Prof. Dr. ZAZA TSURTSUMİA
: ÇERKES VE ABHAZLARIN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜNÜ


Osmanlı Devletinde Kafkas Diyasporasının ortaya çıkışı, Rusya Çarlığının
Kafkaslar’da 19. yüzyılda güçlenmesi ve Kafkas dağlıların ulusal bağımsızlık ve
özgürlükleri için mücadeleleriyle bağlantılıdır. Kafkas dağlıları, Osmanlı
Devletince, Rusya’ya karşı mücadelelerinde desteklenmişlerdi. Rusya’nın
Kartli-Kakheti Krallığını ele geçirmesini takiben, 19.yüzılın başından beri
Osmanlı Devletinin dış politikasında Kafkaslar belirleyici rolü oynamaya
başlamıştır.


ÇERKES DİYASPORASI


Kuzey Kafkas halkları, Çerkesler, Abazalar
ve diğer Kuzey Kafkas halkları Osmanlı Devletinin egemenliğini kabul etmemişler
ve yalnızca, Osmanlı Devletinin bağlısı Kırım Hanlığı ile siyasi ilişkilerde
bulunmuşlardır. (1, 162). Rusya’nın Kafkaslara ilerlemesi, Batı Kafkaslar’daki
etkisi zayıf olan Osmanlı Devletini rahatsız etmişti. Osmanlı Devletinin
Çerkeslerle ilişkileri ve İslam dininin Çerkesler arasında tebliği geleneksel
olarak Kırım Hanlığının bir vazifesiydi fakat Rusya’nın Kırım Hanlığına yaptığı
saldırıları sonucu Rusya’nın Güneye ilerleyişini püskürmek amacıyla Osmanlı
Devleti, Anapa Kalesini güçlendirmeye karar verdi. 1780-84 yılları arasında,
Osmanlı– etnik bir Gürcü olan – Ferah Ali Paşa, takviye edilen Anapa Kalesini
bir üsse ve Rusya’ya karşı mücadele eden Kuzeybatı Kafkas kabileleri için bir
sığınağa dönüştürdü. (2. 51) Ferah Ali Paşa Anadolu’nun Sivas, Sinop, Amasya ve
Tokat illerinden 10.000 kadar asker getirdi ki bunların bir çoğu dağlı
kadınlarla evlendiler ve bölgeye yerleştiler. Bu durum, Rusya karşıtı daimi
gücün oluşması için ileri safhayı hazırlayacaktı. 1785’de Ferah Ali Paşa’nın
vefatının ardından yerine Acaralı bir Gürcü olan Bijanoğlu Ali Paşa atandı. (3,
321) Osmanlı Devletinin niyeti, Çerkes ve Abaza aristokrasisi arasında İslam
dinin yayılmasını Anapa üzerinden teşvik etmek ve Osmanlı Devletinin gücünü ve
manevi otoritesini dağlılara göstermekti. Osmanlılar, Çerkesler arasında
etkilerini genişletiyorlardı fakat 16. Yüzyıldan dan beri Rusya ile yakın
ilişki içerisinde bulunan Kabardinleri kazanamadılar. (4, 99-100)


19. Yüzyıldan beri Rusya Çarlığı Kuzey
Kafkaslara ateş ve kılıç zoruyla diz çöktürmeye çalışmakta ve yerel halkların
direnişlerini şiddetle bastırmaktaydı. Çerkesler, Rus ordularıyla eşit
olmadıkları savaşlarda cansiperane bir şekilde mücadele ettilerse de
mevzilerinden çekilmek zorunda kaldılar. Böyle bir durumda, Rusya, direnen
Kafkas dağlıların Osmanlı Devletine kitlesel sürgününü planlamıştı. Rusya ve
Osmanlı devletlerinin her ikisi de Kuzey Kafkas nüfusunun Osmanlı Devletine
göçürülmesiyle ilgilenmekteydiler.


Osmanlı Devleti, askeri gücünü göçürülecek
Çerkeslerin insan gücüyle beslemek istiyordu. Osmanlı Devleti, iç sorunlarını
çözmek amacıyla komşu ülkelerden Müslüman nüfusun göçürülmesinden
faydalanıyordu. Bu şartlar altında, Osmanlı Devleti gizlice Rusya ile anlaştı.
9 Mayıs 1857 tarihinde Osmanlı idaresi, Muhacirler için mülkiyet güvence
garantisinin bizzat Sultan olduğunı açıklayarak, muhaceretle ilgili özel bir
yasayı kabul etti. Bu yasa, muhacirlere toprak vergisinden muafiyeti yanı sıra
askerlik görevinden – göç tarihlerinden itibaren 12 yıl boyunca – hariç
tutulmalarını garanti etmekteydi. “Muhacir İskan Komisyonu” kurularak
kafkasyalıların muhaceratın Osmanlı Devleti’nin yüksek bir düzeyde tasarlanmış
bir plan olduğunu ortaya çıkmıştır. (8, 524)

1859’den beri Osmanlı idaresi, Rusya ile yoğun müzakereler içerisindeydi ve
sonunda, ilk etapta 50.000 muhacirin kabul edilmesi üzerine anlaştılar. Osmanlı
Devleti, muhacir Çerkesleri, Rusya sınırları yakınlarına yerleştirmemeye söz
vermişti. 1860 yılında, Başkanlığını – kendisi de bir Çerkes olan – Trabzon
Valisi Hafız Paşa’nın yaptığı özel bir “Muhacir Komisyonu” kuruldu. Sonraları,
bu Komisyon, İçişleri Bakanlığı şemsiyesi altında hareket edecekti. Komisyonun
görevleri arasında Muhacirlerin Osmanlı limanlarına varışlarının kontrolü,
Muhacirlerin yerinde kayıtları ve ikamet yerlerine ulaştırılmaları
bulunmaktaydı. (12, 106)


1864 yılında, Kafkas dağlılarının Osmanlı
Devletine – Muhaceret adıyla bilinen – kütlesel sürgünlerine yol açan Rusya
Çarlığının Kuzey Kafkasları itaat alına alma süreci sona ermişti.


1859-64 yılları arasında, Kuzey
Kafkaslılar deniz yoluyla Trabzon, Samsun, İstanbul, Varna ve Burgaz gibi
Osmanlı Devletinin Karadeniz limanlarına varmaktaydılar. Pek çoğu yolculuk
esnasında vefat etmekteydi. Karaya çıkanlar ise açlık ve hastalıklarla mücadele
etmek zorunda kalıyorlardı. 1864 yılında Rusya Trabzon Konsolos- luğundan
Kafkas Ordusu Kumandanı General Kartsov’a gönderilen mektuba göre 70.000
Çerkes, o dönemde Osmanlı içerisinde olan Batum’da Osmanlı İmpara- torluğu’nun
iç bölgelerinde gitmek üzere toplanmıştı. Her gün ortalama 7 kişi, açlık ve
hastalık nedeniyle ölmekteydi. Trajedinin boyutlarını anlamak için, Trabzon’da
ölen yaklaşık 19.000 insana bakmak yeterli olacaktır. Trabzon’da kalan
Çerkesler’den her gün 200 kişi ölmekteydi. Benzeri haller, Varna ve İstanbul’a
gönderilen Çerkesler için de geçerliydi. Sağ kalan Çerkesler ise Osmanlı
idarecilerince, Osmanlı Devletinin problemli alanlarına yerleştirilmekteydiler;
Bulgaristan’da, Sırbistan’da, Arnavutluk’ta, Suriye ve Irak’ta Hıristiyan
Slavlar ve Müslüman Araplar arasına. (3, 529)


Rusya Çarlığı ordusunda General rütbesinde
görev yapmış ve daha sonra Osmanlı Devletine göç ederek Paşa olmuş olan Musa
KUNDUHOV’a göre; Çeçenler, Osmanlı Devletine göç etmeye karar vererek
kendisinden hangi yolla gidebileceklerine dair tavsiye istemişlerdi. KUNDUHOV,
Gürcistan üzerinden kara yoluyla gitmeyi tavsiye etti. 3.000 kadar Çeçen aile,
tavsiyesine uyarak 1865 Mayıs ayında Gürcistan üzerinden Osmanlı Devletine
hicret ettiler (5, 67-70). Çerkes muhaceretinin oranı, bu zaman için görülmemiş
büyük boyutlara ve sürgün edilen insanlar arasında yüksek sayıda kayba ve acıya
neden olmuştu. Binlerce insan Osmanlı gemilerini beklemekteydi Karadeniz
kıyısında, açık havada, vatanlarından uzaklarda. Muhacirlerden daha fazla para
alabilmek için gemi kaptanları, daha da fazla insan alıyorlardı gemilere.
Güvenlik ve sağlık normlarının ihlalinin yanı sıra aşırı dolu gemiler bazen
batıyorlardı ki Karadeniz binlerce Çerkes’e mezar oluyordu. Salgın hastalıkları
önlemek adına hasta insanlar denize atılmaktaydılar. 1864 Mayısında, Rusya’nın
Trabzon Konsolosluğuna göre, 30.000 insan deniz yolcuğunda ölmüştü. 1865’e
kadar Trabzon’a ulaşan Çerkes muhacirlerin toplam sayısı yaklaşık 500.000
olmuştu. (6, 61-62)


Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu’na
sürgünün yanında Rusya’nın yine onlarla ilgili bir başka büyük projesi da
vardı. KUNDUHOV’a göre, Rusya idaresinden yetkili şahıslar bizzat kendisiyle
Kafkas dağlıların lideri Gazi Muhammed ile Çerkeslerin, Afganistan sınırı
yakınına nakledilmelerini görüşmüşlerdi. Rusya’nın, Afganistan sınırında,
Rusya’nın himayesinde olmak üzere Çerkesler eliyle devlet kurma hayali vardı.
Bu sayede, Rusya’, İngiliz yayılmacılığının önünü kesmek arzusundaydı. Kuzey
Kafkas liderliği bu öneriyi reddetti. (5, 12) Sürgünün yıkıcı sonuçları, yeni
muhaceret dalgalarının önünü kesti. Tanıklık hikayeleri ve Osmanlı Devletinden
gelen mesajlar sayesinde insanlar, Osmanlı Devletindeki soydaşlarının
trajedisinden haberdar olmaktaydılar. Bu nedenle, Kabardinler göçürülmeyi
reddettiler. (7, 134)


Umutsuz Çerkesler, Osmanlı Devletinden
vatanlarına geri dönmeye çalışmaktaydılar. 1872’de, İstanbulda Rus Elçisi Graf
İgnatiyev Rusya Dış İşleri Bakanlığına, yaklaşık 9.000 ailenin Osmanlı
Devletindeki katlanılmaz yaşam şartları ve açlık nedeniyle Kafkaslara geri
dönmeyi talep ettiklerini bildirmektedir. Geri dönmeyi talep eden Çerkesler’in
sayısındaki artış, vatanlarına geri dönmek isteyen Çerkeslere karşı Osmanlı
idaresini sert tedbirler almaya itti. Hem Osmanlı hem de yabancı gemilerinin,
özel bir izin almaksızın bir tane bile Çerkesi götürmeleri yasaklandı. (7, 198)


Buna rağmen, az sayıda da olsa Çerkesler
vatanlarına farklı yollardan – riskli ve gizlice – dönmeyi başardılar. Fakat bu
çok nadiren olabilmekteydi.


Rusya idaresi Çerkesleri vatanlarından
çıkartmakla yetinmeyerek Osmanlı Devleti içerisinde yerleştirilmelerine de
müdahil oldu. 2 Mart 1878 tarihinde, Rusya ve Osmanlı arasında yapılan
anlaşmaya göre, Balkanlar’da Rusya sınırına yerleştirilen Çerkeslerin iç
bölgelere yerleştirilmelerinin sorumluluğu Osmanlı tarafına yüklenmekteydi. Bu
anlaşma uyarınca, Çerkesler ikinci defa Osmanlı Devletinde yerleştirildiler; bu
defa Asya tarafında.


1859-79 arasında Osmanlı İmparatorluğu’na
sürgün edilen Kuzey Kafkaslıların toplam sayısının saptanmasında, Prof. Kemal
KARPAT’a göre 1,5 milyon Kuzey Kafkaslı muhacir (ki çoğunluğu Çerkes)
sürülmüştür. Bunların yarım milyonu, yolda veya varışlarından birkaç hafta
sonra açılk ve hastalıktan ölmüştür. (9, 69) Diğer araştırmacılar da bu
rakamları doğrulamaktadırlar. (10, 49)


Muhacirlerin çoğunluğu Kuzeybatı
Kafkaslılardı – Çerkesler, Ubıhlar, Abazalar ve Abhazlar (Apsua). Dağistanlılar,
Çeçenler ve İnguşlar ise daha az sayıda sürülmüşlerdir. Bugün, Kuzey Kafkaslı
muhacirlerin torunları – Osmanlı Devletinin mirasçısı olan Türkiye’nin Marmara,
İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde yaşamaktadır. Kuzey Kafkas
kökenli Türk vatandaşları, Devletin idari e askeri kurumlarında önemli
makamları işgal etmektedirler. Pek çoğu, tanınan toplumsal ve kültürel
figürlerdir. Türkiye’de çok sayıda Kuzey Kafkas (Çerkes, Abhaz, Osetin, Çeçen,
Dağistanlı) derneği, vakfı ve kültür-eğitim kurumu faaliyet göstermektedir.
Türkiye’nin Kuzey Kafkas Diyasporası, ulusal etnik kültür ve geleneklerin
korunmasına büyük önem atfetmektedir; Diyaspora temsilcilerinin tarihi
anayurtlarıyla geniş ilişkileri vardır – Rusya Federasyonu içerisindeki Kuzey Kafkas
cumhuriyetler, ayrıca Abhaz kökenli Türk vatandaşlarının da Abhazya ile yakın
ilişkileri vardır ki Abhazya Parlamentosunda iki Türkiyeli Abhaz yer
almaktadır. Türkiye’deki Abhaz Diyasporası, Abhazya’da ticari-iktisadi ve
kültür-eğitim projeleri yürütmektedir. En kalabalık Kuzey Kafkas Diyasporasına
Türkiye’de bulunmakla birlikte Orta Doğu ülkelerinde de çok sayıda Çerkes ve
Çeçen topluluğuna rastla

nabilmektedir . 19. Yüzyılda da Osmanlı Devletinin bir parçası olan Suriye ve
Ürdün’de çok sayıda Kafkasyalı göömenler yerleştirilmiş. Halen Yaklaşık 30.000
Çerkes, Suriye’de yaşamaktadır. Ürdün’e gelince, Çerkes nüfusu yaklaşık 50.000
iken Çeçen nüfusu ise 10.000 kadardır. Ürdün’ün ve özellikle başkent Amman’ın
Çerkes nüfusu, Ürdün’ün bağımsızlığını kazanmasında önemli rol oynamıştır.
1950’de Çerkes kökenli Said Paşa el-Mufti, Ürdün’de Başbakan oldu. Dört defa
Ürdün’de başbakanlık yaptı. Çerkeslerin ve Çeçenlerin kendi kotaları vardır
Parlamentoda ve Hükümette. Geleneksel olarak, Ürdün Kraliyet Ailesinin özel
muhafızları da Kafkas kökenlidir. (11, 59-60)


Çerkes Diyasporası bir etnik azınlık
olmasına rağmen, yaşadıkları ülkenin medeni-siyasi hayatına en iyi şekilde
entegre olmakla ünlüdürler. Bu bakış açısından, İsrail’de yaşayan Çerkesler
örneği çok ilginçtir. Çerkesler, İsrail’in Reyhanlı ve Kfar-Kama kasabalarında
yaşamaktadırlar. Bu insanlar, vatandaşı oldukları İsrail’in sadık ve tanınmış
mensuplarıdır ve İsrail Devletinin kalkınmasına ve inşasına katkıları gereğince
takdir edilmektedir. İsrail Silahlı Kuvvetlerinde pek çok etnik azınlık yer
almazken Çerkesler orduda başarılı asker ve subaylar olarak biliniyor. İsrailli
Çerkeslerin komşuları Ürdün’deki Çerkesler de Ürdün Kralına sadakatle
bağlıdırlar. Aynı zamanda, Diyaspora Çerkesleri tarihi anayurtlarıyla ilişkilerini
geliştirmeye çabalamaktadır. Çerkes etnik-kültürel bilincine sahiptirler,
birbirlerinin kabile isimlerini bilirler ve Çerkes çevreleri içerisindeki
spesifik, ahlaki-etik prensiplerine sadıktırlar.


Osmanlı Devletine sürülen Çerkesler,
askerlik görevine düşkündüler. Sultan’ın idaresi onları bu yönde teşvik
etmiştir ve Çerkesler de kamu hizmetlerinde öneli mevkileri işgal ede
gelmişlerdir. Çerkesler, Sultan’ın süvari bölüğünü ve özel muhafızlarını
oluşturmaktaydılar.


Osmanlı Devletinde 1908’de gerçekleşen
devriminin bir sonucu olarak, İttihat ve Terakki Cemiyeti liderleri, ikinci
meşrutiyet dönemi olarak bilinen 1908-1918 dönemi arasında devlet
yönetiminehakim oldular. İttihat ve Terakki Cemiyet’in liderleri Enverç Talat
ve Cemal, Kuzey Kafkaslar’da Osmanlı Devletinin himayesinde İslami Devlet kurma
düşüncesini akılda tutarak, Çerkeslerin ulusal kimliğinin canlanmasını
desteklemekteydiler. 1908’de meşhur Çerkes asıllı Fuat Paşa, Çerkes İttihad ve
Teavün Cemiyetini kurdu; iktidar partisinin, ordunun, sivil ve kültürel
temsilcisi Çerkes liderliği temsil edilmekteydi. Cemiyet, Çerkes Alfabesini
icat ederek çerkesçe kitaplar yayınladı. İstanbul’da ‘Çerkes Okulu’ açıldı.
Osmanlı Çerkesleri, Enver Paşa tarafından desteklenen ‘Kafkasya İstiklal
Komitesini’ kurmuşlardır. Komite, Kuzey Kafkaslar’daki Çerkeslerin ulusal
bağımsızlık hareketi için Avrupa devletlerinden destek alabilmek amacıyla
girişimde bulunmuştur. (11, 44,46)

Çerkesler, 1919-1923 arasında Mustafa Kemal ATATÜRK önderliği yaptığı ulusal
kurtuluş mücadelesine aktif bir şekilde katılmışlardır. Abhaz asıllı Rauf ORBAY
12 Temmuz 1922- 4 Ağustos 1923 arasında Türkiye başbakanlık görevinde
bulunmuştur.

1951’de İstanbul’da ‘Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ kuruldu
ki bunu ileriki yıllarda Çerkeslere ait başka kültür-eğitim dernek ve
vakıflarının kurulması takip etti. 1992 yılında, Gürcistan’ın Abhazya
bölgesinde silahlı çatışmaların başlangıcında, Türkiye’deki Abhaz-Çerkes
diyasporası Gürcistan’a karşı protestolar düzenledi; Bu gelişmeler 1992 yılında
İstanbul’da “Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesinin” kurulmasına yol açtı.1995’de
“Kafkas Vakfı” kuruldu. İkafkas Vakfı’ Türkiye’nin yanı sıra Kuzey Kafkasya
halkları arasında bilgilendirme, kültür-eğitim ve hayır işlerinde
bulunmaktadır. Çeçen Savaşı esnasında, Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinde “Çeçen
Komiteleri” ortaya çıktı. ‘Çeçen Komiteleri’ Çeçen direnişöileri desteklemek
için mali yardım toplamaktaydılar. Türkiye’nin Abhaz-Çerkes diyasporasının
koordinatörlüğü yapan “Kafkas Dernekleri Federasyonu” Türkiye’de faaliyet
gösteren Abhaz-Çerkes dernekleri kültür-hayır kurumunu bir araya getirmektedir.


Türkiye Cumhuriyetindeki Kuzey
Kafkaslıların kesin sayısını saptarken, 1965 yılındaki nüfus sayımında,
vatandaşların etnik aidiyeti anadillerine göre belirleyen verilere dikkat
edilmelidir. Bu veriye göre, 1965 yılında, Türkiye Cumhuriyetinde 125,768 kişi
“Çerkesçeyi” anadilleri olarak beyan etmiştir.


ABHAZLARIN MUHACERETİ


1864 yılında Rusya, eski Gürcistan
krallığının bölgelerin özgürlükleri kaldırılması süreci içerisinde Abhazya
Prensliğini da ortadan kaldırarak Prens Mihail Şervaşidze Rusya’ya sürgün etti.
Abhazya, Sohum Askeri Dairesi’ne dönüştürüldü ve Kutaisi Genel Valiliğine
bağlandı. Rus askeri idaresinin Abhazların geleneksel yaşam tarzına müdahil
olması, halk arasında kitlesel memnuniyetsizliğe neden oldu ve nihayet 1866
Temmuzunda bir ayaklanma baş gösterdi. Çarlık ivedilikle Abhazya’ya askeri
birlikler yollayarak Ağustos’ta ayaklanmayı bastırdılar. Liderler ve aktif
katılımcılar şiddetle cezalandırıldı.


1866 yıl ayaklanmasından sonra, Abhazların
Osmanlı Devletine sürülmesi planı uygulanmaya başlandı. 27 Ekim 1866 tarihinde,
Kutaisi Genel Valisi SVYATOPOLK-MİRSKİ, Kafkas Dağlı Halkları Daire Başkanı D.
STAROSELSKİ’ye hitaben şöyle yazıyordu: “Sohum Askeri Dairesi’nden
kaynaklanabilecek tehditleri bertaraf etmenin tek bir yolu vardır o da Abhaza
nüfusunu tümü ile Türkiye’ye sürmektir”. (13, 21) Rus yöneticileri, Abhazların
sürgününü Gürcistan ve genelde Kafkasya işgalinin son noktası olarak
görüyorlardı. Ruslara göre, Abhazya’daki Müslüman nüfusun azaltılması Rusya’nın
bölgede güçlenmesi demekti.


Kafkasya Genel Valisi Büyğk Prens MİHAİL
ROMANOV’a göre çoğunlukla Rus yönetime karşı isyankar olan Abhazların Rusya
Çarlığı sınırlarından uzak yerlerde tutulmaları gerekiyordu. ROMANOV,
muhacirlerin geri dönme ihtimallerini de ortadan kaldırmayı özel bir karara
bağlanmasını emrediyordu. (14, 284-285).


1866 Kasımında Rusya İmparatoru
II.Aleksandr, Abhaz nüfusunun Osmanlı Devletine ilk fırsatta sürülmesini
onayladı. Çarın onayını alır almaz Mihail ROMANOV, Kafkas Ordusu Kumandanı
General A. KARTSOV’a emri verdi, karar ivedilikle uygulanacaktı. (13, 19) Rus
idaresi, sürülecek nüfus miktarını çoktan belirlemişti. 4.500 Abhaz ailesini
sürmeyi planlamışlardı. Diğer yandan, Osmanlı Devleti 4.000 aileyi kabul etmeye
hazırdı. Rusya, Abhaz Sürgünüyle ilgili olarak Osmanlı ile anlaşmaya varmıştı.
Rusalr Osmanlı yönetimi ile Muhacirleri Rusya sınırlarına yakın yerlere
yerleştirilmemeleri hususunda da uzlaşmışlardı. (14, 284)


Osmanlı idaresinin onayının ardından,
Kafkasya Genel Valisi MİHAİL ROMANOV, Nisan ayı sonu itibariyle sürgün
sürecinin başlatılması emrini verdi. Rus Askeri birlikler Sohum’u başta olmak
üzere Abhazya’ya sevk edildiler. Sürgünün başlamasından önce, 6 Nisan 1867
tarihinde, ilk Muhacir akını, (49 aile, 218 kişi) o Batum’a ulaştı.


1867 Nisanın sonunda, büyük Muhaceret
süreci başlamıştı. Dönemin belgelerinden açıkça anlaşılabileceği gibi Abhaz
sürgününün nedenlerinde Rus baskısı ve askeri güçü vardı. 31 Mart 1867
tarihindeki imparatora gönderdiği mektubunda Genel Vali MİHAİL ROMANOV,
Biçvinta sakinlerinin sürgüne karşı olduklarını yazıyordu. Abhazlar kalabilmek
için Hıristiyanlığa bile geçiyorlardı. (14, 288) Tiflis’te çıkan Gürcü “Droeba”
gazetesi, Abhazya’daki durumu şöyle betimliyordu: “Abhazlar çok üzgün…
Tsebeldalılar, Dalililer, Guplılar gittiler. Abjuva ilçesinden pek çoğu gitti.
Çiloulular ve Cgerdalılar evlerinden zorla çıkartıldılar. Aslında gitmek
istemiyorlardı. Abhazlar, Osmanlı Devletine sürgün edilmektense Rusya
idaresinde yaşamanın daha iyi olacağını babacan bir tavırla anlatan ve anayurdunda
kalmalarına yardımcı olan Bzip İlçesi yöneticisi Binbaşı Dimitri ÇAVÇAVADZE’ye
çok teşekkür ediyorlardı”. (15, 1) Rusya, Abhazya’daki toprak mülkiyetinin
çoğunluğunu Rus kolonizasyonu için ele geçirmek istiyordu. (14, 279-280) Abhaz
aristokrasisi ise bağımlı köylüleri Osman Devletine beraberinde götürmeyi ve
böylece derebeylikten kaynaklanan alışılagelen ayrıcalıkları korumaya özen
gösteriyordu. 16 Mart 1867 tarihinde, Sohum Askeri Dairesinin kumandanı
Generali M. TOLSTOY, Kutaisi Genel Valisine yazdığı mektubunda yaklaşık 40
Tsebeldalı soylunun beraberlerindeki köylü ailelerle birlikte Osmanlı Devletine
göç etmeyi kabul ettiklerini yazıyordu. (13, 1) 1867 Haziranının başında,
sürgün süreci sona ermişti. Osmanlı idaresi, Rusya ile anlaşıldığı gibi, Abhaz Muhacirleri
Rusya sınırlarından uzaklara yerleştirdi. (14, 289)


Sürgün süreci esnasında, Muhacirlerin
listeleri köylere göre hazırlanmıştı; aile sayıları, aile reislerinin ad ve
soyadları, aile üyelerin kimlikleri özel listelere yazılmıştır. Gürcistan arşivlerinde
incelemeye açılan bu sürügün listelerine göre, 1867 yılında Abhazya’dan 3.358
aile toplam 19.342 kişi sürgün edildi.


Askeri yapılarda ve devlet-idari
kurumlarında Kafkas dağlılarının çekilmesinin teşvik edilmesini öngören Osmanlı
Devletinin Abhaz-Çerkes politikası, devlet yönetiminin tüm kısımlarında
“Çerkes” etkisinin güçlenmesine yol açtı. Osmanlı Devletinde “Çerkes” kavramı,
Çerkes kabilelerinin yanı sıra Abhazya’dan sürülen ve “Abaza” olarak da
adlandırılan Abhaz nüfusunu tanımlamak için de kullanılmaktaydı. Aynı zamanda,
Osmanlı Devletinde, Abhazya’dan sürülenlerin, ‘Çerkeslerden’ farklı oldukları
da bilinmekteydi. “Abaza” ismini Çerkeslerden ayrı etnik aidiyetlerini
vurgulamak için kullanıyorlardı. Osmanlı Devletinin askeri-siyasi ve idari kurumlarındaki
Abhaz katkısı ve sırasıyla baş gösteren etkileri, etnik Çerkeslerin (Adigeler)
temsilcilerinin katkısından daha az değildi. Osmanlı Devletinin tarihinde pek
çok Abhaz kökenli siyasetçi, asker ve devlet adamı bilinmektedir.


1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında,
Osmanlı Devleti, Abhazya’ya bir deniz harekatı gerçekleştirerek Abhazya’ya
Ruslara karşı savaşmak üzere bir Osmanlı birliği çıkarma yapmıştır. Osmanlı
askerler ve Abhaz mühacirlerinden oluşan birlik Abhazya’daki askeri
operasyonları dünenlenmekteydi. Osmanlı Devletinin Abhaz muhacirleri kendi
lehine kullanması ve yerel Abhazya nüfusunun büyük bir kısmının da işgalci
Osmanlı güçlere katılması, Osmanlı Devleti savaşı kaybedince Abhazların ikinci
büyük Muhaceretiyle sonuçlandı. 1877 tarihindeki Rus resmi düşüncesine göre,
kendi istekleriyle İslam dinine geçen Abhazlar gönüllü olarak Osmanlı Devletine
göç etmişlerdi. Bu düşünceye göre Abhazlar, Osmanlı ajanlarının ve daha önce
göç etmiş muhacirlerin Rusya aleyhtarı propagandasının kurbanı olmuşlardı.
“Ağırlıklı olarak İslam dininin etkisindeki Abhaz yerleşim yerlerinin nüfusu
göç ettiler. Bunların arasında Kodor İlçesindeki Cgerda, Çlou, Gup’un yanı sıra
tüm Gumista İlçesi bulunmaktaydı.” (17, 3)


Abhazya nüfusunun dikkate değer bir kısmı
Abhazya’ya yapılan Osmanlı çıkarmasında Osmanlı Devletinden yanaydı fakat
dönemin basını, Abhazya’ya gelen Osmanlıları özgürleştiriciler olmaktan ziyade
işgalciler olarak niteliyordu. “Droeba” gazetesi: “Türkler, Abhazya’yı
acımasızca talan ettiler, yerel halk ile de pek çok kez çatıştılar.” diye
Abhazya’daki durumu izah ediyordu(18, 2).


Osmanlı’nın Abhazlara Rus aleyhtarı
propagandası uygulanarak göçe teşvik etmeleri 1877’deki büyük çaplı Muhacerete
yol açan nedenlerden biridir. Bu da bilinen bir gerçektir ki, Osmanlı
İşgalciler halka, Rus güçlerince kontrol edilen topraklara kaçma fırsatı
vermiyorlardı. Dönemin basınına göre, “Abhazlar, düşmandan Bize doğru kaçmaya
çalıştıysa da Türklerin buna izin vermedi. Abhazlar Türklerden şikayet
ediyorlar. Abhazlar, Türkiye’de iskan edilmek istemiyor fakat Türkler onları
baskı ve tehditle zorluyorlar. Türklere göre, hicret etmedikleri takdirde tüm
Abhazlar Ruslar tarafından ihanetle suçlanarak öldürülecekler.” (19, 3)


Gürcü aydınları, Abhaz halkının
trajedisine büyük bir merhametle yaklaştılar. Sıkı sansür şartları altında,
“Droeba” gazetesi Abhaz halkının mukadderatını yansıtıyordu: “Bir gemiye
bindirilen ve Türkiye’ye yola çıkan Abhazların çoğunluğu ağlıyor ve Rus
idaresine ülkelerine dönmeleri için sesleniyorlardı; zor kullanılarak istekleri
dışında terk etmek zorunda bırakıldıkları için tutsak olarak addedilmelerini
istiyorlardı.” (20, 2)


Çarlık, Sohum’dan çekilmesini ve
başarısızlığının faturasını Abhazların ihanetine kesmişti ki bu Gürcü
toplumunda tepkiye neden oldu. Gürcü Yazar Giorgi TSERETELİ, Abhaz
Muhaceretindeki trajediyi Abhazya’dan savaş sırasında çekilen Rusya ordusunun
başarısızlığına ve halkın işgalciler tarafında göçe zorlanmasına bağlamıştır.
G. TSERETELİ, Abhazların sözde ihanetiyle ilgili olarak Rus resmi görğüşüne
karşı çıkarak ihanetin söz konusu olmadığını vurduluyordu.: “Sohum’dan
çekilirken hangi stratejik kararın alındığını bilmiyoruz.. Eski zamanlardan
beri Gürcistan Krallığının en gözde bölgesi olan ve 400 yıl boyunca Türkiye’ye
karşı savaşan Abhazya, ezeli düşmanına bir yardım eli nasıl uzatacaktı, ki bizi
buna inandırmaya çalışmasınlar” (21, 2)


32.000 civarında Müsliman Abhaz, 1877
Muhaceretinde göç etti. Bu arada, yorulmak bilmeyen Gürcü Hıristiyan papazları
Abhazları eski Hıristyan dinine döndürmeleri için ellerinden geleni yapıyor
Hıristyan Abhazların göç etmelerine engel oluyorlardı. Böylece, Gürcü kilisesi
Abhaz halkını toplu göçten ve Ubıhlar gibi tarih sahnesinden silinmekten
koruyacaktı.


Osmanlı Devletine sürülen Abhaz
muhacirler, Osmanlı idaresinden yeteri kadar yardım alamadıkları ve açlıktan
ölmeyemaruz kaldıkları için geri dönmeye niyetlendiler fakat Rusya onları geri
kabul etmiyordu. Osmanlı Devleti ve Rusya arasındaki anlaşma uyarınca,
muhacirlerin anayurtlarına geri dönme haklarının bulunmuyordu. (22, 2)


Geri dönmek isteyen Abhaz muhacirler ilk
etapta Batum’a yöneldiler ve Abhazya’ya ordan dönmeye çalıştılar. Pek çoğu
Batum ve havalisinde yerleşti ki torunları halen oralarda yaşamaktadırlar. 27
Ocak 1879 tarihinde İstanbul’da, Rusya ve Osmanlı devleti arasında bir anlaşma
imzalanarak ve buna göre Kafkaslar’daki Rus Genel Valiliği, anlaşmanın
imzalanmasından itibaren 3 yıl içerisinde Abhazların kısmi dönüşüne izin
verecekti. Bunun sonucunda, 15.000 Muhacir, Abhazya’ya geri dönmeyi başardı.
(14, 381, 396)


1877-1878 savaşından sonra Rus idaresi,
Abhazlara örnek bir ceza vermeye karar verdi. II. Aleksandr’ın 31 Mayıs 1880
tarihli fermanı uyarınca, Gudauta, Gumista ve Kodor İlçelerinin Abhaz nüfusu
toprak mülkiyeti hakkından yoksun bırakıldı ve toprakları da devlet idaresine
devredildi. Sohum yakınlığında ve Kodor ile Psirtskha nehirleri arasındaki
sahil şeridinde Abhazların yerleşmesini yasaklandı. Abhazların “Suçlu nüfus”
statüleri yasallaştırılmış oldu. Çarlığa en ufak bir itaatsizlik halinde, suçlu
nüfus Kafkasya dışına sürgün edilmekle tehdit ediliyordu. Bu statü, 1907’de
kaldırıldı.


Rusya Çarlığı, sömürge politikası
uyarınca, Abhazya’daki birincil gayesini nüfusun Ruslaştırılması ve kültürel
asimilasyonu olarak saptadı. Bu politikanın savunucularından A. VEREŞÇAGİN, 19
Ocak 1878’de şöyle yazıyordu: “Devletin uzak bir bölgesi olarak, Rus kanına ve
parasına mal olan Karadeniz’in Kafkas kıyıları, Rus Kilisesinin, Rus dilinin ve
Rus okuma-yazmasının tam olarak hakimiyetinde olmalıdır. Kafkas Nüfusu
içerisindeki çeşitli kabilelerde Rus okulları kurulmasını zorunlu hale
getirilmelidir ki yalnızca Rus okullar bu farklı kabileleri Ruslaştırmayı
mümkün kılacaktir.” (23, 22)


Türkiye’deki Abhaz Diyasporasının toplu
yerleşimlerinde kurulan dernekler, kültürel kimliği ve etnik gelenekleri
sürdürmeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin Abhaz Diyasporası, Abhazya’daki siyasi
ve kamusal çevrelerde, Abhaz aydınları arasında dikkate değer bir etkiye sahip
olup Abhazya’da önemli iş ve ortaklık çalışmaları yapmaktadır. Bine kadar
Türkiyeli Abhaz, son yıllarda Abhazya’ya yerleşmiştir.


Prof. Dr. ZAZA TSURTSUMİA


Bibliyografyası:


A.Cevdet. Tarih. III. Ahmet Cevdet Paşa.
Tarihi-Devlet. I-XII. İstanbul, 1894.

Gökçe C. Kafkasya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kafkasya siyaseti. Istanbul,
1979

İ.Berkok. Tarihte Kafkasya. Istanbul, 1958.

B. Habiçoğlu. Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler. İstanbul, 1993

M. Kundukov. Anılar, çev. M. Yağan, İstanbul, 1978.

А. Авксентьев. Ислам на северном кавказе. Ставрополь. 1984.

N. Berzec. Tehcîru’ş – Şerâkise. Amman, 1986

Ö. L. Barkan. Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon Metodu Olarak
Sürgünler. İ.Ü.İ.F. Mecmuası. İstanbul, 1949

K. H. Karpat. Ottoman Population 1830-1914. Wisconsin, 1995

A. H.Hızal. Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası. Orkun Yayınları No: 4.
Ankara 1961.

F.Baderhan. Türkiye, Sürye ve Ürdün’deki Küzey Kafkasya Diasporası (XIX
yüzyılın ikinci yarısı-XX yüzyılın birinci yarısı). Doğu Bilimler Enstitüsü.
Moskova 2001 (rusça)

A. Saydam. Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876). Ankara, 1997.

Gürcistan Merkezi Tarih Arşivleri. F.1861. Dosye 2. S.37

G.Dzidzaria. Muhacerat ve Abhazya’nın XIX yüzyılın ikinci yarsındaki tarihin
sorunları. Sukhumi.1982. (rusça)

gazete,,DDroeba”, 1867, #23

B.khorava. 1867 yılında Abhazların sürgünü. Tiflis 2004. (Gürcüce)

gazete‘Kavkaz’1877, #222

gazete,, Droeba”, 1878, #157.

gazete,,Tiflisskiyi Vestnik” 1877, #193.

gazete,, Droeba”, 1878, #158

gazete ,,Голос”, 1877, #257

gazete ,, Droeba”, 1879, #123

A.V.Vereshchagin. Kafkasya Karadeniz sahili ve kolonizasyonu. Sankt-Petersburg.
1878.(rusça)