Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


ALİCAN TÜRK : 28 ŞUBAT DAVASI /// KUMPAS DAVALARI
GERÇEKLERİ




28 Şubat soruşturması ve davası; TSK’nin
yalnızlaştırılması itibarsızlaştırılması halktan koparılması ve “susturulması”
amacıyla çeşitli kumpaslarla başlatılıp sürdürülen Ergenekon Balyoz Poyrazköy
Amirallere Suikast Askeri Casusluk vb. bir dizi davanın son halkasıdır.


Davanın adı 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik
Kurulu’nda (MGK) alınan bir dizi tedbire dayandırılarak “28 Şubat Davası”
olarak konmuştur. Cumhuriyet tarihimiz açısından oldukça önem taşıyan bu dava
her ne kadar bir “darbe davası” olarak adlandırılmaktaysa da soruşturma
iddianame ve dava sürecine bakıldığında aslında bu davanın cumhuriyetin temel
değerlerini ve bilhassa lâiklik ilkesini taviz vermeden savunan – TSK dahil – bütün
kişi kurum ve kuruluşlara bir “gözdağı verme” ve bir “intikam alma” davası
olduğu açıkça anlaşılmaktadır.


Soruşturma 28 Şubat döneminin Başbaka- nı
Necmettin ERBAKAN’ın 27 Şubat 2011’deki vefatından sonra Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca Nisan 2011’de başlatılmıştır. Hiç kuşkusuz bu davayı açabilmek
ve o dönemde iktidarda olan 54’üncü Cumhuriyet Hükûmetinin (kısaca REFAHYOL
Hükûmeti) 18 Haziran 1997 tarihinde istifa etmesini bir darbe ile
ilişkilendirebilmek için dönemin Başbakanı Erbakan’ın ölmesi beklenmiştir.
Erbakan’ın sağlığında böyle bir soruşturma ve dava açmaya kimse kalkışmamıştır
zira merhum Erbakan yaşadığı müddetçe başında bulunduğu 54’üncü Hükûmet’in
istifa gerekçesini hiçbir şekilde ve hiçbir yerde askeri darbeye bağlamamış
askeri darbe ile düşürüldüğünü söylememiş bir askerî darbeden şikâyetçi
olmamıştır.


Başlatılan soruşturma – ne tesadüftür ki tıpkı
diğer kumpas davalarda olduğu gibi – “vatansever” bir şahsa (ki bu şahıs
“Fethullah Gülen Nur Tarikatı üyeliği” gerekçesiyle 1997 yılında TSK’nden
atılan Tamer TATAR adlı bir Tabip Binbaşı’dır) (1) gönderilen bir klasör belge
ile bir DVD ve bir CD’nin 22 Aralık 2011’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na
ulaştırılmasıyla derinleştirilmiştir. Davanın savcısı Mustafa BİLGİLİ (ki
kendisi aynı zamanda “Kozmik Oda” soruşturmasını da yürüten savcı olup 15
Temmuz “ihanet kalkışması” sonrası FETÖ üyeliği gerekçesiyle halen
cezaevindedir) yine tıpkı diğer davalarda olduğu gibi – kendisine gönderilen
belgelerin doğruluğunu araştırmaya bile gerek görmeden gözaltı ve tutuklamalar
için düğmeye basmış 12 Nisan 2012’de ilk gözaltı ve tutuklamalar başlamıştır.


İrili ufaklı 12 dalga halinde yürütülen gözaltı
ve tutuklamalar sonunda 103 kişi sanık sandalyesine oturtulmuş bunların 76’sı
tutuklanmış aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı
KARADAYI’nın da bulunduğu 23 asker tutuksuz yargılanmak üzere adli kontrol
tedbirleri ile serbest bırakılmış haklarında tutuklama kararı çıkarılan 4 kişi
teslim olmamış ancak tutuklama kararı kaldırılınca – biri hariç diğerleri -
duruşmalar sırasında mahkemeye gelip ifade vermişlerdir.


Yargılananlardan sadece biri – dönemin YÖK
Başkanı Prof. Dr. Kemal GÜRÜZ – sivil olup diğerlerinin tamamı asker kökenli
kişilerdir. Aralarında Kuvvet Komutanlığı yapmış ve yaşı 80’i geçmiş
orgenerallerin de bulunduğu toplam 102 asker sanığın son rütbelerine göre
dağılımı şöyledir: 14 Org. / Ora. 17 Korg. / Kora. 15 Tümg. / Tüma. 15 Tuğg. /
Tuğa. 37 Alb. 1 Bnb. 3 Astsb. . Sanıklardan 6’sı (Org. Çetin DOĞAN Org. Şükrü
SARIIŞIK Korg. Engin ALAN Korg. Metin Yavuz YALÇIN Korg. Doğan TEMEL ve Korg.
Tevfik ÖZKILIÇ) aynı zamanda Balyoz kumpasında da yargılanmışlardır. Dava
kapsamında tutuklanan 76 sanıktan 65’i Sincan 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli
Cezaevinde muvazzaf olan 11’i Mamak Askeri Cezaevinde kalmıştır.


Sanıkların büyük çoğunluğuna isnat edilen suç
Batı Çalışma Grubu (BÇG) üyeliğidir. Savcılık BÇG’yi “hükümeti yıkmak üzere
oluşturulmuş yasadı- şı bir cunta yapılanması” olarak görmüş ancak Gnkur. Bşk.
Org. İ. H. KARADAYI dahil tüm sanıklar “T. C. Hükümetini cebren devirmek
hükümetin görevlerini kısmen veya tamamen engellemek engellemeye teşebbüs etmek
darbeye teşebbüs etmek” suçuyla yargılanmıştır. Soruşturma sürecinde Savcı
Bilgili’nin hukuk dışı ve keyfî yaklaşımlarında en büyük desteği veren
Genelkurmay Adli Müşaviri Hâkim Albay Muharrem KÖSE olmuştur.


Davanın “BÇG – 28 ŞUBAT” adını taşıyan 1309
sayfalık iddianamesi ilk tutuklamalardan yaklaşık 13 5 ay sonra çıkmış olup 355
Ek Klasörden oluşmaktadır.


Duruşmalar 02 Eylül 2013 tarihinde Ankara 13.
Ağır Ceza Mahkemesinde başlamıştır. Duruşmaların ikinci günü (03 Eylül 2013’te)
dönemin Jandarma Genel Komutanı E. Org. Teoman KOMAN tam 15 aylık tutukluluğun
ardından ağır sağlık durumu gözetilerek tahliye edilmiştir. Cezaevine
girdiğinde de Parkinson hastası olan ve yürüme problemi nedeniyle kaldığı
hücrede ayrı bir yatma tedbiri alınan E. Org. Koman tahliye edilir edilmez
hastaneye kaldırılmış ancak bir daha çıkamamış tam 3 ay sonra – 14 Aralık
2013’te vefat etmiştir.


Mahkeme sürecinde sanıklardan dördü daha vefat
etmiş [(E) Dz. Alb. Eser ŞAHAN – vefatı 13 Şubat 2015 (E) J. Alb. Salih ERYİĞİT
– vefatı 05 Nisan 2016 (E) Korg. Tevfik ÖZKILIÇ – vefatı 08 Ağustos 2017 ve (E)
Tümg. Çetin DİZDAR – vefatı 24 Temmuz 2018]; böylece soruşturma sürecinde yaşamını
yitiren Alb. Mehmet HAŞİMOĞLU ile birlikte davanın sonucunu göremeden yaşamını
yitirenlerin sayısı 6 olmuştur.


28 Şubat soruşturması kapsamında ilk dalgada
gözaltına alınan ve en son tahliye edilen Çevik BİR ve İdris KORALP yaklaşık 21
aylık tutukluluk süresi ile en uzun süre tutuklu kalan kişiler olmuşlardır.


Bir dava içinde hiçbir makul gerekçe olmadan üç
kez hakim değiştirilmiştir. Son heyetin yaklaşık 90 celseden sonra yani artık
duruşmaların sonlarına gelindiğinde değişmesi “siyasetin davaya parmağı” olarak
değerlendirilmiştir.


Duruşmalar sırasında 28 Şubat sürecinde
başbakanlık bakanlık ya da üst düzey bürokratlık görevi yapan birçok şahsiyet
dinlenmiştir. Bunlar arasında REFAHYOL Hükûmetinin Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Tansu ÇİLLER İçişleri Bakanı Meral AKŞENER Adalet Bakanı
Şevket KAZAN Milli Savunma Bakanı Turhan TAYAN eski Orman Bakanı ve DYP Gn.
Bşk. Yrd. Hasan EKİNCİ eski Milli Eğitim Bakanı Köksal TOPTAN REFAHYOL
Hükûmetinden sonra kurulan ANASOL-D Hükûmetinin (55’inci Hükûmet) Başbakanı
Mesut YILMAZ eski Devlet Bakanlarından Hasan Celal GÜZEL İlhan AKÜZÜM Edip
Safter GAYDALI dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN dönemin
Başbakanlık Basın Başdanışmanı Mehmet BİCAN Emniyet İstihbarat Daire Başkan
Yardımcısı Bülent ORAKOĞLU T. Çiller’in danışmanlarından ve eski AKP İzmir
Milletvekili Hüseyin KOCABIYIK gibi isimler de bulunmaktadır.


Öte yandan sanıkların taleplerine rağmen 28
Şubat döneminde REFAHYOL Hükûmetinin yıkılmasında oldukça etkin roller oynayan
eski TBMM Başkanlarından Hüsamettin CİNDORUK DYP’den ayrılıp ANAP’a geçen eski
Sağlık Bakanlarından Rifat SERDAROĞLU ile Bayındırlık ve İskân Bakanı Yaşar
TOPÇU dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural SAVAŞ gibi son derece önemli
tanıkların dinlenmesi mahkemece reddedilmiştir.


Duruşmalarda sanıkların nihai savunmalarının
başladığı günlerde siyaset eliyle mahkemeyi etkilemeye dönük baskıların arttığı
gözlenmiştir. Nitekim 11.01.2018 tarihinde 43. Muhtarlar Toplantısı’nda bir
konuşma yapan Cumhurbaşkanı; “28 Şubat cuntacılarının yeni bir kardeş kavgası
çıkarmak için kurdukları tuzakları milletimizle birlikte birer birer bozduk. ”
diyerek 28 Şubat’ın bir cunta hareketi olduğunu ilan etmiş aynı gün Adalet
Şûrasında konuşan Başbakan ise “tankları demokrasiye karşı yürüten 28 Şubat darbecileri
adalet önünde hesabını vermektedirler. ” diyerek 28 Şubat’ı bir “darbe”
yargılananları da “darbeci” olarak gördüğünü hem kamuoyuna hem de davaya bakan
hâkimlere duyurmuştur. Ancak bunlardan daha vahimi 28 Şubat’ın 21’inci
yıldönümünde Parti Genel Merkezi’ndeki bir etkinlikte konuşan Başbakan’ın 28
Şubat sanıkları için “hukuk içinde hak ettikleri en ağır cezayı alacaklar.
Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. ” şeklindeki sözleri son derece talihsiz
ve doğrudan mahkemeyi etkileyen sözler olarak kayıtlara girmiştir. Nitekim söz
konusu açıklamanın ertesi günü (01.03.2018) Kumpas Mağdurları Yardımlaşma ve
Dayanışma Derneği (KUMPASDER) olayı kınayan bir basın açıklaması yapmış bir
sonraki gün ise sanıklardan (E) Korg. Yıldırım TÜRKER’in avukatı Aytekin EROL
da “Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs” suçunu işlediğini ileri sürerek
Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. (2)


Mamafih müştekiler arasında Cumhurbaşkanı’nın o
dönemde biri 14 diğeri 12 yaşındaki iki kızının bulunması bile başlı başına
yargı üzerinde bir baskı oluşturduğu değerlendirilmektedir.


Tüm sanıkların son savunmaları 13 Mart 2018
tarihinde yapılan duruşma ile sona ermiş bir ay sonra 13 Nisan 2018 tarihinde
yapılan 106’ncı duruşmada ise mahkeme heyeti kararını açıklanmıştır.


Buna göre;


 Aralarında Prof. Dr. Kemal GÜRÜZ’ün de
bulunduğu 21 sanığa önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine ancak
yargılama sürecindeki iyi halleri nedeniyle cezanın müebbet hapis cezasına
çevrilmesine; sanıkların yaş ve sağlık durumları dikkate alınarak karar
kesinleşinceye kadar yurt dışına çıkmamak ve her ayın ilk günü en yakın
güvenlik birimine imza vermek suretiyle “adli kontrol tedbirleriyle”
salıverilmelerine


 10 sanık için davanın zaman aşımı nedeniyle
düşürülmesine


 68 sanığın beraatlerine


 vefat eden 4 sanık için ise davanın
düşürülmesine hükmedilmiştir. (3)


Davanın “Gerekçeli Kararı” 03 Temmuz 2018
tarihinde yayınlanmıştır. 3833 sayfa tutan gerekçeli kararda; iddianamede yer
alan çarpıtılmış / tahrif edilmiş belgelerin bile geçerli kanıt sayıldığı
duruşma-


larda açığa çıkan pek çok bilgi ve belgenin
görmezden gelindiği sanıkların son savunmalarının hiç dikkate alınmadığı
sonuçta siyasi baskıların etkisinde kalan bir karar verildiği çok açık ve net
biçimde görülmüştür.


Bu karardan yaklaşık 2 5 ay sonra
(25.09.2018’de) davanın savcısı Mehmet Hanifi YILDIRIM tarafından karara itiraz
ederek istinaf dilekçesi verilmiş ve beraat edenlerden 27 kişi ile zaman aşımı
nedeniyle davası düşen 10 kişi için kararın kaldırılması talebinde bulunmuştur.


Bu yazının hazırlandığı Mart 2019 tarihi
itibariyle dava halen istinaf aşamasındadır.


Dava ile ilgili diğer hukukî prosedüre
bakıldığında; 15 Temmuz’un yargı ayağını oluşturmak ve FETÖ üyeliği ile
suçlanan eski Savcı Mustafa BİLGİLİ tarafından hazırlanan iki cilt halinde ve
toplam 1309 sayfalık iddianamenin hukuk adına utanç duyulacak bir belge olduğu
görülmüştür. Şöyle ki;


1. Normalde sanıklar lehine
olabilecek bilgi ve belgeleri de toplaması gereken savcılık sanıkların lehine
olabilecek tek bir bilgi ya da belgeyi bile iddianameye almamış aksine bu tür
bilgi ve belgeleri sümen altı etmiştir.


2. Adı “28 Şubat Davası” olan bir
iddianamede 28 Şubat 1997 tarihinde MGK’da alınan “406 sayılı MGK Kararları”na
ve o kararların “Rejim Aleyhtarı İrticai Faaliyetlere Karşı Alınması Gereken
Tedbirler” başlıklı 18 maddelik ekine ilişkin tek bir cümle dahi edilmemiştir.


3. MGK kararlarının görüşüldüğü ve
tereddütsüz kabul edildiği 13 Mart 1997’deki Bakanlar Kurulu Toplantısı ile o
toplantı sonucuna göre ertesi gün (14 Mart) Başbakan Erbakan’ın imzasıyla bütün
bakan(lık)lara / icracı kuruluşlara yayınlanan BAŞBAKANLIK DİREKTİFİ tamamen
görmezden gelinmiştir.


4. Söz konusu Başbakanlık
Direktifi’ni müteakip irtica ile mücadele esaslarını içeren ve dönemin İçişleri
Bakanı Meral AKŞENER tarafın- dan imzalanarak bütün il valilikleri ve emniyet
teşkilatına gönderilen 28 Mart 1997 tarihli “ANAYASA VE YASALARIN
UYGULANMASINDA UYULACAK USUL VE ESASLAR” başlıklı GENELGE yine yok sayılmıştır.
(Oysa o dönemde kamu personelinin kılık kıyafet konusu da dahil bütün
uygulamalar bu genelge çerçevesinde valiliklerce emniyet müdürlüklerince
gerçekleştirilmiş ancak bazı çevreler bu işi sanki TSK yapmış gibi bir izlenim
oluşturmuşlardır. )


5. Aynı şekilde Adalet Bakanı
Şevket KAZAN tarafından imzalanarak Cumhuriyet ve DGM Başsavcılıklarına
gönderilen 11 Nisan 1997 tarihli “KANUNLARIN TİTİZLİKLE UYGULANMASI HAKKINDA”
konulu GENELGE sanki hiç yazılmamıştır.


6. O dönemde MİT ve Emniyet Genel
Müdürlüğü’nce Cumhurbaşkanı’na ve Hükûmete verilen ve irtica tehdidini açıkça
ortaya koyan brifinglerden raporlardan eser yoktur.


7. Başbakan ERBAKAN’ın 18 Haziran
1997 tarihinde Cumhurbaşkanı Demirel’e verdiği ve “Refah Partisi ve Doğru Yol
Partisi arasındaki Koalisyon Protokolü’ne uygun olarak bu bir yıllık süreden
sonra başbakanlığın Doğru Yol Partisi’ne geçebilmesi için yapmış olduğumuz
taahhüde ve iki parti arasındaki mutabakata uymak üzere başbakanlık görevinden
istifa ediyorum. ” şeklindeki istifa dilekçesine tek kelime ile değinilmemiştir


8. Aynı şekilde söz konusu istifa
mektubundan üç gün sonra merhum ERBAKAN’ın Başbakan Yardımcısı Tansu ÇİLLER ve
hükûmeti destekleyen BBP Genel Başkanı merhum Muhsin YAZICIOĞLU ile birlikte
bütün kameraların önüne çıkıp istifa gerekçesini detaylı biçimde açıkladığı
basın toplantısı görmezden gelinmiştir.


9. Cumhurbaşkanı DEMİREL’in Meclis
Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda söylediği ve o dönemde tüm sorumluluğun
kendisine ait olduğuna ve tüm faaliyetlerin anayasa ve yasalar çerçevesinde
yürütüldüğüne ilişkin hiçbir beyanı iddianameye alınmamıştır.


10. Dönemin Adalet Bakanı Şevket
KAZAN’ın bizzat kendi yazdığı “Öncesi ve Sonrası ile 28 Şubat” ve “Refah
Gerçeği” adlı kitaplarda hükümetin istifasının tamamen iki parti arasındaki
protokole dayalı bir ahde vefa ilişkisi olduğuna ilişkin açıklamalarının hepsi
es geçilmiştir.


11. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik
iç ve dış tehditlerin belirlendiği ve başta TSK olmak üzere devlet çapında
güvenlikten sorumlu bütün kurumlara düşen görevlerin yer aldığı en önemli ve en
temel kaynak olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) hiç gündeme bile
getirilmemiştir. (Duruşmalar sırasında söz konusu belgenin Başbakanlık ve/veya
MGK Genel Sekreterliğinden getirtilmesi taleplerinde bulunulmuş ancak mahkeme
bu konuda gerekli özeni göstermemiş MGK’nın gönderdiği ve bilerek ya da
bilmeyerek hedef şaşırtıcı birkaç cümlelik cevabı yeterli görmüştür. Mahkemenin
MGSB konusundaki bu tutumu da anlaşılamamıştır. )


12. Bütün bu gayrı hukukî tutum
yetmezmiş gibi iddianameyi hazırlayan savcıların hukuka aykırı biçimde delil
topladıkları sırf sanıkları suçlu göstermek için resmî belgelerdeki cümleleri /
ifadeleri bile tahrif etmekten kaçınmadıkları; dahası sorguya çağırdığı bazı
sivil memurları sanıklar aleyhinde ifade vermeleri için korkuttukları ve
psikolojik baskı kurdukları ortaya çıkmıştır.


13. Ve nihayet gerek iddianamede
gerekse gerekçeli kararda müşteki mağdur ve katılan olarak yer alan asker
kökenli şahıslardan bir bölümünün geçmişte Fethullah Gülen Cemaatiyle ilişkisi
nedeniyle TSK’dan Yüksek Askeri Şûra kararıyla ihraç edildiği anlaşılmıştır. Bu
tespit sayıları askerlerden çok daha fazla olan sivil müşteki mağdur ve
katılanlar arasında da FETÖ’cüler olabileceği konusunda kuvvetli şüphe
uyandırmaktadır.


14. Sonuç olarak denebilir ki; 28
Şubat kumpas davasının – başta FETÖ olmak üzere siyasal İslâm’ı savunan
köktendinci tarikat ve cemaatlerle neden mücadele ettiniz?” davası olduğu ve
TSK’ya karşı ideolojik intikam güdüsü ile açılmış siyasi bir dava olduğu tüm
çıplaklığıyla açığa çıkmıştır.


15. (1) GATA’da göz doktoru iken
TSK’dan ihraç edilen Tamer TATAR’ın bilahare FETÖ’nün Afrika’daki faaliyetleri
kapsamında birçok hastanede 100’den fazla göz ameliyatı yaptığı tespit
edilmiştir.


(2) Söz konusu suç duyurusu hakkında savcılığın
12.03.2018 tarihinde “Soruşturma ve kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdiği
öğrenilmiştir. Ancak Av. Aytekin EROL bu konuyu AİHM’ne kadar götüreceklerini
beyan etmiştir.


Sanıklardan (E) Tümg. Çetin DİZDAR mahkeme
kararından sonra vefat ettiği için mahkeme kararında “4 sanık” görünmektedir.




Link : http://www.tesud.org.tr/uploads/yayin/dosya/1558524230c81e728d9d4c2f636f067f89cc14862c.pdf

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış