Afrika’da neler oluyor : Sudan
ve Mali’den gelen uyarı sinyalleri


21
Ağustos 2020


Dünyanın dört bir yanında birçok kişi,
Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’yı istifa ettiği ve meclis ile hükümeti
feshettiğini açıklamaya zorlayan askeri darbeden sonra Mali’de yaşanan
gelişmeleri takip ediyor.


Fakat Sudan’ın herkesten çok takip etmesi
ve düşünmesi gerekebilir.


Neden?


Çünkü Sudan, Arap Baharı’nın Libya, Yemen
ve Suriye’de kanlı bir iç savaşa evrilmesinden sonra barışçıl değişimin modeli
olarak dünya çapında birçok kişi tarafından kutlanan devriminin üzerinden bir
yıl geçmişken tehlikeli bir dönemeçten geçiyor.


Sudan ya şu anda mevcut çok sayıdaki
tuzağı aşmayı başarır ve böylelikle seçilmiş bir demokratik sisteme doğru barışçıl
geçiş sürecini tamamlama şansını arttırır ya da durum kötüleşerek darbeden
şiddet döngüsünün genişlemesine ve savaşların yeni taraflara yayılmasına kadar
iç karartıcı olasılıkların önünü açar.


Geçiş dönemini başlatan Anayasa
Bildirisi’nin imzalanmasının birinci yıldönümü, pazartesi günü “Hesap Verin”
sloganı altında düzenlenen halk gösterilerine denk geldi.


Bu slogan, halkın durumun ulaşmış olduğu
noktadan duyduğu memnuniyetsizliği, devriminin umut ve beklentilerinden
hiçbirinin, sürecin doğru bir şekilde ilerleyip ilerlemediğine dair kaygılarını
giderecek şekilde somutlaşmadığına yönelik duygularını yansıtıyordu. Anayasa
Bildirisi’nde yer aldığı gibi geçiş döneminin ilk 6 ayında çatışma bölgelerinde
barış gerçekleşmedi. Geçiş otoritesinin omurgasının tamamlanması için gerekli
Yasama Konseyi oluşturulmadı. Adalet ve hesap sorma sloganları insanları tatmin
edecek şekilde gerçekleşmedi. En tehlikelisi de yaşam ve ekonomik koşulları,
insanların çoğunluğunun ekmeklerini temin etmekte, her gün değişen ve çılgınca
bir artışa tanık olan malların fiyatlarına ayak uydurmakta epey zorlanmasına
neden olacak şekilde korkunç bir kötüleşmeye tanık oldu.


Başbakan Abdullah Hamduk, katılmış olduğu
BBC’nin Hard Talk programının dün yayınlanan bölümünde, halkın devimlerinin
sonuçlarını henüz görmemiş olduğunu, herhangi bir fayda görmediğini, hükümet ve
halkın karşı karşıya olduğu en önemli sorunların ekonomi ve barış cephesinde
olduğunu düşündüğünü itiraf etti. Hükümetin çökmüş bir ekonomi ve bitkin bir
bankacılık sistemi miras aldığını, eski rejimin gerçekleştirdiği 30 yıllık
yıkımın bir gün ve gecede düzeltilemeyeceğini ifade etti. Yine de hükümetin
ekonomik sorunları çözmeye yardımcı olacak politika ve programları uygulamaya
koyduğunu, doğru yönde ilerlediğini vurguladı.


Hükümet tüm yumurtalarını dış destek
sepetine koymuş görünüyor. Ekonomiyi yeniden yapılandırmak, bankacılık ve vergi
sistemini düzeltmek, ekonomi, ödemeler ve ticaret dengesi, devlet bütçesindeki
açığı kontrol etmeye ilişkin tüm yapısal dengesizlikleri gidermek için
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası ile müzakere ettiği programa
güveniyor. Ne var ki, dış destek ve uluslararası finans kurumlarıyla her türlü
işbirliğinden yararlanmanın önünde, Sudan’ın adının ABD’nin Terörü Destekleyen
Ülkeler listesinde yer alması engeli bulunuyor.


ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun
cesaretlendirici açıklamalarına rağmen Sudan’ın adının bu listeden
çıkarılmasının önünde hala uzun bir yol uzanıyor olabilir. Başkan Donald Trump
idaresi şu anda kasım ayındaki kaderini belirleyecek seçime odaklanmış
bulunuyor. O zamana kadar bu konu kendisini tamamen meşgul edecek ve önündeki
birçok dosyayı bloke edecek. Bilindiği gibi, Sudan’ın adının listeden
çıkarılması için Kongre’nin onayı gerekiyor. Ancak, Sudan’ın adının listeden
çıkarılması için 1998’de Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerine
düzenlenen saldırılarda hayatlarını kaybedenlerin aileleri için tatmin edici
tazminatlar ödenmesini şart koşan muhalif Kongre üyelerinin varlığı nedeniyle
bu, oldukça karmaşık bir süreç. Bu arada, tazminat programının 11 Eylül 2001
saldırısı kurbanlarını da içermesini talep eden sesler yükseliyor.


Bu süre zarfında söz konusu mesele, İsrail
ile ilişkilerini normalleştirme konusunda Sudan’a baskı yapmak için
kullanılıyor. Bu nedenle, Askeri Konsey Başkanı Abdulfettah Burhan şubat ayında
Uganda’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmüş ve Sudan hava sahası
İsrail uçaklarının geçişine açılmıştı. Bahsi geçen görüşmenin üzerinden 6 ay
geçmiş olmasına rağmen Sudan, ABD terör listesi meselesinde hala yerinde
sayıyor. Bu da, işlerin bazılarının sandığından daha karmaşık ve yolun uzun
olduğunu teyit ediyor.


İsrail ile temas meselesinin Hartum’da
beklenen şeffaflıkla ele alınmaması da kafa karışıklığına katkıda bulunuyor ve
konunun yönetimdeki askeri bileşen tarafından konumunu güçlendirme hesapları ve
manevraları kapsamında kullanıldığına dair spekülasyonları artırıyor.


Nitekim bu konu önceki gün Sudan’ın
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün görevinden alınmasına neden oldu. Sözcü,
Sudan’ın İsrail ile ilişki kurmaya çalıştığı açıklamasını yaparak hükümeti zor
durumda bırakmıştı. Bunun üzerine Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Ömer
Kamereddin çıkıp böyle bir açıklama yapmakla görevlendirilmediği için sözcünün
bu davranışını kınadı. Ne var ki Kamereddin, Sudan’ın İsrail ile ilişkileri
normalleştirme yönünde bir hareket veya çabası olmadığını açık ve net bir
biçimde inkar etmedi. İsrail ile ilişkiler konusunun Dışişleri Bakanlığı
tarafından hiçbir şekilde tartışılmadığını söylemekle yetindi. Bu, konunun
yönetim piramidinde başka düzeylerde tartışıldığı şeklinde yorumlanabilir, ki
bu da topu yeniden askeri bileşenin sahasına atıyor.


Dışişleri bakanlığı sözcüsünün görevinden
alınması, Hamduk hükümetinin yapısında ortaya çıkan sorunlar çerçevesinde de
okunabilir. Özellikle de geçen ay görevinden alınan eski enerji bakanı Adil Ali
İbrahim’in geniş ölçüde tartışılan açıklaması ile aynı zamana denk geldiği göz
önüne alındığında. Eski enerji bakanı açıklamasında, Başbakan’ın baş
danışmanını, idari işlere ve bakanlıklardaki büyük atamalara müdahale etmekle
suçlayarak görevden alınmasını talep etti.


Açıklamanın hedefleri ne olursa olsun,
Hamduk’un danışmanlarıyla ilgili söylentiler haftalardır ortalıkta dolaşıyor ve
hakkında yazılıp çiziliyor. Öyle ki Başbakan sonunda danışmanlarını savunan bir
açıklama yapmak ve kendisini çevreleyen, bakanların görevlerine müdahale
ettikleri ve kendi istedikleri atamaları dayattıkları söylenen “Çiftlik çetesi”
(Burada, hükümeti kendi çiftlikleri gibi gördüklerine atıfta bulunuluyor)
hakkında söylenenleri inkar etmek zorunda kaldı.


Sudan’da bir süre öncesine kadar Başbakan
hakkında olumsuz konuşmamak neredeyse bir tabuydu. Fakat son zamanlarda geçim
şartlarının güçleşmesi, ekonomik durumun ve kırılgan güvenlik durumun kötüleşmesi,
etnik çatışmalar, ırkçı ve kabileci söylemlerin tırmanması, barış ve Yasama
Konseyi’nin kuruluşunun gecikmesi, atamalardaki kota sistemi ve geçiş döneminin
temel katalizörü “ Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri” (ÖDBG) saflarında
bölünmelere dair tartışmaların artması ile genel ruh hali de net bir şekilde
değişmeye başladı. Böylece, “Teşekkürler Hamduk” sloganını duymaz olduk. Bunun
yerine rotanın düzeltilmesini talep eden çok sayıda ses ile Başbakan’ın
istifasını isteyen az sayıda ses yükselmeye başladı.


Hamduk’un elbette eleştirilecek yönleri
var ama istifa talepleri, eski rejim taraftarları ve diğer partilerin hükümeti
ve devrimi hedef alma amaç ve girişimlerinden tamamen uzak olsa da büyük
riskler taşıyor. Bana göre daha doğru olanı, rotayı ve hükümetin yapısındaki
kusurları düzeltmeye odaklanılmasıdır.


Bu konuda sorumluluk Başbakan’ın
omuzlarında değil ÖDBG içinde hatta dışında güçlerin, güvenlik dosyasından ve
geçiş yönetimi gibi iyi kötü her şeyden sorumlu askeri bileşenin, son olarak da
barış meselesini geciktiren ve kendilerine tahsis edilecek kotalar ve mevkiler
üzerinde tartışan silahlı hareketlerin omuzlarındadır.


Sudan’daki durum en hafif tabirle
gergindir. Sokak, geçim ve ekonomik koşullar nedeniyle kaynıyor. Mali’den
alınması gereken derse geri dönecek olursak, askeri darbeler döneminin
bittiğini söyleyenler aşırı iyimserlerdir.


Sudan’da eski rejimin kalıntılarının ya da
iktidara seçimlerle değil darbeler ve komplolarla ulaşmak isteyen diğerleri
olsun iktidara gözünü dikmiş tarafların var olduğuna şüphe yok. Daha da
tehlikelisi, eğer durum kötüleşirse, özellikle de kaos ve şiddet yayılırsa, tüm
Sudan’ın bu rüzgara kapılıp savrulacağıdır. Bu noktada Mali’den alınması
gereken bir ders daha var.


Birkaç yıl önce Mali kaosa sürüklendiğinde
ülkeye terörist gruplar sızmış ve Sudan sınırlarından uzak olmayan bölgelerde
faaliyet göstermeye başlamışlardı. Sudan’ın bütün bunlardan kaçınmak için bir
fırsatı var. Ama bunun için tüm taraflar “Önce vatan” sloganı etrafında
buluşmalı, bütün umutları dışarıdan gelecek hayali kurtarıcıya bağlamak yerine
krizlere iç çözümler bulma arayışına girmelidirler.


Osman
Mirgani
Şarku’l Avsat’ın eski
editörü