SAVAŞ & SAVAŞ TARİHİ & TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ & SOĞUK SAVAŞ


Prof. Dr. Selçuk Duman  : AFGANİSTAN’DA
KALICI BARIŞIN TEK ANAHTARI KONFEDERAL BİR SİYASAL SİSTEMİN ANAYASAL ZEMİNDE
KABUL EDİLMESİDİR


Ortadoğu, Güney Asya, Türkistan ve Kafkasya
Bölgesi’nin ulaşım güzergâhında ve kesişme noktasında bulunan Afganistan;
Türkistan, Hindistan ve Çin arasında stratejik koridor olan Vahan Koridoruna da
sahip olması dolayısı ile jeopolitik ve jeostratejik anlamda son derece önemli
bir konuma sahiptir.

​Afganistan’ın bir taraftan Kuzey Afganistan yani Güney Türkistan nedeniyle
Türkistan’ın bir parçası olması dolayısı ile Rus yayılma stratejisinin
hedefinde yer alması, diğer taraftan Orta Doğu’nun bir parçası ve Hindistan ve
Çin’in ulaşım güzergâhında olması dolayısı ile Birleşik Krallık için olmazsa
olmaz bir coğrafya niteliğine sahip olması altı çizilmesi gereken bir durumdur.

​Gerçekte de Afgan ismi ilk kez X. yüzyılda Gazneli kaynaklarında
İran-Hindistan arası dağlık bölgeyi tanımlamak için geçmekte olup, Afganistan
adı ise XVI. yüzyılda Babür Şah’ın vakayinamesinde geçmiştir. Bu vakayinamede;
Kabil ve Pencap bölgesi arasındaki alana işaret edilmiştir. İlk Afgan Şahlığı
da Kandahar merkezli XVII. yüzyılda kurulmuştur.

1747 yılında Nadir Şah’ın ölümü ile Kandahar’ı merkez yapan Ahmet Durani’nin kurduğu
Afganistan Devleti; küresel güçlerin Ortadoğu, Türkistan ve Hindistan’a yönelik
politikalarında bir sonucu olarak tampon devlet olarak kurulmuş ve sadece
Peştunları temsil edecek şekilde yapılanmış, günümüze kadar da sadece
Peştunları temsil eden bir siyasal organizasyon olarak yaşatılmaya devam
edilmiştir.

Bu nedenle de kuruluşundan günümüze 277 yıl geçmesine rağmen ne bir ulus
devlet, nede bir üniter sisteme kavuşamadığı gibi bağımsız bir devlet olma
niteliğini de hiçbir zaman kazanamamıştır.

Emperyal ülkelerin ön karakolu olarak görev yapmayı kabul eden Peştunlar
üzerinde siyasal sistem; diğer unsurlara uygulanan baskı, asimile, katliam ve
zaman zaman soykırıma varan uygulamalar bir arada tutulmaya çalışılmıştır.

Elbette bu uygulamadan Peştunlarda zarar görmektedir. Çünkü emperyal ülkeler
Peştunları kullanabilmek için onların radikal ve kontrol edilebilir kalmasını
sağlamaktadırlar.

Ancak coğrafi anlamda; Afganistan, dünyanın ikinci büyük sıradağları olan
Hindukuş Dağları ile kuzey-güney olarak doğal bir bölünmüşlüğe sahiptir ve
Afganistan; coğrafi anlamda üç bölgeye ayrılmıştır. Bunlar;

Merkezde; dağlık bölge, Kuzeyde; ovalık bölge, Güneybatıda; plato bölgesidir.

Afganistan’daki bu doğal ve coğrafi bölünmüşlük o kadar keskin çizgilerledir ki
bölgelere göre yoğunlaşan etnik ve dini bölünmüşlüğü de beraberinde getirdiği
için bir ulus yada bir üniter devlet yaratmak imkansız olduğu gibi ülkede barış
ve istikrara dayalı bir siyasal sistemin işletilmesi de mümkün olmamaktadır.

Günümüzde Afganistan ile ilgili çözüm bulma sürecinde; ABD, AB, Rusya
Federasyonu ve Afganistan’ı arka bahçesi olarak gören İran ile Pakistan etkili
biçimde yer alırken, Afganistan halkının isteklerini, barış ve huzur içerisinde
yaşayacakları bir sistemin inşa edilmesi yerine, Afganistan’ı kan gölüne
çeviren, Nazi dönemi uygulamalarında olduğu gibi ırkçı faşist uygulamaları ile
bilinen ve özellikle Türklere yönelik katliamları ile mahir Taliban üzerinde
anlaşmış gözükmektedirler.

Oysaki siyasal sistem içerisinde; Tacikleri temsil eden partiler ve Türkleri
temsil eden partiler tarafından(Özbek, Hazara, Türkmen, Aymak, Afşar, Kazak,
Kırgız, Karakalpak ve Halaç) federasyon istekleri ön plana çıkarılmıştır.

Bu anlamda benzer uygulama aslında 1992-1996 yılları arasında nispeten
uygulanmıştır.

Ancak günümüzde Taliban gibi radikal dinci bir örgütün bulunması ve
uluslararası anlamda ciddi maddi ve istihbarat desteğine sahip bir örgütün
olduğu aşamada, sadece federal bir sistemi ben yeterli görmemekteyim.

Konfederal bir sistem ile zaten ayrı coğrafyalarda demografik anlamda da ayrı
yaşayan etnisiteleri ayrı ayrı güçlendirilmiş bir yerel sistem ile
yapılandırılmalıdır.

Merkezi Yönetimde;

Başkan’ın dönemeçli bir şekilde belirlenmesi,

Başkan yardımcılarının diğer etnik unsurlardan tespit edilip veto hakkı
verilmesi,

ABD örneğinde olduğu gibi Senato da her bölgenin eşitliğine dayalı bir temsilin
sağlanması,

Temsilciler Meclisinde nüfusa dayalı temsilin sağlanması,


Yerel Yönetimde;

Vali’nin bölge halkının özgür oyu ile seçilmesine imkan
sağlanması,

Yerel Meclis’in bölge halkının özgür oyu ile belirlenmesi,

Polis ve jandarma kuvvetinin yerel yönetim tarafından belirlenmesi,

Bölgeden toplanan vergilerin ve gelirlerin %75’inin bölgeye harcanması
sağlanmalıdır.


Yerel yapılanmada da;

1- Kandahar Merkezli Peştun Bölgesi

2- Hindikuş Dağları ile doğal sınırları olan Kuzey Afganistan yani Güney
Türkistan Bölgesi

3- Hazaracat Bölgesini içine alan ve Merkezi Bamyan olan Hazara Türkleri
Bölgesi

4- Tacik Bölgesi


Elbette bunun yaşayabilmesi için mutlaka anayasal zemin sağlanmalı ve
uluslararası garantörlük sistemi tesis edilmelidir.

Aksi takdirde Afganistan’da kan, gözyaşı, katliam, soykırım engellenemeyeceği
gibi barış ve huzurda sağlanamayacaktır.

Bu arada Afganistan’dan en büyük mülteciye maruz kalan ülkelerden olan ve
Afganistan nüfusunun %40’ını oluşturan soydaşları nedeniyle Türkiye süreçte
aktif yer almalı ve garantör ülkeler arasında bulunmalıdır.


Prof. Dr. Selçuk Duman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir