Ali MASKAN : Cezayir ve Sudan’da Halk
Hareketlerinin Geleceği
 

02 Ağustos 2019


Cezayir ve
Sudan’da yaşanan olaylar sadece bu iki ülkeyi ilgilendiren olaylar değil,
siyasi ve stratejik olarak bütün İslam dünyasını ilgilendiren olaylar olarak
tarihe tanıklık edecektir. Zira biri İslami Selamet Cephesi (FİS) ile
demokratik bir süreçte siyasal İslami hareketi, diğeri Ömer El Beşir’in askeri
darbeyle iktidarı ele geçirdiği bir İslam devletini temsil etmektedir. Bu
itibarla biri demokratik diğeri devrimci olmakla birlikte Akdeniz ve
Kızıldeniz’de siyasal İslam potansiyeli ve varlığı olan iki devletten
bahsetmekteyiz.


Cezayir
Osmanlı döneminde her ne kadar yoğun Osmanlı bürokrat ve askerleri tarafından
yönetilmese de ülkedeki etnik ve kabile bağları dikkate alınmak suretiyle
oluşturulan siyasal yapı yüzlerce yıl ülkenin ayakta kalmasına vesile olmuştur.
Fransız sömürgeciliği döneminde yapılan ilk iş ülkeyi ayakta tutan siyasi
yapıların ve dengelerin şekil değiştirmesi suretiyle yeni bir yönetim tarzı
oluşturulması oldu. Fransa’ya bağlılığı esas alan bu yönetim tarzı uluslararası
şartlar gereği sorgulanmaya başladığında çok kanlı da olsa Cezayir halkı
bağımsızlığını elde etmeyi başardı. Yüzlerce yıl kendi yerel dengeleri dikkate
alınarak yine kendileri tarafından yönetilmiş Cezayir halkı Fransızlara karşı
bu kendi olma arzusu ile bağımsızlık mücadelesini başlatmışlardı.
Cezayirlilerin mücadelesi Fransız kültürüne değil yönetimine karşıydı.


Bugün hala
kendi yönetim tarzını oluşturma arayışındaki Cezayir’de yaşananlar, Fransız
sömürgeciliğinin yönetimsel kalıntılarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir.


Ülkedeki
protestolar neticesinde yeniden aday olmayacağını açıklayan Abdelaziz
Bouteflika’nın çekilmesiyle kurulan geçici hükümet doksan gün içinde ülkeyi
seçimlere taşıyamadı. Halkın meydanlardan çekilmesine vesile olacak bir ismin
telaffuz edilmemesi nedeniyle hiç kimse adaylık başvurusunda bulunamadı ve 4
Temmuz’da yapılması planlanan seçimler gerçekleştirilemedi. Anayasal bir
boşluğun yaşandığı ülkede Ulusal Halk Ordusu Genelkurmay Başkanı Ahmed
Gaïd-Salah Cezayir anayasasının korunacağını ve görevini kötüye kullananlardan
hesap sorulacağına dair açıklamalarda bulundu. Bu kapsamda halkın nabzını
tutmak adına eski başbakanlardan Ahmed Ouyahia ve Abdelmalek Sellal, iş adamı
Yesad Rebrab ve Ali Heddad ile Bouteflika’nın kardeşi Said Bouteflika gibi
isimler tutuklandılar.


 Eylül
ayında geçici bir hükümetin kurulması söylenmekle birlikte Cezayir’i gelecekte
nelerin beklediği bilinmemektedir.


Sudan
tarafında ise uluslararası güçlerin ekonomik sorunları gerekçe göstermek
suretiyle başlattığı sokak hareketleri General Ömer El Beşir’in görevden
alınmasına rağmen hala devam etmekte ve ülkede kanlı çatışmalar yaşanmaktadır.
İslami değerlerin süreç içinde yoğun bir şekilde tüketildiği ülkede Amerika
kıtasından Uzak Doğu’ya birçok ülkenin müdahil olduğu toplumsal ve siyasal
olaylar çok kolay bir şekilde yönetilip yönlendirilebilmektedir. Ülkede yaşanan
çatışmalar ve eylemler farklı grupları ve bölgeleri de karşı karşıya getirmeye
başlaması yeni ve tehlikeli bir sürecin başlangıcını da ifade ediyor aslında.


Eylemciler
neyi ve kimi istediklerini, nerede nasıl uzlaşacaklarını bilmedikleri için ülke
hala bir askeri yönetim altında idare ediliyor. Yüzlerce kabile ve farklı
bölgesel özelliklerin bulunduğu ülkede sokaktaki insanın karar vermesinin
mümkün olmadığı aşikâr bir durum. Onları yönetenlerin ise tasarladıkları
planları halka kabul ettirip ettiremeyecekleri ise ayrı bir soru işareti.


Sömürgecilik
geçmişinden sonra çok uzun zaman iç karışıklık, savaş, ayrılık ve askeri bir
yönetim altında stresli ve zor günler yaşayan Sudan halkı bu karmaşık şartlarda
ne yapabileceğinin farkında olmadan birileri tarafından yönetilmekte. Aslında
bu durum birçok Müslüman ülke için önemli bir paradoks olarak karşımıza
çıkmaktadır. Bir tarafta ülkeyi yöneten Müslüman kadroların kendi değerlerinin
dışına çıkması, diğer tarafta inandıkları değerlerin içinin boşaltıldığını
düşünen halkın kendinden uzak değerleri daha makbul kabul etmeye başlaması.
Bugün Sudan sokaklarında insanlar İslami literatüre ait söylemlerle protestolar
yapmıyorlar. İnsanları yöneten STK liderleri de yurtdışında eğitim görmüş veya
Batı kaynaklı STK’larda görev yapmış insanlar. Yine bu hareketin finansörleri
de Sudanlı kompradorlar.


Peki, burada
suçlanması gereken halk mı yoksa yöneticiler mi? Kendi yöneticilerine inancı
kalmayan Sudan halkını başka değerlere sarılmakla suçlamak elbette mümkün. Ama
burada önemli olan suçluyu bulmak değil, değerlerin kayboluşunu sorgulamaktır.
Sudan devleti ve halkının düşmanı artık Batı değildir, Sudan artık kendine
yabancılaşmaya başlamış bir ülkedir.


Cezayir belki
biraz daha farklı. Orada her ne kadar yerine oturmuş olmasa da demokratik
yolların dışına taşmayan yöntemlerle devletin yerine oturmasına yönelik bir
gayret var. Siyasal sistem ile siyasal kültür arasındaki uyumun sağlanmasına
yönelik halk hareketi meşru bir süreçte devam etmektedir. Halk her ne kadar bu
süreçte çok başarılı olacağını düşünmese de elinden geleni yapmakta ısrarlı
olduğu görünmekte. Aslına bakarsanız yeni bir simanın çıkartılıp “ben
farklıyım” dedirtilmesi çok zor olmasa gerek. Kaldı ki Cezayir halkı onun da
sonradan diğerleri gibi olacağını bilse dahi böylesi bir alternatifi kabul
edebileceği kanaatindeyim.


Bu durumda
Cezayir’de anayasal yapıyı bu kadar zorlamadan bir geçiş süreci
yaşanabilecekken neden olaylar her geçen gün biraz daha belirsizliğin içine
sürükleniyor hususunu düşünmek lazım. Şeytanın gör dediği yerden bakacak
olursak, Cezayir’de orta ve uzun vadede mevcut siyasal dengelerin süslenerek
halka yeniden kabul ettirilmesinin en kalıcı yolu FİS gibi bir deneyimin
yeniden yaşanabileceği hissiyatını halka vermek olacaktır. Rutin, istikrarlı,
sabırlı ve şiddete dayanmayan gösterilerin bir süre sonra farklı bir boyut
kazanacağını bekleyenler elbette vardır. Şayet bu protestolara İslami bir
jargon yüklenmeye başlanırsa o zaman sokağın ve yönetimin tarzında farklılıklar
ortaya çıkmaya başlayacaktır. Bu şartlar altında devlet Başkanının seçilmesini
engelleyen her gün devleti idare edenlerin lehine, hata yapması beklenen
sokaktaki halkın ise aleyhine işlemektedir.


Geçmişinde
(FİS) ve günümüzde (Ömer El Beşir) siyasal İslam deneyimi olan ülkelerin bir
daha bu deneyimleri yaşamaması adına başlatılan süreçte Batılı güçler bu defa
kaleyi içten fethetmektedir. Sudan halkı artık daha laik, liberal ve sosyal
demokrat söylemlerle meydanlarda olacak, Cezayirliler ise zaten kabul ettikleri
bu değerleri korumak için gayret edeceklerdir.


Bu durumda bir
tarafta kendi değerlerinden uzaklaşmış bir halk, diğer tarafta birileri
tarafından kolayca yönetilen veya yönetilmeye devam eden siyasi otoriteler
ortaya çıkacaktır.


İlginç olan
nokta, Müslüman ülkelerde laik, liberal ve sosyal demokrat söylemler
yükselirken, bu değerlerin ortaya çıktığı Batılı ülkelerde ise ırkçı ve faşist
söylemler güçlenmeye başlamıştır. Avrupa’da her geçen gün yükselen ırkçılık
artık güçlü bir siyasal söylem olarak kendini göstermektedir. Doğu ve Batı’da
halkın ve siyasal yapıların ideolojik söylemlerindeki bu değişimler önümüzdeki
yıllarda uluslararası ilişkilerin temel dinamiği olacaktır.


Cezayir’de
yönlendirilmeye, Sudan’da yönetilmeye çalışılan halk hareketi her iki ülkede
sürdürülebilir bir istikrarsızlık dönemini işaret etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet