giriştiği tasfiyelerle ayrıksı otları temizlemesi ve
çevreden merkeze doğru gücü tek elde toplaması ömrünü uzatan faktörler olarak
işine yaradı. Kaçınılmaz şekilde MHP’lileşmesi, ülkücü-faşist hareketle olan kader
birliği ona manevra yapabilme fırsatları doğururken gelinen aşamada MHP’nin
hızla tabela partisi olma yolunda gerilemesine, paradoksal biçimde AKP’nin de
Türk-İslam sentezinin sözcülüğünü üstlenerek MHP’lileşmesine vesile oldu.
Türkiye’nin en gerici, şoven ve militarist güçleriyle paydaşlık kuran, bunların
toplamına yaslanan AKP, başkanlık sistemi adıyla saray yönetimine geçişi
sağladığı halde temel sorunlara çözüm üretemedi, sorunları yeni sorunlar
yaratarak işin içinden çıkılamaz hale soktu ve uç boyutta ayyuka çıkan partisel
yozlaşmayla seçmen desteğini kayda değer oranda geri dönüşsüz kaybetti. Mevcut
realite ve siyasal iklim bir sonraki seçimlerde iktidarı kaybedeceğine işaret
ediyor.


17 yıldır parti medyasına dönüşen yaygın
propaganda aygıtlarıyla empoze ettiği hamaset dilinden öte ülkeye kattığı
herhangi bir şey olmayan AKP’nin erimesinin gecikmesinde muhalefet
dinamiklerinin yanlışları da önemli bir etken oldu. Parlamenter sistemin
tasfiyesine yol açan süreçlere şu veya bu şekilde payanda olarak AKP’nin
aradığı ortamı ona ‘altın tepsi içinde’ sundular, dış politika alanında
iktidarın yedeğine düşen omurgasızlıkla nefes aldırdılar. ‘Yetmez ama evet’
goygoyculuğu, AB’cilik, vesayetle hesaplaşma teraneleri sonraki yıllarda
muhalefet dilinin seyrelmesine, sokağın terk edilmesine ve en kötüsü de icazeti
tutumun hâkim olduğu ürkek siyaset tarzına yol açtı. Muhalefet alanının
açmazları tersinden AKP’nin ciddi yapısal bunalımlara rağmen yol kat etmesine
yaradı.


Aynı muhalefet dinamikleri geleneksel
okumalarla gerçeği kabullenmemek için ‘kılı kırk yararak’ hareket etti; yargı,
bürokrasi ve silahlı kuvvetlerde vücut bulan büyük dönüşüme dair cesur çıkışlar
yapamadı ve ‘laik-demokratik cumhuriyet’ illüzyonuna ya fayda umarak ya kanarak
ya da korkarak inandı. Muhalefeti soyut iddialarla ‘terörle’ irtibatlandıran
tipik siyasal İslamcı kurnazlığa cepheden net karşı duruş sergilenemedi. Oysa
muhalefetin elinin altında bu yönlü sistematik suçlamalar yapanların maskesini
her vesileyle düşürecek doneler fazlasıyla mevcuttu. AKP operasyonel medyasıyla
akıl almaz komplo teorilerine mesai harcarken, muhalefet karşılıksız
temennilerle iktidara itidal çağrıları yapıyor, ‘milli birlikten’ dem
vuruyordu. Kimi dönemler defansif bile sayılamayacak politik muhalefetle karşı
karşıya kalındı. Saha içinde oyun kuran değil, kenarda top toplayan aymazlık
hali, miadını daha önceleri doldurması gereken AKP’ye ömrünü uzatmalara götürme
koşulları sağladı. Halihazırda muhalefet dinamikleri eskiye nazaran daha derli
toplu hareket ederken, ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik krizlere
dikkat çekerek kitlelerde oluşan tepkiyi görünür şekilde açığa çıkarmaya
başladı. AKP’nin ‘fetret devri’ yerini bariz çözülmeye bırakırken gelişmeler
ilk defa muhalefetin iktidara talip olabileceği nesnel zemin yarattı. Siyasal
İslamcıların ‘bizden sonrası tufan’ yollu safsata kurguları en geniş kitleler
nezdinde alıcı bulmuyor ve iktidar değişimi talebi yükselen baskın eğilim
olarak karşılık bulacağı somutluğu arıyor.


