Mali’deki Olayların Gelişimi :
18 Ağustos 2020 Mali’deki Askeri Darbe ve Arka Plana İlişkin Senaryolar


19
Ağustos 2020


18 Ağustos Salı sabah saatlerinde Mali’nin
başkenti Bamako’nun 15 km kuzeybatısındaki Kati askeri üssüne giren pick-uplar
ve askerlerin silahlarını ateşlemesiyle başlayan hareketlilik kısa bir süre
içerisinde uluslararası gündeme oturdu. DW ve Al Jazeera içlerinde Finans Bakanı
ve önde gelen bazı siyasi ve askeri liderlerin darbe girişimcileri tarafından
tutuklandığını iddia ederken, Malijet ve Jeune Afrique gibi Afrika merkezli
haber organları Başkan İbrahim Boubacar Keita, oğlu Karim Kaite ve Başbakan
Boubou Cisse’nin başkanın Sebenikoro’daki konutunda tutuklandığı haberlerini
servis etmiştir. 19 Ağustos’da ise İbrahim Boubakar Keita başkanlık görevinden
istifa ettiğini söylediği bir video yayınlandı. Yine aynı saatlerde “Halkın
Kurtuluşu için Ulusal Komite”Sözcüsü Albay İsmael Wague’in okuduğu bildirinin
yayınladığı videoda ise askeri yönetimin, ülkede barış ve istikrar ortamının
sağlanması için el koyduğu yönetimi sivil bir iktidara devretmeyi hedeflediği
belirtilmiştir.


Mali’deki askeri darbeye varan siyasi
hoşnutsuzluk Mart ayındaki parlamento seçimleri sonrasında patlak
vermiştir.İmam Mahmoud Dicko liderliğindeki “June 5 Movement”(M5-RFP) adlı
muhalifler koalisyonunun öncülüğünde başlayan protestolarda Mali halkı Başkan
Keita’nın istifasını talep etmiştir. Başkan Keita yüzbinlerce kişilik bu
protestolara karşı geri adım atmamış ancak Marttan Temmuz ayı sonuna kadar da
bir hükümet kuramamıştır. Temmuz ayı sonlarında ise ülkedeki krizi sonlandırmak
için yeni bir kabine oluşturduysa da bu girişim sonuçsuz kalmıştır. Fransa ile yakın
ilişkileri olan Keita yönetimine karşı hoşnutsuzluk giderek artmış, Mali halkı
yönetim değişikliği için taleplerini ısrarla dile getirmeye devam etmiştir.
Böyle bir atmosfer Kati’deki albayların Keita iktidarını devirip yönetimi
devralarak halkın taleplerini yerine getireceğini vaat etmesi için oldukça
elverişliydi.


Bilindiği üzere Mali, 1960 yılında
Fransa’dan bağımsızlığını kazandıktan sonra 32 yıl diktatörlükle yönetilmiştir.
1992 ve 1997 yıllarındaki ilk iki demokratik seçimi kazanan Alpha Konare, 2002
yılına kadar devlet başkanlığı görevini yürütmüştür. 2002’de iktidara gelen
Amadou Toumani Toure’nin görevi, 2011’de Libya’dan dönen Malililerin kuzey
illerinde başlattığı huzursuzluk sonrasında Mart 2012’de bir darbeyle
sonlandırılmıştır. Sonrasında ise ECOWAS gibi uluslararası girişimler sonucunda
geçiş döneminde Diocounda Traore görevlendirilmiştir.


Ocak 2013’te eski kolonyal güç olan
Fransa, Mali’deki istikrarsızlığı sonlandırmak ve El Kaide bağlantılı terör
gruplarıyla mücadele etmek için çok sayıda askerini bölgeye göndererek Serval
Operasyonunu başlatmıştır. 1 Temmuz 2013’te ise BM Barışgücü Misyonu Fransız
güçlerinden görevi devralarak ülkedeki güvenliği sağlayıp demokratik seçimleri
sağlamak için çalışmalara başlamıştır. 2013 başkanlık seçimlerinde %77’lik bir
oy alan Ibrahima Boubacar Keita ikinci tura gerek kalmadan iktidara gelmiştir.


Keita iktidarı döneminde ülkedeki güvenlik
sorunları ve ekonomik gelişme için sürdürülen çabaların başarıyla
sonuçlandığını söylemek oldukça güçtür. Haziran 2015’te Kuzeydeki isyancılara
merkezi hükümet arasında bir barış imzalanmışsa da ülkedeki gerginlikler henüz
dindirilememiştir. Ekonomik açıdan ise Mali, dünyanın en fakir 25 ülkesinden
biridir. Ülkenin 2017’deki gayrisafi milli hasılası yaklaşık olarak 40.98
milyar dolardır. Mali ekonomisinde %5’lik bir büyüme gözlemlendiyse de hızla
artan nüfus gözönüne alındığında bu oldukça yetersiz kalmaktadır. BM
raporlarına göre ülkede yaklaşık 4,5 milyon insan açlık tehlikesi ile karşı
karşıyadır. 17,8 milyonluk nüfusun %36’sı yoksulluk sınırının altında yaşamını
sürdürmektedir. Ülkenin başlıca geçim kaynağı olan altın madenciliği ve tarım
yoğun genç nüfusa yeterince iş imkânı sağlayamamaktadır.


Peki Mali’deki bu darbe girişiminin
arkasında kimler olabilir?

Bazı haber ajanları ve sosyal medyada konuyla ilgili çeşitli senaryolar ortaya
atılmaktadır. Bu iddiaların arasında en çok vurgulanandan birisi Fransa
destekli Keita yönetimine karşı Rusya destekli albayların darbe girişiminde
bulunduğudur. Çünkü darbeci liderler arasında bulunan Malick Diaw kısa bir süre
önce Rusya’daki eğitiminden geri gelmiştir. Ayrıca darbe girişimi öncesinde de
gerçekleştirilen protestolarda bazı grupların “Mali’nin umudu Rusya, Çare
Putin” yazılı dövizler taşıdığı görülmüştür.


Şekil 1 Kaynak: AL Jazeera ( Reuters’dan
Rey Bhyre’nin çektiği fotoğraf)


Daha ilginç bir iddia ise darbe
girişimcilerinin Türkiye tarafından desteklendiği yönündedir. Bilhassa sosyal
medyada aşırı milliyetçilik vurgusu ile dile getirilen bu iddianın gerçeklik
olasılığı son derece düşüktür. Bazı sosyal medya kullanıcılarının Mali’deki
Kara Kurtlar adlı gençlik oluşumuyla Türkiye’deki ülkücüler arasındaki kurmaya
çalıştığı ilişkinin sağlam bir temele dayandırılması imkansızdır. Keza Türkiye
son yıllarda Afrika ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye başladıysa da henüz
Mali’de Türkiye yanlısı bir grubun oluşacağı seviyede bir diyalog iki ülke
arasında mevcut değildir.


Şahsi kanaatim bu olaylardan sonra Mali’de
Fransa’nın elinin güçlenebileceği yönündedir. Her ne kadar darbenin Fransa
yanlısı bir yönetime yapıldığı vurgulansa da geçtiğimiz 7 yılda başarısız
olarak değerlendirilen bir başkanlık rejimini ile ismi anılan Fransa içine
düştüğü bu durumdan kurtulmak için Mali’de bir yönetim değişikliğini
desteklemesi muhtemeldir. Bu değişiklik yaratılırken demokrasi ile bağdaşmayan
bir yöntem olarak askeri darbenin ise bölgesel rekabete girdiği Rusya gibi
aktörler tarafından desteklendiği algısının yaratılması yine Paris yönetiminin
lehine olacaktır. Nitekim Rusya’nın 2000li yılların başından bu yana süregelen
büyüyen ekonomisi ve imkanları dahilinde Afrika’da artan askeri varlığı ABD ve
Fransa gibi Avrupalı eski kolonyal güçler tarafından endişe ile
karşılanmaktadır. 2018 yılının sonlarında Ulusal Güvenlik Danışmanı olan John
Bolton Afrika’ya yönelik yeni Amerikan stratejisinin Rusya ve Çin’e karşı
buradaki mevcudiyeti arttırmak olduğunu açıklamıştır. Ancak bir süre sonra
Trump yönetimin Afrika’daki Amerikan askeri unsurlarının azaltılacağı
açıklaması üzerine Savunma Sektereri Mark T. Esper buradan gerçekleştirilecek
bir çekilmenin Rusya ve Çin’in işine geleceğini vurgulamıştır. Aynı doğrultuda
Fransız Savunma Bakanı Florence Parly de Esper ile gerçekleştirdiği toplantıda
kıtada varolan 4500 Fransız askeri birliğine Amerikan desteğinin devamı için
Pentagon’un ikna edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Fransa’nın Orta
Afrika Cumhuriyetindeki artan rus askeri varlığına karşı BM Güvenlik Konseyine
bir öneri taslağı hazırlamıştı. Bu taslakta ülkedeki BM Barışı koruma misyonu
arttırılması gerektiği üzerinde durulurken Rusya Fransa’nın bu girişiminden
endişe duymuştur. Netice de tasarının onaylanmasında Rusya ve Çin çekimser oy
kullanarak Fransa’nın bu hamlesini sonuçsuz bırakmıştır.


Fransa eski bir sömürgesi olan Mali
üzerindeki etkinliğini kaybetmemek için 2012’den beri Serval Operasyonu ve
Barkhane Operasyonu gibi askeri girişimlerle burada varlık göstermektedir.
Ancak bu askeri girişimler ülkedeki ve çevresindeki istikrarsızlığı bertaraf
etmede yetersiz kaldığı gibi hali hazırdaki radikalizm ve terörizm temelli
sorunları daha da çetrefilli bir hale sokmuştur. Askeri alanda bu durum meydana
gelmişken Bazı Batı ve Afrika ülkelerinin Fransız Milli Bankasına bağlı CFA
Frank Bölgesinden ayrılma ve Eko para birimini devreye sokma niyetleri de Paris
Hükümetini de tedirgin etmiştir. Bu ülkelerde EKO’nun tedavüle girmesiyle
Fransız Milli Bankasının 2012’den bu yana %50 seviyesinde tutmaya devam ettiği
döviz kaynakları serbest kalacak, Afrika Para Birliği idaresine Fransa bir
temsilci gönderemeyecektir. Bu nedenlerle Fransa yerli halk üzerinde oluşan
Fransa yanlısı yönetimlerin başarısızlığı algısını ortadan kaldırıp, diğer
rakiplerinin yolunu kesecek stratejiler üzerinde durmaktadır. Bu stratejiler
başta Doğu Akdeniz ve Libya’daki Fransız çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olmak
yanında bölgede bolca bulunan uranyum kaynaklarıyla da ilişkilendirilebilinir.
Keza bu hususlar Serval ve Barkhane Operasyonlarının başlatılmasında da etkili
olmuştur. Bilindiği gibi Mali ve çevresindeki Cezayir, Niger, Fas, Gine,
Moritanya gibi ülkelerde önemli miktarda uranyum rezervleri bulunmaktadır.
Fransa ihtiyacı olan nükleer enerjinin hammaddesi olan uranyumun önemli bir
kısmını Nijer,Orta Afrika Cumhuriyeti ve Gabon’dan ithal etmektedir. Mali bu
uranyum kaynaklarının tedariği açısından çok önemli bir konumda bulunduğu için
Fransa buradaki etkisini kaybetmemeye çalışmaktadır. Diğer yandan son yıllarda
Rusya’nın da bilhassa Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya gibi ülkelerle uranyum
kaynaklarıyla ilgili kurduğu temaslar Fransa’nın çıkarlarını
zedeleyebilecektir.


Huriye
Yıldırım Çınar


Kafkassam Eş Başkanı ve
Afrika Çalışmaları Başkanı