Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


LİNK
: http://www.turkererturk.com.tr/turkiyenin-yumusak-karni/


“S-400 Meselesinin
Aslı Astarı”
başlıklı
önceki yazımızda başladığımız konuya bugün de devam edeceğiz. Türkiye’nin
balistik füzelere karşı yüksek irtifa hava savunması için doğru karar, milli
bir sistemin tasarlanması ve üretilmesiydi. Ama Türkiye, iktidar
nedeniyle başından itibaren yanlış yaptı ve hazır sistem alma peşinde koştu.
Önce bu konuda ihale açtı ve nispeten açık mimarili ve teknoloji transferi
içeren Çin
projesi kazandı. Arkasından, ABD’nin baskılarına dayanamadı, bu projeyi iptal
etti, kamuoyunu kandırmak ve oyalamak için “milli proje geliştireceğiz” dedi.
Ama hiçbir şey yapmadı.


15
Temmuz Darbe Girişimi
’nden
sonra, iktidar ABD’ye tepki olarak Rusya
tarafına savruldu. Bu savrulmanın sonucu olarak da Eylül 2017’de Ruslarla yaklaşık
2,5 milyar dolarlık S-400 anlaşması yapıldı. Bu proje, Çin
projesinden farklı olarak, teknoloji transferi içermiyordu. Daha da önemlisi; S-400
alınmasına karar verilmesi bir tehdit değerlendirmesi ve bu tehdide karşı bir
harekât ihtiyacının karşılığı olarak gelişmedi. Bu; içinde askerin kurumsal
olarak yer almadığı, tek kişilik bir siyasi kararın sonucuydu.


İktidar
“Nasıl Kurtulurum”un Peşinde!


Bugün
iktidar, S-400
nedeniyle ABD’nin
çok ağır baskısı altında! Halbuki zamanında ortak akılla doğru karar verilseydi
ve milli proje geliştirilseydi, Türkiye bu baskılara maruz kalmayacaktı. İktidarın
kendisi bile pişman, zamanında aldığı bu yanlış karar nedeniyle ve “bu işten
karizmayı çizdirmeden nasıl kurtulurum?”
un peşinde. Kurumsal
olmayan, ortak ve nitelikli aklı kullanmayan bu tek kişilik aklın verdiği
kararlar, istisnasız her konuda ülkemizi çuvallatıyor ve felakete taşıyor.


Bir
kere şantaja ve baskıya oyun eğersen, müteakiben gelecek ataklara da boyun
eğmek durumunda kalırsın. İktidar ne yaptığını bilmiyor, ilkeleri ve değerleri
olmadığı için yaprak gibi, gelen rüzgârın yönüne göre savruluyor. Söylemlerinde
ve icraatlarında bir tutarlılık ve istikrar yok. İktidar, bu yanlışları ve iş
bilmezliği ile adeta Türkiye’nin yumuşak karnı.


Uyardık
Ama Bildiğini Okudu!


8-9
Temmuz 2016’da, Polonya’nın başkenti Varşova’da
Cumhurbaşkanı
Erdoğan
’ın da katıldığı NATO Zirvesi’nde “Rusya’nın bir tehdit olduğu, işbirliği yapılamayacağı,
Moskova’nın saldırganlık içinde bulunduğu ve bölgesel istikrarsızlığın kaynağı
olduğu”
değerlendirmesi yapıldı ve kayıt altına alındı. Türkiye
hiç itiraz etmedi, aynen altını imzaladı ve şerh koymadı. İktidarın yanlış
yaptığını “Varşova
Zirvesi’nin Düşündürdükleri
” başlıklı yazımızda sıcağı sıcağına
yazmıştık.


Geçen
yıl Ekim-Kasım aylarında, Trident Juncture-2018 adlı NATO
tatbikatı icra edildi. Bu tatbikat; 2002’den beri yapılan en büyük NATO
tatbikatıydı. Tatbikat senaryosuna göre; Norveç hayali bir ülke tarafından işgal ediliyor
ve NATO,
5.Madde gereğince Norveç’in yardımına koşuyordu. Bu hayali ülke
tabiri ile Rusya’nın
işaret edildiği çok açıktı! Zaten, böyle de anlaşılsın istiyorlardı! Türkiye,
bu tatbikata katıldı. Rusya’yı çok açık olarak hedef alan ve biraz da
kışkırtmaya yönelik olan bu tatbikata ülkemizin katılması doğru değildi! Türkiye’nin
bu tatbikata katılmasının doğru olmadığını sıcağı sıcağına, testi kırılmadan
önce yazdığımız “Denizler Tanrısı Poseidon’un Üçlü Mızrağı”
başlıklı yazımızda anlatmış ve uyarımızı yapmıştık.


Elinizi
Vicdanınıza Koyun


19-20
Kasım 2010’da Lizbon’da
yapılan NATO
zirvesinden sonra, Füze Kalkanı Projesi çerçevesinde
Malatya-Kürecik’e
AN/TPY-2
X Band Radarın
konuşlandırılmasına karar verildi ve 2012
başında da konuşlandırıldı. Bugün milletvekillerimizin bile giremediği bu radar
birimi için hedef ülkeler Rusya ve İran’dı.  Bunun yanlış olduğunu, radarın Türkiye’ye
konuşlandırılmaması gerektiğini, Rusya ve İran için Türkiye’yi hedef yapacağını zamanında hem yazdık
hem de televizyon ekranlarında anlattık.


Şimdi
elinizi vicdanınıza koyun ama sorgulayıcı aklınızla değerlendirin; iktidar NATO’da
kararlar oy birliği ile alınmasına rağmen yapılan toplantılarda, tehdit değerlendirmelerinde
ve zirvelerde Rusya’nın
tehdit olduğunu kabul ediyor, itiraz etmiyor, tartışmıyor ve şerh koymuyor. Ama
dün cemaat
olarak yere göğe koymadığı, bugün ise FETÖ olarak nitelendirdiği yapıyı devletin aklı
tehdit olarak görmesine, hatta “PKK’dan bile daha tehlikelidir” demesine rağmen
iktidar, zamanında Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tasfiyelerine şerh
koymasını biliyordu.


S-400
mü, Yoksa Patriot mu?


Gelelim,
S-400
yüksek irtifa hava savunma silahına. Bu; savaş gemisi, savaş uçağı, tank, top,
tüfek gibi bir silah değil. Bir ülkenin hava savunma silahları; algılayıcılar,
sistemler ve tüm silahlar olarak birbirine entegre edilir. İster istemez S-400,
sisteme entegre edilecek. Ama Türkiye’nin hava savunma sistemi barış, kriz ve
savaş durumunu kapsayacak şekilde, NATO entegre hava savunma mimarisi içinde. S-400’ün
sisteme entegrasyonu için, Rus uzmanların hava savunma sisteminde çalışması
gerekebilir ve bu NATO açısından istihbarat zafiyeti yaratabilir. “Efendim, ben
S-400’ü sisteme entegre etmeyeceğim, bağımsız kullanacağım”

sözleri; muhataplar için inandırıcı ve ikna edici gelmeyebilir ve gelmiyor da.


Rus
yapımı S-400’mü,
yoksa ABD
yapımı Patriot
mu daha iyi? Bu soru çok sık sorulur ve çoğu kez bana da soruyorlar. Hangi
silahın daha iyi olduğu konusunda yeterince kanaatim yok. Bunu anlayabilmek
için her iki silah ve sistemlerinin üzerinde günlerce çalışmam,
performanslarını yerinde deneyerek görmem ve fiili atışlarına katılmam lazım.
Yoksa, herkesin yaptığı gibi bu silahların performans bilgilerini gösteren
üretici şirketlerin yayınladığı kitabi bilgilerine bakarak, AVM’den
mal alır gibi karar vermek, uzmanlığıma ve deneyimlerime ters düşer. Kimse
“malım kötü” demez!


Kızıl
Ordu Bu Olamazdı!


Rusların diğer alanların aksine, savunma sanayinde iyi
olduklarını kabul etmekle birlikte, Rus silah ve sistemlerinin sunulan
performanslarına deneyimim gereğince hep şüphe ile bakar ve epey bir miktar
darasını alırım. Soğuk Savaş (1947-1990) henüz bitmişti. 1990’lı
yıllarının başında, Ruslarla ve Ukraynalılarla birlikte tatbikatlara çok katıldım,
ülkelerine gittim, savaş gemilerinde bulundum ve silahlı kuvvetlerinin durumunu
çok yakından gördüm. Durumları çok kötüydü. Gözümüzde büyüttüğümüz Kızıl Ordu
bu olamazdı! Teknolojik olarak çok geriydiler, bakım ve idame olarak
silahlarının durumu da çok kötüydü ve konvansiyonel olarak savaşacak durumları
yoktu.


ABD Soğuk Savaş döneminde, Türkiye de
dahil tüm NATO
ülkelerine sunduğu istihbarat raporları ile Sovyetler Birliğini’nin
gücünü ve Kızıl
Ordu
’nun imkan ve kabiliyetini çok ama çok abartmıştı. Amaç;
tehdidi olduğundan büyük göstererek NATO içinde birliği sağlayabilmek ve kendi kamuoyu
da dahil NATO
ülkeleri için yüksek savunma harcamalarının gerekçesini yaratmaktı. Sosyalist
sistem kapitalist ABD ve Batı için fikren tehditti ama sosyalizmin ağa
babası Sovyetler
Birliği
, ABD ve Batı için fiziken bir tehdit değildi. Nükleer
silahların yarattığı dehşet savaşın çıkmasını engelliyor ve dengeyi sağlıyordu.
Ruslar, Soğuk Savaş
bitiminden bugüne kadar ne oldu da savunma sanayinde çok çok büyük bir ilerleme
kaydettiler? Bu pek inandırıcı değil! Ayrıca; bu iş birleşik kaplar gibi olup,
savunmada ürettikleriniz de üç aşağı beş yukarı diğer alanlarda ürettikleriniz
ve yaptıklarınız gibidir.


Ne
ABD, Ne Rusya, Ne Çin!


Bir
ülkenin savunma sanayindeki durumunu öğrenmek istiyorsanız veya iki ülke
arasında savunma sanayii konusunda kıyaslama yapmak istiyorsanız, o ülkenin
veya kıyaslama yapacağınız ülkelerin üniversitelerine, bu üniversitelerin
teknokentlerine, yüksek teknolojiye ve inovasyona ayrılan kaynak miktarlarına,
savunma bütçelerine, bir yılda alınan patent sayısına ve bunun son 20 yıldaki
durumuna bakın; emin olun turnusol kâğıdı gibidir, durumlarını özetler.


Türkiye, merkez coğrafyada bulunuyor. Tüm komşularıyla ve
küresel güçlerle karşılıklı çıkara ve saygıya dayalı, dengeli ve çok taraflı
iyi ilişkiler geliştirmek zorunda. Önce ABD’ye iliklerine kadar teslim ol ve hatta
taşeronluk yap ama sorun çıkınca Rusya’ya doğru savrul! Böyle bir ülkeye kimse
saygı duymaz ve ciddiye almaz, sadece kullanır. Türkiye ne ABD’ye,
ne Rusya’ya,
ne Çin’e
ne de bir başkasına teslim olmamalı ve güdümüne girmemelidir. Biri, diğerinin
alternatifi değildir. Bugün ABD’den gördüğümüz kötü muameleyi, yarın
çıkarlarımız çatıştığında Rusya’dan ve Çin’den
görmeyeceğimizi garanti ediyor musunuz? Tarihin sayfalarına iyi bakın! O zaman
savrulabileceğiniz başka küresel güç de kalmaz!


“S-400
bahane, ABD ve Batı bizi boğmak ve Türkiye üzerindeki emellerini
gerçekleştirmek istiyor. Başımıza gelen bu felaketlerin tüm sorumlusu
NATO’dur.”
konusunu
gelecek yazımızda masaya yatıracağız.


E.
Deniz Kurmay Albay Yılmaz Dalkanat
’ın
İş
Bankası Kültür Yayınları
’ndan çıkan “Osmanlı
İmparatorluğu Garp Ocakları ile ABD Arasındaki Deniz Antlaşmaları”
adlı
kitabını okumanızı tavsiye ederim.


Türker Ertürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış