• Anasayfa
  • /
  • SİYASİ DAVALAR DOSYASI /// KURMAY ALBAY CEMAL CANDAN : 'FOTOKOPİDE YAKALANAN SAHTEKARLIK'


Tutuklama gerekçesi mi, tutuklama bahanesi mi ?

(SÖZDE) Balyoz davasında 16 yıl hapse mahkum edilen Kurmay Albay Cemal Candan tutuklu bulunduğu Hasdal Cezaevi'nden “Esir Bir Türk Subayı” imzasıyla yeni bir mektup gönderdi.

Candan, davanın iddianamesinin kabul edildiği Temmuz 2010'dan 11 Şubat 2011 tarihine kadar hiç tutuklama olmamasına, sonra birden bire 163 general, subay ve astsubayın tutuklandığına dikkat çekti.

Sevgili Dostlarım,

GEÇEN MEKTUBUMDA, her zamanki gibi, duruşma tutanaklarına bağlı kalarak, 11 Şubat 2011 tarihinde Mahkeme Heyeti’nin, hukuk kurallarını ayaklar altına alarak, bizi nasıl tutukladığını anlatmıştım. Ancak, bir konu eksik kalmıştı; Mahkeme Heyeti’nin bizi hangi gerekçe ile tutukladığı! Çünkü yedi aydır tutuksuz yargılanan 163 sanığı tutuklamak için bir gerekçe lazımdı. Bugün de bu konudan, yani hangi gerekçe ile tutuklandığımızdan bahsetmek istiyorum.

Malum olduğu üzere, Balyoz Davası Temmuz 2010 tarihinde kabul edildi. O tarihten 11 Şubat 2011 tarihine gelinceye kadar da Balyoz Davasının tutuklu hiçbir sanığı yoktu. Peki, ne değişti de, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 163 generali, subayı, astsubayı birdenbire tutuklandı.

Artık alıştığımız üzere, yine adı sanı belli olmayan sözde vatansever bir yurttaşımızın ihbarı üzerine Gölcük Donanma Komutanlığı’nda, 6 Aralık 2010 tarihinde yapılan arama sonucu, Balyoz Davası ile ilgili sözde yeni belgelere ulaşılır. Kahraman polislerimiz de bulunan sözde belgelere dayanarak Balyoz davasının her bir sanığı için ayrı ayrı birer polis tespit tutanağı hazırlar. Bu polis tespit tutanaklarına da, Gölcük’te ele geçirilen, her şahısla ilgili eski ve yeni sözde delilleri koyarlar. Sonra da bu polis tespit tutanakları Ocak 2011’de Balyoz Davasına bakan 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilir.

Evet, artık gerekçe bulunmuştur; “sanıklar hakkında ele geçirilen yeni deliller” vardır. Bu gerekçeyle de savcı tutuklama talebinde bulunur, Mahkeme Heyeti de tutuklar. Esasında her şey gayet normal gözüküyor, değil mi? Bakalım öyle mi?

Benim de dâhil olduğum 89 sanık hakkında Gölcük’te ele geçen tek bir yeni belge, yani tutuklanmamıza gerekçe olarak gösterilen tek bir sözde yeni delil var. Bu sözde delil, Aralık 2002 tarihinde, Kocaeli’deki 15’inci Kolordu Karargâhı’nda yazılmış, yine o bölgede bulunan Lojistik Destek Komutanlığı’na gönderilmiş, “Kategorili Personel İsimleri ve İrtica Faaliyetleri” konulu bir yazı.

Bu tarihte, ben Lüleburgaz’da, yarbay rütbesinde, tabur komutanı olarak görev yapıyorum. Kocaeli bölgesinde hiçbir zaman görev yapmadım. Bu yazıyı yazan veya alan hiç kimseyi tanımam. Yazının hiçbir yerinde benimle ilgili hiçbir bilgi yok. Durum, diğer 88 sanık içinde farklı değil. O halde bu belge bizim hakkımızda nasıl yeni bir delil olabilir!

İşin daha da vahimi, bu belge, gerçek bir belgeden üretilmiş sahte bir belge! Sahte olduğunu gösteren onlarca emare de mahkemede uzun uzun anlatıldı.

- Gizli evrak kontrol numarasının (195188)  ilk iki rakamı yılı gösterdiğine göre, bu evrakın 2002 yılında değil, 1919 veya 2019 yılında yazılmış olması gerektiği,

- Kontrol numarasının sol üstten sağ alta doğru basılacakken, hatalı olarak sağ üstten sol alta doğru basılmış olduğu,

- Yazının fotokopisi çekilirken arka sayfadaki yazıların da çıktığı, bunun sonucunda, ön sayfada yazının Lojistik Destek Komutanlığı’na gönderildiği yazıyorsa da, yazının Hava Radar Mevzi komutanlığına gitmiş ve bu birliğin personeline imza karşılığı tebliğ edilmiş olduğu,

- “Gizli” ve “Kişiye Özel” damgalarının birer tane ve kırmızı renkte olması gerekirken, 2 veya 3 tane olduğu ve orijinal damgaların kırmızı olması gerekirken fotokopi ile çoğaltıldığı için siyah renkte olduğu,

- Kişiye özel evraklar doğrudan komutana, zarfı açılmadan elden teslim edilmesi gerekirken, bu evrakın arka yüzüne iki ayrı havale kaşesi vurulmuş olduğu gibi bu belgenin sahteliğini gösteren kanıt mahkemede anlatıldı.

Yani bu belge ben sahteyim diye bas bas bağırıyordu. Ama bizi duymayan mahkeme heyeti, bu belgenin bağırışlarını da duymadı.

İşte böylece, ülkemizin yargı sisteminde, sizinle hiç alakası olmayan bir veri, hakkınızda düzenlenen polis tespit tutanağına konuyor, mahkemede delil haline geliyor ve sizin için tutuklanma sebebi oluyor. Artık siz bağırın bağırabildiğiniz kadar, bu veri sahte, bu verinin benimle bir ilgisi yok diye. Geçmiş olsun, kim duyar!

Peki, şimdi siz bu tutuklanma gerekçesini haklı buluyor musunuz? Ben bulmuyorum. Bana göre bu tutuklama gerekçesi değil, olsa olsa tutuklama bahanesi olur. Bahanelerle insanların tutuklandığı yerde de adil yargılamadan bahsedilemez.

Ben, adil yargılanmadığına, haksızlığa uğradığına inanan birisi olarak diyorum ki; hayatını vatanına ve milletine hizmet etmeye adamış birisi olarak darbeciliği ve teröristlik damgası ile suçlanmayı asla kabul etmiyorum. Gücünü haklılığından alan feryadımı duyun ve duyurun.

Kurmay Albay Cemal Candan
Esir bir Türk subayı
Hasdal Cezaevi

YARGI & ADLİYE & HUKUK & SİYASİ DAVALAR