“İstanbul’u
kaybedersek Türkiye’yi kaybederiz”


AKP’nin ‘bir yol hikayesi’ İstanbul’dan
başlayıp bugünlere geldi. Kendileri bunu ‘aşk ilişkisi’ gibi süslü
yakıştırmayla dillendiriyor olsa da meselenin aslı astarı öyle değil, ilgili
oluşlarının siyasal meşruiyetle alakası var. Ülkenin marka şehri İstanbul
iktidarda tutunmanın mihenk taşıdır. Türkiye siyaset kurumunun tarihine dönüp
bakıldığı vakit (ara dönemler hariç) İstanbul’un kimin iktidar ve kimin alaşağı
olacağına karar veren rolü görülür. Buradaki seçmen eğilimi ülkenin aynasıdır.
Ya “atı alan Üsküdar’ı
geçer”
ya da kaybetmenin acı sonuçlarına katlanır. Ayrıca İBB’nin
ekonomik getirim sağlayan iştirakleri devasa bir bütçeye hükmetme anlamı taşır.
İBB’nin
konsolide edilen bütçesi 18 bakanlıktan bile fazla. Ülkenin üretim ve ticaret
hacmini karşılayan konumuyla İstanbul’un
önemini şu örnekle tarif edebiliriz; ‘devletin kasasına giren her 100 liranın
41 lirası’ bu şehirden karşılanıyor. Bu tabloya siyasi başkent Ankara’yı ve Ege
ile Akdeniz şehirlerini eklediğinizde devletin büyük oranda bütçesini AKP-MHP ittifakının
yerel seçimleri kaybettiği şehirlerden gelen girdilerle sağladığı görülüyor.
Seçmenin verdiği mesaj gayet açık. Uyarı mahiyetinde değil, değişim yönünde
güçlü bir mesajdır.


AKP-MHP ittifakının İstanbul’u kaybetme
süreci pişkinliğe, yalan dolana, istismara, partizanlığa, gericiliğe ve
oldubittiye verilmiş en güzel cevaptı. 31
Mart
seçiminde tüm manipülasyonlara rağmen az bir oy farkıyla Ekrem İmamoğlu’nun
kazanması üzerine Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Beni Ümeyye (Emevî) saray
entrikalarını aratmayan komplolar ve ayak oyunları devreye girdi. Cumhurbaşkanı RT Erdoğan,
“13-14 bin oy farkıyla
kimsenin kazandım havasına girme hakkı yoktur”
diyerek olacakların
işareti verdi. Berat
Albayrak, Bilal Erdoğan, Süleyman Soylu, Devlet Bahçeli
ve Binali Yıldırım diğer
siyasi kişiliklerle birlikte İstanbul, dolayısıyla da Türkiye seçmeninin
iradesine karşı dayatma seçime karar verdi. İlk etapta ilçe seçim kurullarında
oyları tekrar tekrar saydıran, ‘Ali cengiz oyunlarına’ başvuran AKP-MHP
ittifakı, 18 gün süren fiili işgalle İBB’deki devir-teslimi geciktirdi. 18
Nisan’da ilk mazbatasını alan İmamoğlu koltuğuna oturur oturmaz ‘oyuncağı elinden
alınan çocuklar gibi’ ağlaşan siyasal İslamcılar ortalığı ayağa kaldırdı; akıl
almaz iftiralara ve mağduriyet palavralarına sarıldı. 6 Mayıs tarihli skandal YSK kararıyla İstanbul
BB seçiminin tekrarlanması resmiyet kazandı. YSK, kendi hukuk kaidelerini ve
içtihatlarını gelen siyasi talimatla yok sayarak seçim sisteminin altını adeta
dinamitledi, seçmenin iradesine yargı darbesi yaptı. Sonrasını biliyorsunuz;
kargaların bile güldüğü mesnetsiz iftira kampanyası devreye girdi. “Seçim yenileniyor; çünkü çaldılar.”
Kim çaldı, sandık memurlarının çoğu iktidara yakınken nasıl böyle bir şey
olabildi? Cevap yoktu.


İstanbul’u 25 yıl boyunca yöneten ve
yandaşlara bir nevi İsrafbol’a
çeviren AKP, mantıki olarak siyasi iktidarının devamına eşitlediği İBB’nin çok
yönlü rantı için Makyavelist pratikle Trump
ve Putin’den
tutalım, İmralı, TRT
Kürdi
ve
Barzani
kartına kadar seçim kazanmaya yarar sağlayacağını hesap
ettiği denklem dışı faktör ve aktörlerden gelen mesajları gündeme getirdi.
Havuz medya ile bankamatik troller seferberlik halinde hareket etti, yalanlara
level atlatıp dezenformasyonda sınırları zorladı. Zaten oldukça problemli ve
iğdiş edilmiş olan burjuva siyaset kurumu bunlarla birlikte rezillik ötesi
entrikaları, pespaye yalanları ve pes dedirten iğreti pragmatizmi gördü. Siyasal İslamcılık
ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketti ve seçim arifesinde yeniden
iktidar yozlaşmasının trajikomik sonuçlarına şahitlik ettik.


13 bin oy farkını beğenmeyen, kibirlenerek
seçmene ‘azgın
azınlık’
diyen ve devletin olanaklarını seferber ederek
seçim kampanyası örgütleyen AKP iktidarı ne pahasına olursa olsun seçimi
alabileceğini düşünüyordu. Malum mahfillerden üfürülen “Reis seçimi yeniliyorsa
mutlaka kazanılacağını biliyordur” gibi kof özgüven içeren yaklaşımlar revaçtaydı.
İmamoğlu’nu hedef alan sistematik medya linci, Ordu VİP provokasyonu ve Kemal Kılıçdaroğlu’na
yönelik gerçekleşen fiili linç
saldırısı
sürecin beklenildiği üzere olağanüstü iklimde
yaşanacağını gösterdi. 31
Mart-23 Haziran seçimi
, 7 Haziran-1 Kasım seçimleri gibi bir
netice doğuracak diye beklentilere kapılan siyasal İslamcılar için ‘çantada
keklikti.’ Kampanyanın sonlarına doğru baş gösteren panik hali, Erdoğan ve
Bahçeli’nin görünür vaziyette sahaya inmesi gelen bozgunu durdurma gayretiydi.
Adeta İstanbul’a mitil
atmışlardı
. Kimilerinin ifade ettiği, ‘AKP ve MHP örgütleri
yeterince çalışmadı’ bahanesi kesinlikle doğru değildi. Aksine devlet gücünü
arkalayıp sahada en çok bunlar çalıştı. Ama değişim isteyen halk kararını
AKP’nin yenilgisi temelinde verdiği için iradesini güçlü şekilde sandığa
yansıttı ve siyasal İslamcılara tarihi bozgun yaşattı. ‘13 bin oy neymiş’
diyenler, 1 milyona yaklaşan farkla yüzleşince ‘süt dökmüş kediye döndü.’ “Azgın azınlık” denilen
çoğunluk, 23 Haziran günü, şımarık, küstah ve çapsız siyasal İslamcılara
anlayacakları dilden “Mağrur
olma padişahım, senden büyük Allah var”
dedi. 27 Haziran günü, İBB
binası önünde toplanan İstanbullular hem İstanbul hem de ülkede ‘bir devrin
kapandığı, yeni devrin başladığı’ tarihi değişimi coşkuyla selamladı.


23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul BB
seçimi AKP-MHP ittifakının sürece yüklediği anlam gereği bir yerel seçim
olmanın ötesinde muhtevaya sahipti. Sandıkta aldıkları ağır yenilginin siyasal
iktidarı derinden etkiyeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. İstanbul
seçiminin sonuçları Türkiye’de AKP döneminin sonuna gelindiğinin ilanı oldu.
Artık şunu söylememiz şaşırtıcı olmayacak; ilk genel seçimde AKP iktidara veda
edecek ve RT Erdoğan Cumhurbaşkanı koltuğunu kaybedecek. Erken seçim de bu
olasılığın niteliğini değiştiremez. Türkiye’nin krizden çıkış yolu AKP’nin
siyasal iktidarı kaybetmesinden geçiyor. O da olacak.


Ferhat
AKTAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış